KKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri
Mehmet Baran Yoldasìn
IV. Kongrede Okudugu
MK Politik Raporu
ULUSLARARASI GELISMELER
Yoldaslar!
III. Parti Kongresi`nden bu yana uzun bir zaman gecti, Bu sürede hem uluslararasi
alanda hem de bölgemizde ciddi gelismeler yasandi.
Bu gelismelerin en önemlise, 20. Yüzyilà damgasini vuran reel
sosyalizmin yikilmasidir. Sosyalist sistem yikildi; eski sosyalist ülkelerde
kapitalist serbest piyasa ve özel mülkiyete dayali sömürü
düzeni sistemli olarak gelistiriliyor. Dünya gücler dengesi emperyalist-kapitalist
sistem lehine degisti. Emperyalizmin tek basina hakim oldugu dünyada, bölgesel
savaslar azalmadi, tersine hizla artti. Emperyalist gücler arasi egemenlik
kavgasi ve silah tekellrinin kàr hirsi, halklar arasinda bölgesel
savaslari tirmandirdi. Zengin Kuzey ile yoksul Güney yarim küre arasindaki
ucurum derinlesiyor. Esitsiz gelisme cok yönlü olarak ve tüm
hiziyla zengin Kuzey lehine isliyor. Teknolojik gelisme insanligin maddi üretim
alanindan giderek kopmasinin kosullarini yaratirken, ac gözlü sermaye
teknolojik gelismeyi arkalayarak issizligi sosyal bir felaket haline getirdi.
Kisacasi, günümüz dünyasinda ezilenlerin üzerinde sömürü
agirlasiyor, baskilar yogunlasiyor.
Yoldaslar!
Sosyalist sistem yikildi, ancak sosyalizm ve sinifsiz, sömürüsüz
sistem olan komünizm insanligin kurtulus umudu olmaya devam ediyor. Dünya
komünist hareketi (ve bunun bir parcasi olarak biz) gecmiste yasanmis sosyalizmin
yikilis nedenlerini tartisirken, günümüz sosyalizmine iliskin
perspektifler de üretiliyor. Bu konuda yasanan zengin tartismayi KKP olarak
izliyoruz ve kendi özgülümüzde sürdürüyoruz.
Hem gecmiste yasanmis sosyalizmin sorunlari, hem de bugün ugruna mücadele
ettigimiz sosyalizmin temel cizgileri üzerine belli bir tartisma ve üretim
gerceklestirdik. Ancak sürdürdügümüz bu calismanin
yetersiz oldugunu belirtiyoruz. Önümüzdeki dönemde hem dünya
komünist hareketinin sorun üzerindeki tartismasini izlemeliyiz, hem
de pratik-politik mücadele ile iliskilendirilmis olarak özgülümüzde
sorunu tartismaliyiz.
Son yollarda üzerinde en cok tartisilan`sermayenin küresellesmesi`aslinda
yeni bir gelisme degildir.Kapitalizm, gelismesinin basindan itibaren ``küresellesme
egilimleri ve dinamiklerini`` bagrinda tasimistir. Kitalar arasi ulasimin (özellikle
denizyolu ile ulasim) gelismesine paralel olarak önce meta ihraci seklinde
ticaretin hizla gelismesi ve ardindan emperyalist sermaye ihraci... Bu ikisi,
basindan beri kapitalist küresellesmenin tasiyici dinamikleri olmuslardir.
20. Yüzyilìn son ceyregine gelindiginde kapitalist küresellesme
yönünde degisen; sürecin hizlanmasi ve dünyanin en ücra
köselerini etkisi altina alip hacim olarak genislemesidir.
Teknolojik gelismenin de etkisiyle kapitalizmin dünyanin her alaninda
gelismesi ve toplumlari kapitalist sistem cercevesinde bütünlestirerek
cok yönlü iliskilendirmesi, telekominikasyon ve iletisim teknolojisindeki
büyük gelismelerle dünyanin olabildigince kücülmesi
ve tüm bunlarin etkisiyle toplumlar arasi ekonomik, sosyal, kültürel
entegrasyonun hizlanmasi... Bu gelismeler 20. Yüzyilìn son ceyreginde
sermayenin küresellesmesinin hizlandirilmasi icin uygun nesnel kosullar
yaratiyor.
Emperyalist sermaye merkezli küresellesme basta ekonomik alanda olmak
üzere ulusal olusal olan her engeli asiyor, asmayi hedefliyor. Ulusal ekonomiden
dünya capinda ekonomik merkezilesmeye dogru hizlanan gelisme, ulusal devleti
merkezilesmenin odagi olmaktan cikarma hedefini iceriyor. Buna karsi, bölgesel
ve ulusal düzlemde karsi direncler de gelisiyor. Ancak, emperyalist sermaye,
küresellesmeye karsi gelisen egilimleri kirmak ve etkisizlestirmek amaciyla
yeni yeni uluslararasi anlasmalari toplumlara dayatiyou.=
Yoldaslar!
Küresellesen ekonominin öne cikan belirgin özelligi, üretimden
cok ticari ve spekülatif kazanclari arttirmasidir. Kapitalizm tarih sahnesinde
yer aldigindan bu yana hicbir dönemde bu kadar asalak, rantiyeci karektere
bürünmemisti. Basta emperyalist ülke ekonomileri olmak üzere
dünya ekonomisi giderek üretimden kopuyor, finans hareketleri olarak
borsaya dayaniyor. Bilgisayar ve uydu teknolojisindeki gelismeler ile finans
piyasalarinin küresellesmesi inanilmaz boyutlara tirmaniyor. Üretken
yatirimlarin yerini rantiyecilik, agir sanayilerrin yerini askeri sanayilesme
aldikca, borsalar küresellesen dünyanin kalbi haline geliyor. Bu kalp
giderek tekliyor. Bildiginiz gibi borsalarin atesi son yillarda sik sik yükseliyor,
basinda sik sik borsa kizleri ve bunlarin dünya capinda yarattigi sarsintilari
okuyoruz, etkilerini hessediyoruz. Yaslanmis kapitalizmin kalbi haline gelen
borsalarin krizleri siklasiyor. Clintonùn fermuargate skandali bile tüm
dünyadaki borsalarda düsüse yolacabiliyor.
Küreslesmenin emperyalist merkezli olmasi somutta AB, NAFTA, APEC gibi
kitasal / bölgesel blokasmalar ekseninde gelismesi nedeniyledir ki; bu
durum gelismis Kuzey icin daha fazla zenginlik ve refaha yol acarken, gelismemis
Güney icin daha fazla yoksulluk, issizlik, cevre kirliligi ve dogal kaynaklarin
tahribatini beragerinde getirmektedir.
Sosyalist sistemin yikilisinin ardindan ilan edilen `Yeni Dünya Düzeni`,
emperyalist-kapitalizmin dünya düzeninin adi olup, isminden baska
yeni olan hicbir sey icermiyor. Yeni denilen sey, kapitalizmin en gelismis,
en cürük, en asalak, en saldirgan ve can cekisen asamasi olarak emperyalizmin
sinirsiz egemenligidir.
Yoldaslar!
Biz KKP olarak; dünya halklarinin ekonomik, sosyal, kültürel
ve siyasal bütünlesmesinden (küresellesmesinden) yanayiz. Ancak
tümüyle emperyalist Kuzeyìn cikarlarini merkezine alarak gelistirilen
küresellesmeye karsiyiz.
Biz KKP olarak; tek yanli gelistirilen emperyalist merkezli uluslararsi bütünlesmeyi
reddediyoruz. Ancak dünya halklarinin uluslararasi ekonomik bütünlesmesiyle
uyumlu yerel kendine yeterliligin kacinilmaz olduguna inaniyor ve savunuyoruz.
Biz KKP olarak; dünya halklarinin üretimlerinin, demokratik ve ilerici
kültürlerinin ortak bir kültür havuzuna akip bütünlesmesinden
yanayiz. Fakat Coca Cola, Marlboro. Mc Donald`s evrensel yiyecek-icecek olarak;
Madonna ve Michael Jacksonìn evrensel müzik olarak:Levi`s Benettonùn
vb. Giyimde ``hepimizin`` evrensel markasi diye sunularak yerelligi öldürmesine
karsiyiz.
Biz KKP olarak; teknolojik gelismenin sagladigi imkànlarla insanligin
dogaya hàkim olup ondan yararlanmasinin uygarlastirici bir gelisme olduguna
inaniyoruz. Fakat teknolojik gelismeyi arkasina alan sermayenin daha fazla kàr
hirsiyla yeryüzünün tüm zenginliklerini meta haline getirmesine,
pazara sürmeye yönlendiren tüketim toplumu kültürüne
karsiyiz.
Yoldaslar!
Sermaye, sistemin agir bunaliminin yükünü, bir yandan gelismemis
ve az gelismis ülke halklarina yüklerken, diger yandan da isci sinifi
üzerindeki emek sömürüsünü agirlastiriyor. Bilim
ve teknoloji üzerinde kurdugu hegemonyayi degerlendiren sermaye, teknoloji
alanindaki ilerlemeyi genelde insanliga,, özelde ise sici sinifina harsi
kullaniyor. Son yollarda hizlandirilan küresellesmeyle birlikte sermaye,
emek sürecinde ``esneklik`` adi altinda esci sinifina yönelik cok
yönlü bir saldiri baslatmis bulunuyor. Dahasi esce sinifinin 200 yillik
kazanilmis haklarini ortadan kaldirmayi hedefliyor.
Sermaye, esnek uzmaliga dayali emek süreciyle üretimdeki ``katiliklari``
asmayi hedefliyor. Esnek istihdam, esnek ücret, esnek calisma kosullari
vb. Ile yapilan ve yapilmak istenen; esyeri ve iskolu düzeyinde gecerli
olan toplu is sözlesmereriyle elde edilen ortak ücret sistemini ortadan
kaldirmak, her isci ile ayri ayri ücret anlasmasina giderek, isci sinifinin
ekonomik kavgadaki birligini parcalamak; isten keyfi atmalari yasallastirmak;
isgünü saatlerini keyfice belirlemek, iscileri cumartesi, pazar günleri
dahil agir calisma kosullarinda calismaya zorlamaktir. Sermayenin esneklik yönelisinin
altinda, dev isletmeleri kücülterek veya isletmelerin farkli süreclerini
farkli bölge ve ülkelerde kurarak isci sinifinin fiziksel birligini
parcalamak, ortak eylem gücünü kirmak yatiyor. Tüm bunlarin
hedefinde ise sendikalar, toplu is sözlesmesi ve grev hakki basta olmak
üzere kazanilmis haklarin ortadan kaldirilmasi bulunuyor. Sermaye, 21.
Yüzyilà girilirken isci sinifinin örgütsüz ve birlikten
yoksun birakarak en agir kosullarda calismaya mahkum etmeyi hedefliyor.
Yoldaslar!
Dünya capinda kapitalizme karsi mücadelede isci sinifi bugün
de en temel ve en yaygin toplumsal dinamik durumundadir. Kapitalist egemenligin
dünyanin tüm bölgelerinde katettigi gelismeyle parelel olarak
isci sinifi da nesnel olarak büyüyor. Buna beyaz yakalilarin nesnel
olarak proleterlesmesini ve toplam emek icerisinde entellektüel emegin
büyüyen oranini da ekledigimizde, bu gücün nesnel bakimdan
büyüdügünü ve güclendigini daha belirgin sekilde
görürüz. Calisan emek gücü ve kapitalizmin tenolojik
gelismeyle paralel her gün büyüttügü yedek isgücü
olan issizlerle birlikte isci sinifi halen kapitalist düzenin korkulu rüyasidir.
Sermayenin isci sinifina yönelik yogunlasn cok yönlü saldirilarinin
temelinde de halen vu korku yatiyor. Isciler örgütlü bir güc
olarak davranmadiklari sürece sayisal üstünlükerinin tek
basina bir sey ifade etmedigini biliyoruz. 1970`lerden beri dünya capinda
isci sinifi saflarinda örgütlü ve sistemi hedefleyen bilincli
mücadele acisindan yasanan durgunlugun halen tam olarakasilamadigini görüyoruz.
Son yollarda Fransa, G. Kore, Rusya, Yunanistan vb. Ülkelerin isci sinifindan,
sermayenin artan saldirilarin sert yanitlar geldi. Ancak bunlari daha cok dipten
gelen dalganinilk habercileri olarak algiliyoruz.
Sendikalarin sermayenin artan kusatmasi karsisinda kitle etkinligi daralirken,
sermayenin artan kusatmasi karsisinda kitle etkinligi daralirken, sermayenin
sendikaler üzerindeki ideolojik ve kültürel hegemonyasi büyüyor.
Giderek bürokratiklesen ve isci sinifindan kopan sendikalarin, 21. Yüzyil`a
girilirken isci sinifinin kurtulus kavgasindaki rolleri ciddi olarak tartisiliyor,
tartisilmalidir. Temsili sistemin kurumlarindan biri olan sendikalar bu yapilariyla,
21. Yüzyil`da iscii sinifinin mücadele örgütleri misyonunu
koruyabilirler mi? Bu sorunun yanitinin ciddi olarak sorgulanmasi gerekiyor.
Yoldaslar!
Ulusal bagimsizlik mücadeleleri III. Kongre`den bu yana cokca tartisildi,
tartistik. Gerek teorik irdelemeler, gerekse pratik gelismeler sunu bize netce
gösteriyor: Artik ulusal bagimsizik mücadeleleri dünya capinda
tarihi evre olarak kapandi. Geride Kürt halki basta olmak üzere bir
elin parmakari kadar az denilebilecek sayida halklarin ulusal bagimsizlik mücadeleleri
devam ediyor. Devameden ulusal bagimsizlik mücadeleleri, emperyalizme karsi
dünya capinda devrimci bir dinamik olarak algilanamaz artik. Zaten günümüzde
devam eden ulusal bagimsizlik mücadeleleri, toplumsal kurtulus olarak sosyalizmi
hedeflemedikleri sürece, dönüp dolasip emperyalizm ve bölge
gericiligine teslim olmaktan baska bir cikis yolu bulamiyor. Güney Kürdistan,
Filistin, Güneey Afrika ve nihayet Kuzey Irlanda bunun en somut örneklerider.
Yeri gelmisken, bizim yurtseverr basinimiz ve ulusalci güclerimizin üzerinde
cokca durdugu ve kuzey Kürdistan icin de bir emsal olarak gösterdikleri
Kuzey Irlanda`daki son gelismeler üzerine birkac sey söylemek istiyoruz.
Kuzey Irlanda`daki ``cözüm`` en ilersi, Güney (bagimsiz) Irlanda
ile bütünlesmesine yol acabilir. Böylece 1921`den bu yana parcalanmis
Irlanda adasinin birligi gerceklesmis olacaktir.Dün birlesmis bagimsiz
Irlanda`nin ileri bir anlami olabilirdi, fakat günümüzde birlesmis
bagimsiz Irlanda`nin pek bir anlami kalmiyor. Cünkü Avrupa kitasinin
``Avrupa Birlesik Devleti`` seklinde hizla birlige yöneldigi; Avrupa`da
uluslar temelinde kurulmus ulusal devletlerin birlesik Avrupa`nin birer özerk
ya da fedaral parcasi haline geldigi (gelecegi) bugünkü sürecte
Irlanda`nin birlesmis olmasinin artik ne anlami var? Ulus-devletin her bakimdan
giderek islevini tamamladigi Avrupa kitasinda Irlanda ulusunun birlesmis olmasinin
bir anlami kalmiyor.
Yoldaslar!
Tony Blair`in yönetimindeki Ingiltere`nin Galler ve Iskocya bölgelerinde
bile halkin ``bagimsizlik``isteyip istemedigi konusunda referanduma gidilebilen
bir tarihi evrede, Kuzey Irlanda`nin bagimsizligi veya Güney Irlanda ile
birlesmesinin ne anlami olbilir? Kaldi ki, ucuz kahramaan Tony Blair baskanligindaki
hükümetin olusturdugu sözde demokratik ortamda bile Kuzey Irlanda`nin
Güney ile birlesmesinin kesin olmadigi görülüyor. Cünkü
anlasma maddelerinden birisinde ``Hem Kuzey hem de Güney Irlanda`da cogunluk
birlesme karari almadikca Kuzey Irlanda, Ingiltere`nin bir parcasi olaarak kalmaya
devam edecektir`` deniliyor. Kuzey Irlanda nüfusunun bilesimine bakilirsa
bunun zor olacagi görülür. Cünkü Kuzey Iranda nüfusunun
%54`ünü Protestanlar, %43`ünü ise Katolikler olusturuyor.
Katolikler, Kuzeyìn Güney ile birlesmesini savunuyor ve bu ugurda
yillardir savasiyorlar. Fakat cogunlugu olusturan Protestanlar ise tersine Ingiltere
ile birlikte kalmayi savunuyor ve bunda israr ediyor. Bugün bile Protestanlarin
savundugu; Ingiltere`ye bagli özerk Kuzey Irlanda Cumhuriyeti`dir.
Sorunun can alici noktasi, bagimsiz Irlanda Cumhuriyeti`nde yasandigi gibi
Kuzey Irlanda`da sinifsal sömürüye son vermeyecek olan bir cözüm
Irlanda isci emekci halki icin pek de ilerletici olmayacak.Kuzey Irlanda Kurtulus
Ordusu`na (IRA) gelince, artik ulusalligin Avrupa`da islevini yitirdigi bir
tarihi sürecte savasi sürdürmesinin bir anlami olmadigini gördü
ve uzlasma yolunu secti. Kisacasi, PKK basta olmak üzere yurtsever hareketlerimizin
Kuzey Kürdistan icin de bir örnek olarak sunduklari Kuzey Irlanda`daki
``cözüm`ün bizim icin cok da örnek alinacak bir yani bulunmuyor.
Yoldaslar!
Asya, Afrika halklari uzun ve kanli kavgalar sonucu ulusal bagimsizliklarini
elde ettiler. Fakat emperyalizm gelistirdigi yeni sömürgecilik politikasi
sonucunda bunlarin büyük cogulugunun ulusal bagimsizligini bicimsel
bagimsizliga dönüstürdü. Bu ülkeler mali, kültürel
ve siyasi baflarla emperyalizme yeniden baglandilar.
Emperyalist dünyanin sözde karsilikli, gercekte tek yanli bagimlilik
iliskileri ile boyunduruk altina aldigi cesitli derecelerde geri kalmis ezilen
halklar dünyasi, sistemin celiskilerinin en siddetli sekilde yüze
vurdugu alan durumundadir. Bu ülkelerin büyük cogunlugu acik
fasist veya askeri diktatörlüklerin egemenligi altindadir ve dis borc
kiskacinda yasiyorlar. Söz konusu halklar emperyalizmin ihrac ettigi cevre
sorunlari, kitlesel aclik ve salgin hastaliklarin pencesindedirler. Kültürleri
emperyalist kültür istilasi altindadir ve nihayet teknolojileri emperyalizmin
transfer ettigi demode teknolojiler durumundadir. Özetle Asya, Afrika ve
Latin Amerika halklarinin sefaletinin, ezilmisliginin, agir sömürüsünün
temelinde emperyalizme bagimlilik yatiyor.
Emperyalist devletler dün kendileri sanayilesme yoluna giderken, geri
kalmis bagimli toplumlara tarim toplumlari olarak kalmalarini dayatti. Bugün
ise sanayilesmeyi dayatiyor. Sanayi tasima hareketi bu dayatmanin en somut göstergesidir.
Kisacasi, dünden bugüne degisen bir sey yok! Her defasinda emperyalist
Kuzey kendi gelisimini ve iihtiyaclarini merkeze alarak Asya ve Afrika halklarina
misyor biciyor. Günümüzün dayatan gercegi sudur: Bagimli
halklar emperyalist mali bagimliligi kirmadan, ekonomik bagimsizliklarini elde
etmeden, özgür ulus olarak gelisme dinamigini yakalayamazlar. Bunun
da yolu toplumsal kurtulus olan sosyalizmden geciyor. Asya, Afrika toplumlari
emperyalist-kapitalist sistemin zayif halkasini olusturuyor. Bu kitalarda derinlesen
celiskiler ve bu celiskiler üzerinde mayalanan devrim dinamikleri, emperyalist-kapitalist
sistemden kopusun olanakli oldugunu gösteriyor.
Yoldaslar!
Emperyalizm ve esitsiz gelisme, günümüz dünyasinin kavranmasinda
da yine anahtar cözümlemelerdir. Bunlari atlayarak dünyadaki
gelismeler kavranamaz.
Emperyalit-kapitalist sistemde esitsiz gelisme bugün de tüm hiziyla
devam ediyor. 20. Yüzyilìn ortalarina kadar dünyada ekonomik,
siyasi ve askeri güc merkezi Avrupa idi. II. Dünya Savasi`nin ardindan
yeni bir güc merkezi olarak ABD öne firladi. ABD SSCB 20. Yüzyilìn
sonlarina kadar iki kutuplu dünyanin güc merkezleri oldular. 21. Yüzyilà
girerken dünyada güc merkezleri yeniden degisiyor, sekilleniyor. SSCB
ve Sosyalist Blokùn dagilarak devrimci bir dinamik olmaktan cikmasi,
sosyalizmin karsisinda kendi cikar celiskilerini geri plana iten emperyalist
gücler arasindaki celiski ve catismalari su yüzüne vurdu.
Günümüzde Kuzey Amerik`da ABD, Avrupa`da Almanya ve Fransa,
eski SSCB`nin etkinlik alanlarinda Rusya. Güney ve Dogu Asya`da ise Cin
ile Japonya gerek bölgelerinde ve gerekse de dünyada hakimiyet kavgasi
icerisindeler. Iki kutuplu dünya, yerini cok kutuplu gücler dengesine
birakti.
Bu güc odaklari arasinda ABD halen en etkili güc merkezi durumundadir.
Ancak 21. Yüzyilà girerken, bir yandan birlesme sürecine giren
Avrupa, diger yandan Asya`daki Cin, Rusya ve Japonya dünyanin en etkin
güc merkezleri olmaya adaydirlar. Japonya, Cin, Rusya ve hatta Hindistan`daki
gelismeler dikkate alindiginda, 21. Yüzyil`da dünyanin güc merkezi
Asya kitasina kayabilir mi sorusu üzerinde dikkatle durulmalidir. Bunun
yasayip görecegiz.
Yoldaslar!
Emperyalist-kapitalizmin dünya egemenligi, egemenlerin kendi aralarinda
``baris ve uyum`` icinde oldugu tekdüze bir yapi halinde degildir. Emperyalist
sistemin bütün kademelerinde (dorukta, gövdede ve tabanda) egemenlik
kavgalari siddetle sürmektedir. Uluslararasi dev tekellerin birbiriyle
kapistigi, emperyalist devlerin paylasim ve egemenlik kavgasinin cesitli bicimler
altinda siddetlendigi, emperyalist bütünlesme ve kamplasmalarin geri
kalmis ülkeleri tamamen kölelestirme ve paylasma politikasi ile ayni
anda gelistigi, Birlesmis Milletler gibi uluslararasi örgütlerin emperyalistler
arasi kavgalarin platformlari ve genel egemenlik araclari haline getirildigi
kiyasiya bir tekelci `serbest rekabet`(!) cagindayiz. Bu mücadelede hecbir
ahlaki deger, hecbir ilke aranmamalidir. Altta kalanin hecbir sansi yoktur,
sadece hirs ve her seyin mübah sayildigi bir acgözlülük
vardir.
Sistemin dorugundakilerin yani sira, altindaki bazi ülkeler de tabanda
bölgesel güc yarisindadirlar. Böylece dünya ``gücü
yeten``in üstte oldugu, herkesin bir alttakinin sirtina binmeye calistigi
vahsi bir yarismanin sahnelendigi korkunc bir arenaya dönüsmüstür.
Kisacasi, dünya tam anlamiyla bir kurtlar sofrasina dönüstürülmüstür.
Güclü olan gücsüzü eziyor, yutuyor ve böylelikle
büyüyor.
Yoldaslar!
Emperyalist-kapitalist dünyada ``hukuk devleti``, ``adalet``, ``özgürlük``,
``insan haklari`` vb. Terimler ici bos palavralardir; burjuva demokrasisi aldatmacasidir.
Parlamenter temsili sistem, secim ilkesi, gücler ayriligi ve hatta anayasa
gibi kurumlarin hicbir tutarliligi kalmamistir. Burjuva temsili sistem ve kurumlari
kastlasti ve binbir cikar celiskisine bulasarak yiprandi. Bujuva siyaset ve
kurumlari gercek anlamiyla yozlastilar ve rüsvet, dolandiricilik, hatta
siyasi cinayetlere varana kadar kirlendiler, yiprandilar. ``Siyaset kirlendi``
sözünü son yollarda sik sik duyuyoruz. Bunu bizden cok burjuva
siyasetin egemenleri dile getiriyorlar, getirmek zorunda kaliyorlar. Temsili
demokrasi ve kurumlari dogdular, gelistiler ve artik cürüyerek alismasi
gereken olgular haline geldiler. Temsili sistemin bir adim ötesi dogrudan
demokrasidir. Komünizmin siyasal sistemi olarak dogrudan demokrasinin zemini
her gecen gün biraz daha gücleniyor. Dünyada hem ekonomik hem
de siyasal olarak insanligin nihai kurtulusu olan komünizm icin kosullar
olgunlasiyor.
Emperyalist-kapitalist sistemin sorunlari agirlasiyor, bunalimi büyüyor.
Emek ile sermaye arasindaki celiski keskinlesiyor, topnumsal tabani genisliyor.
Sistem bu temel celiski etrafinda bir dizi celiskiyi barindiriyor. Insanligin
yaratici dogasina aykiri olan, insanlar arasi kardeslik ve dayanisma duygularini
yok etmeyi hedefleyen, insan sevgisini ve onurunu meta ve para gibi maddi degerler
karsisinda hice sayan, nihayet üzerinde yükseldigi zenginlik kaynaklarini
sirf daha fazla kàr adina hizla tahrip eden, bu kaynaklari son sinirina
kadar kurutmayi hedefleyen ve bu hedefe giderek yaklasan kapitalist sistem önrünü
tamamliyor. Kapitalizm insanligin uygarlik yürüyüsünün
önünde tam anlamiyla bir engel haline dönüstü. Bu nedenle
insanlik düne oranla daha net olarak ``ya sosyalizm, ya barbarlik`` ikilemiyle
yüz yüzedir.
Yoldaslar!
Insanlik emperyalist-kapitalist sisteme teslim olmadi ve olmayacak. Dünya
capinda isci sinifinin, bagimli ülke halklarinin emperyalizme ve kapitalizme
karsi mücadelesi sürüyor. Kapitalizmin cevreyi dogayi tahrip
edici yönelislerine karsi, cinsiyet ayrimina ve insan haklari ihlallerine
karsi cevrecilerin, kadin ve insan haklari savunucularinin mücadelesi devam
ediyor. Dünyanin her alaninda devam eden mücadeleler ne yazik ki daginik
ve önemlisi isci sinifinin enternasyonal mücadelesinin bascekiciliginden
yoksundurlar.
Sermayenin ve siyasal rejimlerinin emek hareketi karsisinda gelistirdikleri
ortak tutumlara karsi, uluslararasi isci sinifi ve komünist hareket enternasyonal
dayanismadan yoksundur. Avrupa sermayesi isci sinifina karsi merkezi bir saldiri
baslattigi halde, isci sinifi buna Avrupa capinda gelistirilen ortak mücadele
ile yanit veremiyor. Bu yönde ufak tefek gelismeler var, ama cok yetersiz
ve önemlisi perspektiften yoksundurlar. Avrupa icin verilen örnek
aslinda dünya geneli icin de gecerlidir.
Dünya komünist hareketi halen enternasyonal birlikten yoksundur ve
halen herhangi bir komünist partinin kongresinde biraraya gelerek o partiyle
dayanismada bulunmayi, kongre vesilesiyle biraraya gelmisken birbirlerini bilgilendirmeyi
asan ortak bir eylemlilik gelistirilemiyor. Hangi acidan bakarsak bakalim, günümüzdeki
tarihsel gelisme, dünya komünist hareketine güclü bir enternasyonal
birligin yeniden yaratilmasini dayatiyor. Komünist hareket bu tarihsel
göreve uygun davranmak zorundadir.
KKP olarak bizim de bu yönde yaptiklarimizdan cok yapacaklarimiz var.
Yapabilecek bircok seyi dahi yapamiyoruz. Komünist partilerle yaygin denebilecek
iliskiler kurabildik, ancak bu iliskileri pekistiremedik ve ortada eylemlilikle
iliskileri yoguramadik. Daha somutta ve bizi yakindan ilgilendiren bölgemiz
komünist hareketinin durumu da hic ic acici degildir. Ayni bölgede
bulunuyoruz, emperyalizme ve bölge gericiligine karsi sorunlarimiz ortak,
ama ortak eylemlikten ve dayanismadan uzak duruyoruz.
BÖLGEMIZ, SORUNLAR VE TUTUMUMUZ
Ortadogu, Kafkaslar ve Balkanlarì kapsayan bölgemiz dünyadaki
en sorunlu, en catismali alanlari basinda geliyor.Bir yandan halen ulusal bagimsizligini
elde edememis halkimizin zorlu ve cileli özgürlük mücadelesi
sürüyor, diger yandan emperyalist devletlerin bölgedeki hakimiyet
kavgasi yeniden kizisiyor. ABD, Almanya ve Rusya`nin bölgede hakimiyet
kurmak icin, halklari böl-parcala yönet politikalariyla birbirlerine
kirdirdiklarina sahit oluyoruz. SSCB`nin yikilisinin yarattigi boslugu doldurma
pesinde olan ABD, bölgedeki etkinligini artirmanin hesabi icerisindedir.
Almanya ve Fransa eksenli AB de, II. Dünya Savasi sonrasi bölgede
ABD ile SSCB`ye kaptirdigi etkinligi yeniden ele gecirmeye ve önemlisi
Avrupa`yi 20. Yüzyilìn basinda oldugu gibi yeniden dünyanin
belirleyici güc merkezi haline getirmeye calisiyor. Rusya ise kendisini
vàrisi saydigi SSCB`nin etkinlik alaninda hakim olmanin kavgasini veriyor.
Yoldaslar!
Bölgemiz, kapitalist sanayinin üzerinde yükseldigi enerji kaynaklari
olan petrol, dogal gaz ve kömür yataklari yönünde oldukca
zengin. Özellikle Kafkasya ve Orta Asya bu yönde emperyalizmin ve
bölge gericiliginin istahini kabartan zengin bir potansiyel barindiriyor.
Bölge üzerinde kizisan hakimiyet kavgasinin temelinde söz konusu
zengin enerji kaynaklari bulunuyor.
Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan`daki petrol ve dogal gaza kim hakim
olacak, kim ne kadar pay alacak ve önemlisi bu enerji kaynaklari hangi
güzergah üzerinden emperyalist sermayenin hizmetine sunulacak? Kafkasya`daki
kavgalarin hemen hepsinde bu sorunlarin yanitlarini aramak gerekiyor. Zaman
zaman kizistirilan Ermenistan-Azerbaycan catismasinin, Azerbayzan`daki ic iktidar
kavgalarinin, Gürcistan-Abhazya catismasinin ve hatta Cecen-Rus catismasinin
altinda esas olarak bölgedeki enerji kaynaklarinin nasil paylasilacagi
sorunu yatiyor.
Rusya, kendi politikasina ters hareket ettiklerinde Azerbaycanà karsi
Ermenistanì, Gürcistanà karsi da Abhazya`yi derhal harekete
geciriyor. Dahasi Kazakistanì cok ciddi ic kavgalara ve siyasi istikrarsizlaiga
sürükleyebilecek imkanlara sahip. ABD ile Almanya ve Fransa ise farkli
arac ve metodlarla Kafkasya ve Orta Asya`da etiklik kurmanin pesindeddir. ABD
bir yandan H. Aliyev, N. Nazerbaye`le dogrudan iliski kurarken, diger yandan
gerek bölgeye yakinligi ve gerekse tarihi baglari nedeniyle Türkiye`yi
devreye sokuyor ve bu bölgede bir taseron ülke olarak kullanmak istiyor.
Iranìn Almanya ile mevcut iliskilerinden hareketle ABD, gerek Orta Asya`yi
etkilemek, gerekse de Rusya ve Cinè karsi Asya`daki varligini devam ettirebilmek
icin Afganistan ve Pakistan üzerindeki etkinligini pekistiriyor. Almanya
ve Rusya`nin destekledigi Iranà karsi calisiyor. Almanya ise bir yandan
Iran`la isbirligi icerisinde bölgeye yönelirken, diger yandan Rusya`nin
varligini kabul ederek ve panorama dikkate alindiginda, Cecenlerìn ya
da Abhazyalilarìn dün yürüttükleri savasin gercekte
ulusal bagimsizlik mücadelesiyle bir iliskinin bulunmadigini söyleyebiliriz.
Yoldaslar!
Balkanlar`da ve somutta Yugoslavya`da olup bitenler tam anlamiyla emperyalizmin
böl-parcala-yönet politikasinin yasama gecirildigi gözler önüne
sermektedir. Balkanlar`da son yillarda yasanan catismalarin ve siyasi istikrarsizligin
bas aktorü, tartismasiz Almanya`dir. AB liderligine oynaya Almanya ayni
zamanda yeniden dünyanin etkin bir güc merkezi haline gelmeye hazirlaniyor.
Bu amacla basta Dogu Avrupa ve Balkanlar`da kesin bir hakimiyet pesindedir.
NATO`nun Dogu Avrupa yönünde genislemesinde ABD`nin yani sira Almanya`nin
da rolü bulunuyor. AB`nin özellikle Dogu Avrupa`daki eski sosyalist
ülkeleri bünyesine alma politikasinda yine Almanya`nin hesabi vardir.
Hirvatistan, Slovenya ve Bosna`nin sözde ulusal bagimsizlik adina ayrilip
bagimsiz devlet haline dönüsmelerinde Almanya belirleyici rol oynadi.
Yugoslavya`yi parcalayarak hem arka bahcesi olarak gördügü Balkanlar`da
güclü bir devleti zayiflatmis oldu, hem de II. Dünya Savasi`nda
kaybettigi Yugoslavya ic savasinin intikamini almis oldu. Böylece Almanya
aradan 50 yil gectikten sonra Yugoslavya ic savasini kazanmis oldu (!) Almanya
ve diger güc odaklari Balkanlar`daki dinci, irkci, soven, gericilesmis
milliyetci egilimleri ve tarihe mal olmus kimi gecmis haksizliklari yeniden
kiskirtip destekleyerek bölgeyi parcaladilar ve bugün yönetir
hale geldiler. Hirvatlarìn ulusal bagimsizlik söylemleri, Almanya
ve diger emperyalist güclerin yürüttükleri egemenlik politikalarinda
perdeleyici bir islev üstleniyor. Kisacasi, Balkanlar`da Alman emperyalizmi
II. Dünya Savasi`nda kaybettigini yeniden ele geciriyor, Rusya ise gecmis
etkinligini kaybetmemek icin yeniden cirpiniyor. Sorunun özeti budur.
Yoldaslar!
Almanya dün ABD`nin Bati Avrupa`daki varliginin bizzat köprüsüydü.
Kapiya dayanan `komünizm tehlikesi`karsisinda ABD`nin hamiligine ihtiyaclari
vardi. Fakat birlesmis Almanya artik ABD`yi istemiyor ve diplomatik bir dille
``artik sana ihtiyacimiz yok, cek git!`` diyor. Türkiye`nin AB`ye üyeligi
bile Almanya ile ABD arasinda bu nedenle bir anlasmazlik konusu haline gelebiliyor.
Büyük atasi Ingiltere`den baska Avrupa`da sadik müttefigi kalmayan
ABD, tam üye olmus bir Türkiye ABD icin de sadik bir müttefik
demektir. Almanya ise bircok baska nedenle birlikte Türkiye`nin birlik
icerisinde ABD`nin taseronlugunu yapabilecegi kaygisiyla tam üyeligine
karsi cikiyor.
Yoldaslar!
Ortadogu, kelimenin tam anlamiyla emperyalist kurtlar sofrasi haline gelmistir.
Önce halklarin iradesi hice sayilarak sayisiz yapay devlet / devletcikler
olusturuldu. Özellikle Arabistan cografyasinda belli bir bölgede etkin
olan seyh, emir hatta aileyi isbirlikci hale getiren her emperyalist devlet,
bölgede bunlarin etrafinda devletcikler olusturdular. Ardindan da bunlar
arasinda yapay celiskilerle catismalari hep diri tuttular. Kisacasi Ortadogu
emperyalist böl-parcala-yönet politikasinin tipik örnegini olusturuyor.
Ortadogu`da rejimlerin bir diger özelligi ise, seriatci krallik, emirlik,
teokratik islam cumhuriyeti ya da gerici, fasist, dinci karisimi askeri rejimlerle
yönetilmelerdir. Kral Hüseyin, Hafiz Esat, Saddam Hüseyin, Kral
Fahd, Iran mollalari yillardir halka kann kusturuyorlar. Her türlü
siyasi entirikanin, baski ve yobazligin, dahasi halka dönük katliamlarin
odaklari olan bu rejimler, emperyalist devletlerin korumasi altindadir. Dolayisiyla
emperyalist rejimlerin ``hukuk devleti``, ``adalet``, ``özgürlük``,
``insan haklari`` üzerine gelistirdikleri tüm söylemler ici bos
yaniltici propagandalardan ibarettir. Emperyalist sermaye, cikarlarinin bekciligini
yaptiklari müddetce bölgedeki rejimleri-niteligi ne olursa olsun-kendi
korumasi altinda tutmaktadir.
Basini ABD`nin cektigi emperyalist devletlerin Ortadogu`ya yönelik ``barisi
saglayacagiz`` iddialari da tam bir ikiyüzlülük örnegi olusturuyor.
Iran ile Irakì hem gücsüz düsürmek hem de silah tekelllerinin
stoklarini eritmek amaciyla 8 yil boyunca savastirdilar. Galibinin olmayacagi
savasta bazen Iran bazen de Irak`tan yana tutumlarla bu iki komsu ülkenin
yillarca savasmasini sagladilar. Cünkü Iran ile Irakìn zayif
düsürülmesi ABD emperyalizminin yani sira bölgedeki jandarmalari
olan Israil ile Türkiye`nin cikarlarina da uygun düsüyordu. Ayni
emperyalist zihniyet Körfez Savasi`ndan bu yana Irak`ta Baas rejimiyle
de top oynar gibi oynuyor. Gercekte Saddam`düsürmek istemiyor, cünkü
ABD ve müttefiklerinin Körfez`deki askeri varliklarinin gerekcesi
Saddam rejimidir. Emperyalizmin planlari karsisinda Iran ve Irak rejimlerinin
elbette savunulacak yanlari yoktur. Ne Iran ne de Irak rejimlerinin anti-emperyalist
yanlari bulunmuyor. Bizim burada üzerinde durdugumuz konu, emperyalizmin
bölgedeki faaliyetleridir.
Diger bir sorun olan ve üzerinde cokca durulan Filistin sorununda emperyalizmin,
somutta da ABD`nin baris getirdigini kim söyleyebilir? Tüm cafcafli
söylemlere karsin Filistin`de hàlà kann dökülüyor
ve dünün devrimci, yurtsever lider Yaser Arafat günümüzde
emperyalizmin oyuncagi haline getirildi, daha da önemlisi Filistin Ortadogu`da
devrimci odak olmaktan cikarildi.
Yoldaslar!
Bölgenin emperyalist kurtlar sofrasin dönüstügünü
belirtmistik. Farkli emperyalist güc odaklari, uluslararasi etkinliklerini
yeniden kurabilmek icin yogun bir caba icerisindeler. Son yillarda bölgeye
dönük aktif politikalar üretiyorlar ve ABD ile yer yer sürtüsüyorlar.
Almanya ve Fransa bölgeye dönük somut adimlarla ``biz de variz``
mesajini veriyorlar.
Türkiye-Israil ittifaki bölgede ABD`nin stratejik cikarlarinin korunmasini
hedefliyor. Ancak bu ittifakla Israil ve Türkiye`nin üstlendigi misyon
basit bir jandarmalik misyonuyla sinirli degildir. Türkiye ve Israilìn
bölgede, hatta Türkiye`nin Kafkasya`yi da kapsayan genis alanda etkin
olma hesaplari bulunuyor. Bu ittifakla bölgedeki zengin enerji kaynaklarindan
aslan payini elbette ABD emperyalizmi alacak, fakat Türkiye ve Israil de
pastadan kücük de olsa pay almanin hesabi icerisindeler.
Yoldaslar!
TC devleti kuruldugundan beri ilk kez sinirlarinin ötesinde bölgede
hegemonya hesaplari icerine giriyor. Kafkasya, Ortadogu ve hatta Balkanlarà
dönük olarak TC son yillarda bölgesel bir güc edasiyla aktif
politika izliyor. Kafkasya ve Orta Asya`da Rusya`ya yer yer kafa tutuyor. Ayni
bölgede Iran ile etkinlik yarisini birakmiyor. Balkanlarà asker
gönderen tek Ortadogu ülkesi. Önce Bosna`da sonra Makedonya ve
son olarak Kosova`da emperyalizmle ortak davraniyor ve gerektiginde buralara
polis / asker gönderebiliyor.
TC son yillarda netlesen bir tutumla, Osmanli Imparatorlugu`nun eski egemenlik
alanlarini siyasi nüfuz alani olarak görüp buna uygun politikalar
izliyor. Öncelikle tüm komsu devletleri tehdit ediyor. Diger yandan
bölgesinde sözde laik ve cogulcu parlamenter sistemle yönetilen
tek islam ülkesi olarak kendine üstün ve merkez misyonu biciyor.
TC`nin ic siyasetinde politiklesmis islama karsi tavir alip, laik devlet anlayisindaki
israri da yine bölgeye dönük hegemonya politikasinin bir parcasidir.
Askeri alanda oldugu kadar, kültürel alanda da bölge devletlerinden
ileri ve onlar tarafindan örnek alinmasi gereken bir devlet modelini yaratma
hedefiyle danraniyor. Bunu basarip basaramayacagi ayri bir tartisma konusudur,
ama hedefi budur.
Ortadogu`da emperyalizm etkin, bölge gerici devletleri etkin, krallar,
seyhler, fasist liderler etkin... Fakat bölgenin gercek sahipleri etkin
degiller. Halklarin iradesini temsil eden devrimci, komünist hareket hem
zayif ve hem de böge düzeyinde ortak davranistan uzaktir.
Emperyalizm yillardir Ortadogu`da halklarin iradesini hice saydi, onlari asagiladi
ve birbirlerine kirdirdi. Devam eden bu politika halklarda büyük bir
anti-emperylist öfke yaratti. Bölge isci, emekci halki emperyalizme
karsi mücadele dinamigini barindiriyor. Fakat bölge devrimci ve komünist
hareketi bu anti-emperyalist potansiyeli örgütleyip mücadeleye
cekmeyi basaramadi, ya da bu yönde büyük zaaflar tasiyor. Islami
akimlar giderek bölgedeki anti-emperyalist boslugu doldurur hale geldiler.
Ama Islami akimlarin tutarli bir anti-emperyalist politika yürütmediklerini
ve yürütemeyeceklerini biliyoruz. Bölgede Islam ideolojisinin
öncülügünü yapan ve bölgeye Islam devrimini ihrac
etme cabalarini halen zayiflayarak da olsa sürdüren Iranìn
basta Almanya olmak üzere degisik emperyalist güclerle cok amacli
iliskiler icerisinde oldugu biliniyor. ABD`ye karsi aldigi tutumu anti-emperyalist
bir tavir olarak propaganda eden Iranìn gercekte anti-emperyalist olmadigi
bilinen bir gercektir.
Yoldaslar!
Bölgenin gercek sahipleri olarak halklar kendi topraklarinin ve zenginlik
kaynaklarinin üzerinde söz sahibi olmadan bölgede baris saglanamaz,
yoksulluk ve sefalet asilamaz. Bu konuda hem bölge düzeyinde hem tek
tek ülkelerde komünist harekete büyük görev ve sorumluluklar
düsüyor. Emperyalizme ve bölge gericiligine karsi kavgada halklarin
ortak davranmalari artan bir zorunluluk haline geliyor. Bölge komünist
hareketinin öncelikli görevi, kendi aralarinda eyleme dayali enternasyonal
dayanismayi gelistirmektir ve böylelikle emperyalizme ve bölge gericiligine
karsi bölge düzeyinde birlesmis devrimci bir dayanismayla kavgayi
güclendirmektir. Biz KKP olarak ülkemizdeki sorunlari ve mücadeleyi
bölge halklarinin sorunlarindan ve mücadelesinden ayri görmüyoruz.
Önümüzdeki sürecte bölge komünist hareketiyle
enternasyonal dayanismanin yaratilmasi yönünde somut adimlarin atilmasi
bilinciyle davranmamiz gerekiyor.
ORTADOGU VE KÜRT ULUSAL ÖZGÜRLÜK MÜCADELESI
Günümüzde Ortadogu`nun temel sorununu Kürtlerìn
ulusal özgürlük mücadelesi olusturuyor. Ortadogu`da politika
yapmak isteyen her güc Kürt sorununu görmezlikten gelemez. Yaninda
veya karsisinda ama mutlaka Kürt veKürdistan sorununda bir politika
izlemek zorunda. Cünkü,
Kürt / Kürdistan sorunundaki her gelisme Türkiye, Iran, Irak
ve Suriye`yi dogrudan etkileyecektir. Dolayisiyla bölge düzeyinde
sonuclara yol acacak gelismeleri barindiran bir sorundur. Dahasi zengin petrol
yataklarinin yani sira Ortadogu`ya hayat veren Firat ve Dicle gibi tatli su
kaynaklarini da barindirmaktadir. Su, Ortadogu`da petrol, hatta gelecekte petrolden
de daha önem kazanacak bir zenginlik kaynagidir. Kürdistan tatli su
kaynaklari bakimindan Ortadogu`nun en zengin ülkesidir.
Kürdistan cografi olarak Kafkasya ile Ortadogu`yu birlestiren konumu nedeniyle
de öneme sahiptir. Kafkas petrollerini Bati`ya ulastiracak boru hatlari
icin temel bir secenek durumundadir. Dolayisiyla Kürdistanìn cografi
konumu ve zenginlik kaynaklari emperyalizmin istahini kabartiyor; Kürt
/ Kürdistan sorununa artan ilgisinin altinda bu zenginlik yatiyor. Yoksa
Kürtlerìn ulusal özgürlük istemi ve Kürdistan`daki
insan haklari ihlalleri emperyalist rejimleri hic de ilgilendirmiyor.
Kürt halki Ortadogu`nun yerlesik en eski halki oldugu halde bugüne
kadar ulusal devletini kuramamis tek ulustur. Dahasi ayni ulustan birden fazla
devletin kuruldugu bölgede, halkimiz kendi ulusal devletini kuramadi. Neden?
Bunda, halkimizin iradesi disinda bircok olgunun rol oynadigi biliniyor. Emperyalizmin
parcala-böl-yönet politikasi, bölgedeki dört ilhakci devletin
Kürdistan sorununda son tahlilde aldiklari ortak tutum... Tüm bunlarin
önemli rol oynadigi acik ve bunlar üzerinde de uzun uzun durmaya gerek
yok. Burada Kürt ulusunun temsil eden devrimci, yurtsever hareketin barindirdigi
zaaflar üzerinde durmak istiyoruz.
Bilindigi gibi Körfez Savasi`nin ardindan Irak Baas rejiminin Güney
Kürdistan üzerindeki siyasi hatta askeri varligi fiilen son buldu.
Güney`de ulusal devlet yönünde tarihi bir firsat dogdu. Derken
secimler ve PDK-I ileYNK`nin esit oranda belirleyici oldugu Federe Kürt
Devleti(FKD) kuruldu. KKP olarak, FKD`yi eksikli bir burjuva devlet olarak belirledigimiz
halde ileriye dogru atilmis bir adim olarak gördük ve destekledigimizi
ilan ettik, gücümüz oraninda FKD ile dayanismaya girdik.
Güney`de FKD kuruldu, bundan sonra atilmasi gereken adim, yurtsever, devrimci-demokrat,
komünist parti ve örgütlerin sahip oldugu askeri, mali, kültürel,
sosyal vb. Tüm kurumlar ile degerleri ulusal devlet catisi altinda merkezilestirmekti.
Baska bir ifadeyle yerele, asiretlere ve örgütlere özgü
olan her seyin ulusal devlet bünyesinde birlestirilerek, geriye dönüsü
olmayan adimin atilmasiydi. Böylece bölge ve dünya kamuoyuna
bagimsiz veya federal ama her iki durumda da kendi ulusal devletini kurma yönünde
hazir olduklarini göstermekti. Ancak beklenen adim atilmadi ve dogan tarihi
firsat kacirildi. Güneyli ulusal gücler, somutta da PDK-I ve YNK ulusal
devlet bünyesinde güclerini birlestirerek merkezilesmek yerine, günümüze
kadar devam eden ic catismalara girdiler. Dosta, düsmana ``Kürtler
devlet kuramazlar`` mesajini verdiler. PDK-I veYNK`nin yöneticileri tarih
önünde sorumlu duruma düstüler. Fakat olan yine Güneyli
isci, emekci halkimiza oldu. Acligi, sefaleti, issizligi halk cekti, cekiyor.
Partiler arasindaki savasin agir bedellerini yine halk ödedi ve ödüyor.
Ulusal devlet yönünde önemli bir adim olan FKD ise fiilen dagilarak
islevsizlesti.
Yoldaslar!
Burada yeri gelmisken kardes kavgasi anlaminda kullanilan ``brakuji``ye iliskin
bir kac sey belirtmek istiyoruz.
PDK-I ve YNK gibi burjuva demokratik ulusal hareketlerin catismasina ``brakuji``
denilebilir. Ayni nitelikte olmalari ve ayni politik hedeflere sahip olmalari
nedeniyle bu iki parti arasindaki kavgada biz taraf olmadik .Tersine bu iki
partinin kendi aralarinda post kavgasini birakarak ulusal devlet catisi altinda
merkezilesmeye gitmeleri gerektigini savunduk. Fakat Güney`de veya yarin
Kuzey`de örnegin burjuva demokratik ulusal bir hareket ile sosyalizmi amaclayan
komünist bir hareket arasindaki muhtemel bir kavgayi ``brakuji`` olarak
adlandirmak dogru olmaz. Burada söz konusu olan bir ulusun farkli siniflari
arasindaki kacinilmaz sinif mücadelesidir ki, Güney parcamizda muhtemel
bir siniflar arasi mücadeleye tarafsiz olmamiz düsünülemez.
Biz her halükarda emek cephesinde sinif mücadelesini sürdüren
hareketin yaninda oluruz. Cünkü siniflar arasi ic catismayi yasamayan
bir ulus toplumsal kurtulusu basaramaz, sosyalizmi gerceklestiremez.
Güney`deki partiler arasi catismaya PDK- ile PKK catismasi da eklendi
ve son yillarda belli araliklarla bu catisma devam ediyor. PKK olarak biz, bu
catismada taraf olmadik, olmamaliyiz. PKK israrla ``PDK-I`nin ihanetci bir cizgi``
izledigini ve Kürdistanli diger parti ve örgütlerin bunu görüp
kamuoyuna deklare etmelerini istiyor.
PDK-I`nin TC ile giristigi isbirligini onaylamak münkün degil ve
TC`den destek alarak PKK`ye yönelik saldirisini siddetle kinadik ve bunu
kamuoyuna duyurduk. Fakat Kürdistanìn parcalarinda egemenlik kuran
bölge devletlerinden biriyle isbirligine giren her Kürt örgütünü
``hain`` diye ilan edersek geriye ``hain`` olmayan cok az örgüt kalir.
Cünkü gerilla (pesmerge) mücadelesini sürdüren Kürdistanli
her partinin Kürdistan``in bir diger parcasi üzerinde egemenlik kuran
devletlerden biri ile bazen de ikisi ile isbirligine gittikleri biliniyor. Kaldi
ki bu konuda sorunu silahli mücadeleyi verip vermemenin ötesinde izlenen
salt ulusalci politikalarda aramak gerekiyor. Salt ulusalci perspektife sahip
olan parti ve örgütler gerek bölge devletleriyle, gerekse emperyalizmle
iliski kurmayi savunuyor ve Kürt ulusal kurtulus kavgasinin yararina bir
politika oldugunu da acikca dile getiriyorlar.
Kürdistan`daki örgütler arasi catismanin nedenlerini irdelerken
sunlari göz önünde bulundurmamizda yarar vardir:
Birincisi; Kürdistanìn tarihsel trajedisi olarak ifade edecegimiz
ülkemizin dört parcaya bölünmesi ve her parca üzerinde
ayri bir devletin egemenlik kurmasi. Türkiye, Iran, Irak ve kismen Suriye`nin
kendi aralarindaki celiski ve anlasmazliklarda diger parcalardaki Kürt
örgütlerini alet etme cabasinda olduklari biliniyor. Kürt örgütleri
arasindaki yapay celiskileri tahrik ederek, gerektiginde birine destek vererek
ic catismaya sürüklüyor ve böylece hem gücten hem de
Kürt halki nezdinde gözden düsürüyorlar.
Partilerden birine destek veren ilhakci devletlerin, Kürdistanìn
herhangi bir parcasinda ulusal özgürlük yolunda ileri bir adim
atildiginda ise kendi ic celiskilerini bir yana itip ortak davranabildiklerinin
cokca örnegi vardir. Güney`deki FKD`nin taninmamsi ve giderek dagitilmasi
konusunda dört devletin de ayni hedefte birestiklerini gördük.
Ikincisi; sorunu dörde bölünmüs ülkenin farkli parcalarinda
mücadele veren ve özelikle kurtarilmis bölge politikasini izleyen
partilerin stratejisinde de aramak gerekiyor. Bu politikayi izleyen Dogu, Kuzey
ve Güney parcalarindaki partiler su veya bu oranda komsu (ama diger parca
üzerinde isgalci) durumdaki devlet ile isbirligine gitmislerdir ya da en
iyimser deyimle buna zorlanmislardir. PDK-I, YNK, PDK-I, PKK vb. Parti ve örgütlerin
su veya bu oranda isgalci devletlerden biriyle hatta bazen ikisiyle isbirligine
gittikleri sir degildir. PKK, önüne gelen herkesi ``ihanetci, isbirlikci``
olaraka suclamak yerine, bu acidan biraz da kendini ve politikalarini sorgulamalidir.
Ücüncüsü; bölgenin isgalci devletleriyle isbirligine
yöneliste partilerin ideolojik, politik cizgilerinin de önemli rol
oynadigi kanaatindeyiz. Programatik olarak en ilerisi burjuva demokratik hedeflerle
sinirli bu parti ve örgütlerin emperyalizm ve bölgedeki devletlerle
isbirligine gitmelerini engelleyecek bir neden yok. Sosyalizm ve toplumsal kurtulusla
bagi koparilmis ulusalcilik günümüzde hizla gericilesiyor ve
gerek bölge gericiligiyle gerekse de emperyalizmle isbirligine yöneliyor.
Bölge gericiligi ve emperyalizmle iliskiler tamamen koparilmadan Kürtler
arasi catismalar bitmez. Kürdistan`i bölge devriminin merkezi olarak
görenler ve Kürdistan kalkisli bölge devrimini düsünenler/hedefleyenler,
öncelikle Kürdistanìn ve Kürdistanli ulusalci partilerin
bu sorunlarini gözönüne almak zorundadirlar.
Birlik olmadan ulusal kongre yaratilamaz
Yoldaslar!
Dikkat edilirse Kürdistan genelinde örgütler arasi dayanisma
ve ortak mücadelenin gelistirilmesinden cok, örgütler arasi catismalardan
söz ediyoruz. Kaldi ki bu, günümüzün degil son otuz
yilin getcegidir.
Kürdistan bütününde ve gerekse parcalarinda son otuz yildir,
Kürt parti ve örgütler arasi catismalar yasandi ve nihayet bunun
adina ``burakuji`` denildi. Tek basina bu bile Kürdistan genelinde ortak
mücadelenin veya daha ileri bir adim olarak Ulusal Kongre`nin yaratilmasinin
önündeki baslica engeldir. Kürt ulusal partileri kendi aralarindaki
catismalara son vermeden ortak bir dayanismayi gelistiremezler, Ulusal Kongre`yi
yaratamazlar.
Son yillarda kimileri Ulusal Kongre`nin bir an evvel toplanmasi icin cagri
üstüne cagri yapiyor. Ulusal Kongre fikrine ve hatta bugünden
yaratilmasina tüm yurtsever, devrimci, komünist gücler sicak
bakiyor. Buna ragmen Ulusal Kongre toplanamiyor. Kürtler arasi dayanisma
ve ortak eylem yerine catismalar devam ettikce de toplanmasi bir hayli zordur.
Cünkü, Kürt yurtsever, devrimci örgütleri dayanisma
icerisinde degil, catisma halindeler. Catisma halinin inandirici sekilde kalici
olarak asildigi mesaji verilmezse birlik yönünde adimlar atilamaz.
Tek tek parcalardaki parti ve örgütler kendi aralarinda bile kalici
bir cephe ve eylem birligini yaratamazken, dört parcayi da kapsayan Ulusal
Kongre`yi nasil yaratabilirler?
Bölgedeki ilhakci ve gerici devletlerle isbirligi devam ettirildigi sürece,
Ulusal Kongre gibi dört devletin birden ortak hedefi haline gelecek olan
bir adim atilabilinir mi? Türkiye, Iran, Irak ve Suriye`nin Kürt ulusal
örgütleriyle iliskileri, sagladiklari `destek`ve Kürt örgütlerinin
politikalari üzerindeki etkileri dikkate alinirsa, bu devletlerle iliskiler
köklü koparilmadikca, Kürdistanli belli basli partiler Ulusal
Kongre yönünde somut adim atamazlar. Emperyalizmin ve bölge devletlerinin
Kürt ulusal hareketi üzerinde etkileri ve iliskileri devam ettigi
sürece, Kürdistan bütününde Kürtler arasi dayanisma
veya Ulusal Kongre yönünde atilacak her adimin Kürtler arasi
yeni kanli kavgalarla bozulmasi veya engellenmesi gündeme gelecektir ya
da gelebilir. Bölge gerici devletlerinin en azindan bu yönde somut
caba icerisine gireceklerini bilmeliyiz.
Son bir sorun olarak; her sey bir yana parcalardan biri özgür degilse
Ulusal Kongre gibi genis kapsamli bir kurum nerede toplanacak? Bugünkü
kosullarda buna en uygun olani Güney Kürdistan`dir. Ki bu zemin de
partiler arasi catismalarla adeta cökertildi.
Barzani ile Talabani`nin birbirini yok etmek icin her an tetikte bekledikleri
bir durumda ne bunlarin yer alacagi bir Ulusal Kongre`den ne de bunlara ragmen
Ulusal Kongre`nin Güney`de konumlanabileceginden söz edemeyiz.
Tüm bunlari dikkate alarak simdilik Kürdistan`da olusturulacak bir
Dayanisma Cephesi`nin, yasamsal sorunlarda ortak tutumlarin gelistirilmesi icin
uygun bir arac olacagina inaniyoruz ve bunun icin caba sarfetmeliyiz. Fakat
daha da önemlisi ve acil olani, Kürt yurtsever, devrimci partiler
arasindaki catismalarin sona erdirilmesini hedefleyen adimlarin öncelikle
atilmasidir. Ulusal Kongre gibi önemli bir kurumun yaratilmasi perspektifini
korumaliyiz, bu yönde caba sürdürmeliyiz. Fakat zemini bulunmayan
kurumlarin, kurulusuyla yikilisinin bir olacagini bilmeliyiz. Bu bilincle, moral
bozucu sonuclara yol acici adimlardan da kacinmaliyiz.
Yoldaslar!
Ortadogu`nun kanayan yarasi Kürt sorunu bölgenin sinirlarini asmis,
uluslararasi kamuoyuna malolmustur. ABD, Rusya, Almanya gibi uluslararasi güc
merkezlerinin yani sira, sorunun dogrudan muhataplari olan Türkiye, Iran,
Irak ve hatta Yunanistan, Isaril, Misir gibi bölge devletleri de Kürt
sorununda aktif politika izliyorlar.
Kürt siyasal akimlarinin ic catismalarina ve diger zaaflarina ragmen ulusal
özgürlük mücadelesi devam ediyor. Halkimiz, özgürlügü
ugruna mücadelede kararli ve israrlidir. Bir bütün olarak bakildiginda
Kürdistan bölgede ciddi bir devrimci potansiyeli barindiriyor. Dahasi
ülkemiz, bölgedeki devrimci dönüsümde ilk adim olabilecek
dinamikleri potansiyel olarak tasiyor. Önemli olan bu devrimci potansiyelin
nasil degerlendirilecegi ve hangi politikalarla yönlendirilecegidir. Kürt
ulusal sorununun cözümünde emperyalizm ve bölge gericiligiyle
ittifak yolu mu yoksa Kürt devrimci hareketinin öncelikle kendi ic
birligi ve giderek bölge devrimci ve kominist hareketiyle ortak kavgasinin
gelistirilmesi yolu mu?
Kürdistan`da etkin olan ulusalci hareketlerin izledigi politikalara bakilirsa,
emperyalizm ve bölge gericiligiyle isbirligi icerisinde sorunun cözümü
hedefleniyor. Tipki Filistin G, Afrika ve nihayet K. Irlanda`da izlenen yol
gibi. Ki bu yol Kürdistan`daki devrimci potansiyelin giderek carpitilmasi
ya da dagitilmasini beraberinda getirecektir. Ikincisi; KKP olarak basindan
beri savundugumuz, emperyalizme ve bölge gericiligine karsi ulusal toplumsal
kurtulus yoludur. Kürdistan isci, emekci halkina ulusal ve toplumsal kurtulusu
getirecek olan yol budur. Bunda israrli davrandik, davranacagiz. Dolayisiyla
önerimiz, Kürdistan devrimci hareketinin öncelikle her parcada
kendi ic cephesel birligini yaratarak, giderek basta ezen ulus halklari olmak
üzere bölge halklari ve onlarin devrimci hareketiyle emperyalizme,
bölge gericiligine ve kapitalizme karsi ortak mücadeleyi gelistirmesidir.
TÜRKIYE VE KUZEY KÜRDISTAN`DA SIYASAL DURUM
Yoldaslar!
Türkiye`de Kürt sorunu cözülmedikce hicbir siyasal sorunda,
hatta ekonomik ve sosyal sorunlarda ilerleme saglanamiyor. Kürt ulusal
özgülük sorununda adim atilmadikca hicbir konuda adim atilamiyor,
adeta her sorunun altindan Kürt sorunu cikiyor. Gerek uluslararasi kamuoyunun
ve gerekse icerdeki muhalefetin baskisina ragmen, insan haklari, düsünce
özgürlügü yönünde en ufak bir iyilestirme gerceklestirilmiyor.
Susurluk cetesi ve devletteki derin baglantilarinin üzerine gidilmiyor.
Insan haklari ihlallerini, iskencenin önlenmesi ve düsünce özgürlügü
üzerindeki yasaklarin kaldirilmasi yönündeki her adim Kürdistanà
da kismen yansiyacagi kaygisiyla devlet tarafindan engelleniyor. Zaten bugün
basin, düsünce suclarinin neredeyse tamami ``balücülük``
propagandasi olarak ifade edilen Kürdistan sorunundan hareketle gündeme
getiriliyor. DGM`ler `düsünce sucu`adi altnda gercekte Kürdistanì
yargiliyorlar.
Susurluk cetesine yönelik her adim, aciga cikmis ve önemlisi ``derin
devlet``olarak ifade edilen rejimin bünyesinde kurumlasmis cetelerden gelen
sert yanitlara carpip geri cekiliyor. Ceteler, ``Üzerimize gelirseniz,
bir daha vatan icin savasmayiz ve her seyi aciklariz`` tehdidinde bulunuyorlar.
Ceteler ve elebaslari Ankara`daki bürokrasiye ve siyasilere ``Siz yataginizda
rahat rahat uyurken, biz vatan icin daglarda gece gündüz savastik,
sehit verdik, ayaginizi denk alin`` dediklerinde, Susurluk cetesine yönelik
tüm söylemler ve ``Üzerine gidecegiz, tüm baglantilarini
aciga cikaracagiz`` yönündeki atesli nutuklar ici bos palavralara
dönüsüyor.
Gercekte olan sudur: TC rejimi Kürt sorununda askeri cözümden
vazgecip siyasal cözüm yönünde adim atmadikca, cetelere,
bozkurtlara ihtiyac duyacak ve mafya-devlet-cete iliskisinin ürettigi Susurluk
vb. Cetelerin üzerine gidemiyecek, gidemez.
Yoldaslar!
TC rejiminin Kürdistan`da sürdürdügü savasin agir
yükünü elbette halkimiz cekti, halen de cekiyor. Kör inatla
sürdürülen savasin, Kürt isci, emekci halkina nelere mal
oldugunu hepimiz degisik boyutlariyla görüyor, yasiyoruz. Kuzey`de
yasayan ulusumuzun neredeyse yarisi savas nedeniyle yerinden oldu, köyünü,
ilcesini hatta ilini terk etmek zorunda birakildi. K.Kürdistanìn
daglari, yaylalari ve ormanlari hatta tatli su kaynaklarina varana kadar zenginlik
kaynaklari tahrip edildi. Bu sürecte halkimiz agir ekonomik, sosyal sorunlar
ve siyasal baskilara maruz birakildi Cezaevleri insanlarimizla dolup tasti,
daglarda genclerimizin cesetleri toplanir oldu. Kentlerimizde issizlik sosyal
bir hastalik haline dönüstü ve ekonomik sikintilar insanlarimizi
fuhusa, dilencilige sürükleyerek toplumda ahlaki cöküntüyü
derinlestirdi. Dayatilan zoraki göcle, Türkiye metropolleri Kürtler`le
dolup tasti ve bu kitlesel göc beraberinde aydinlarimiz basta olmak üzere
en degerli insan kaynaklarimizi da alip götürdü.
Bu tabloyu uzatmak mümkün. Ama özetle savasin Kürdistan`da
yol actigi derin yaralar bunlardir. Bu sürecte savasin Türkiye isci,
emekci halkina dönük faturasi da agir oldu ve halen devam ediyor.
Isci, emekci halktan binlerce erin can kaybi, agirlasan ekonomik, sosyal sorunlar,
artan hayat pahaliligi, kitlesel Kürt göcünün metropollerde
yarattigi bunaltici kent sorunlari, devletin cetelere teslim olmasi veya cetelesmesi
ve nihayet savasin artan maliyetini karsilayabilmek icin Türkiye`nin kara
paranin aklandigi bir merkez, eroin trafiginin odagi haline getirilmesi...
TC devleti tüm bunlara ragmen Kürt ulusal sorununda en ufak bir adim
atma niyetinde degildir. Bu nedenle PKK`nin siyasal cözüm amaciyla
ilan ettigi ateskesler defasinda yanitsiz birakildi. TC rejimi Kürdistanìn
ve Kürt halkinin varligini resmi olarak kabul etmemekte israrla direniyor.
Elbette bu aklin ve mantigin yolu degildir. Ama gercek olan, TC`nin bunda israr
ettigidir. Kürt ulusal hareketi ve bu arada bir komünistler bu gercegi
bilerek davranmamiz gerekiyor. Özgürlük mücadelesinde katedilmesi
gereken yolun uzun oldugunu bilerek, uzun soluklu mücadele perspektifi
ile kavgayi gelistirmeliyiz.
Yoldaslar!
TC rejimin Kürdistan`da askeri yönden son yillarda belli bir üstünlük
sagladigi dogrudur. Bunun üzerinde KKP I. Genel Konferansi`na sunulan MK
Politik Raporu`nda ayrintili olarak durulmustur. Burada sunu belirtmekle yetinecegiz:
Dünyada hic bir ulusun özgürlük mücadelesi zorla, askeri
tedbirlerle engellenememistir. Askeri cözümde israr edenlerin hatta
bazen gecici basarilarla zafer sarhoslugu yasayan isgalcilerin yenilgisine tarih
defalarca sahitlik etmistir. Türk halki özgürlügü ogruna
sürdürdügü mücadelede, bedeli ne kadar agir olrusa
olsun kavgayi zafere kadar sürdürmekte kararlidir.
K. Kürdistan komünistleri olarak halkimizin süren hakli özgürlük
kavgasinda yerimiz ve etkinligimiz oldukca zayiftir. Özellikle son iki
yilda bircok nedenle KKP varligini kavgada hissettiremedi. Ic dönük
tartismalar, sorunlar vb. Kendimizce hakli-haksiz ileri sürebiliriz. Ama
sonucta bunlar bizim ice dönük sorunlarimiz olup, Kürdistan kamuoyu
nezninde hic bir gecerliligi olamaz. Partimiz icinde bulundugu durumu, sorunlarini
ve bunlarin nedenlerini tartisacagiz, tartismaliyiz. Fakat bu tartismalar IV.
Kongre`de noktayi koymaliyiz. IV. Kongre`yle birlikte parti kesin ve net bir
yönelisle kitlelere, eyleme, sokaga dönük dinamik politikalar
üretmeli ve hayata gecirmelidir.
TC devleti`de salt askeri politikalarla, salt siyasal zorla Kürt ulusal
mücadelesiyle durduramiyacaginin bilincindedir. Bu nedenle bir yandan halkimiza
dönük savasi sonuna kadar sürdürürken, diger yanda
ayni sürecte Kürdistan`da kapitalist gelismeyi uluslararasi sermaye
ile ittifak halinde hizlandiriyor. Son yillarda daha cok K.Kürdistanìn
sinir illerinde gelistirilen kapitalist sanayilesme bugün Kürdistanìn
derinlikleri de dahil her alanda bilicli, amacli politikalarla gelistiriliyor.
TC, Kürdistan`da hizlandirdigi kapitalist gelismeyle öncelikle entegrasyonun
ülkemizin ic bölgelerini de kapsayarak derinlestirilmesini hedefliyor.
Kapitalis gelisme, ekonomik-sosyal entegrasyon ve siyasal-kültürel
asimilasyon...TC bilincli politikalarla bunlari birbiriyle iliskilendirerek
sürdürüyor. Rejim, militarist baskilarin halki bunaltigi, issizligin
gelecek umudunu kirdigi, aclik ve sefaletin perisan ettigi halka ``is ve as``
imkànlari sunarak halki yatistirmak istiyor. Rejimin sivil dayanaklarini
yaratmayi hedefleyen politikalarla da halki, görünmez ama güclü
baglarla sisteme baglamak ve nihayet yaygin medya araclariyla Kürt halki
üzerinde siyasal, kültürel asimilasyonu derinlestirmek istiyor.
Rejimin izledigi politikalarin özü budur.
Kürdistan`daki kapitalist gelisme ile TC, bölgede sivil dayanaklarini
güclendirme pesindedir. Kürt halkinin özgürlük mücadelesine
karsi bugüne kadar kullandigi asiret reisleri ve korucubaslarinin islevlerini
giderek tamamladigini görüyor ve kapitalist topluma özgü
sivil dayanaklarini (korucularini) olusturmaya yöneliyor. Halka TC`nin
militaris güclerinden daha beter baski uygulayan T. Adiyamanlar, S. Edip
Bucaklar, M. Tatarlar gibi baski ve denetimi ciplak olarak sürdüren
kurum ve kisiler her yönüyle desifre oldular,yiprandilar ve giderek
islevlerini tamamliyorlar. Zaten kapitalist gelisme, agalarin, sehlerin, asiret
reislerinin ekonomik, sosyal hayattaki kalintilarinida ortadan kaldiriyor. Konukogullari,
Caliklar, Akyillar, Karabogalar... Yani Kürt / Kürdistan burjuvazisi
TC`nin yeni ve sivil dayanaklari olarak gelisiyor, bilincli politikalarla güclenmeleride
hedefliyor. Asiret reisleri ve korucubaslarindan farkli olarak burjuvazinin
Kürt toplumu üzerindeki baskinin simgesi S. Edip Bucakîn belindeki
tabancasi gibi ciplak degil, ekonomik, sosyal, kültürel baglarla örtüsük
haldedir. Dolayisiyla burjuvazinin toplum üzerindeki denetimi hem daha
yaygin ve etkili ve hem de daha tehlikelidir. Kürdistan devrimci ve komünist
hareketi bu gercegi görerek politikalar üretmezse, girilen yeni sürecte
silahsiz kalacagini bilmeliyiz.
Yoldaslar!
TC deveti küdistan burjuvazisine ``bireysel ekonomik giriskenlik`` icin
gerekli altyapi ve tesvik kiredilerini sagliyor, üretim araclari üzerindeki
özel müliyetinin güvenligini, yani bekcilik görevini üstleniyor...
Buna karsilik ondan da sadakat, topluma ekonomik, sosyal, idolojik, kültürel
oarak denetlemesini istiyor ve dayatiyor. Kürt burjuvazisi bu görevi
yerine getirmeye coktan hazirdir ve TC`nin sadik bir isbirlikcisi oldugunu daha
önce kanitlamis, bügün de kanitliyor. Diyarbakir`daki Akyil sermaye
gurubu bunu kanitladigi icindir ki TÜSIAD üyeligiyle onurlandirildi.
Kürt burjuvazisi Türkiye burjuvasinin belirleyiciligi altinda onunla
isbirligine coktandir girmistir. Ayrica, TC devletini de Kürdistan `daki
siyasal egemenliginin (iktidarinin) araci olarak görüyor ve öyle
davraniyor. Ulusal özgürlük mücadelesinde Kürt burjuvasinden
medet ummak yada bizim yurtsever hareketimizin cokca kullandigi tabirle ``ulusal
burjuvazi) den medet umma bosunadir. Kürdistan burjuvazisi kendi sinif
cikarlarinin bilinciyle Türkiye burjuvasi ile isbirligi yolunu secmis ve
bu yolda ilerliyor. Kürt burjuvazisi sinif cikarlari dogrultusunda ne yaptigini
biliyor; sorun, Kürdistan devrimcilerinin de isci, emekci halkin sinif
cikarlari dogrultusunda bilincli davranabilmeleridir.
TC devleti savasta israr ediyor, ama uzun vadede savasin cözüm olmayacagi
bilinciyle cok yönlü ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirler
aliyor. Kapitalist gelisme ile ekonomik, sosyal entegrasyon ve siyasal ve kültürel
asimilasyonun derinlestirilmesi... Tüm bunlarla yakin vadede ulusal özgürlük
mücadelesinin kitle tabanini dayatmali, uzun vadede ise özerklik veya
fedarasyonun kacinilmaz olarak kendisini dayatmasi karsisinda bagimsizlik yönelislerini
zayiflatmayi amacliyor.
Yoldaslar!
Kapitalist gelisme Türk ve Kürt burjuvazisine ve önemlisi irkci
söven TC rejimine, ulusal mücadelemize karsi kullanabilecegi yeni
imkanlar, yeni silahlar sunuyor.Ama degerlendirebilirsek, devrimci hareketede
yeni olanaklar, yeni dinamikler sunuyor. Kapitalist gelismenin yarattigi, yaratacagi
dinamikler Kürt ulusal mücadelesinede dolayli olarak hizmet eder,
edebilir. Gecmiste, Yatili Bölge Okullari ve Ögretmen Okullari Kürt
gencligini asimile etmeyi hedefledi, fakat bu okullar Kürdistan`daki ulusal
bilinc ve uyanista büyük islev üstlendiler. Ögrenciler okullarda
Türkce okuma-yazma ögrendiler ama, Türk dili Kürt mücadele
tarihini ve kültürünü okuyup ulusal bilinc edindiler ve
bugünkü kavganin tasirici kadrolari haline geldiler.
Tarihte ezilen uluslarin ezenler tarafindan kendilerine as ve is imkanlari
sagladiginda, ulusal özgürlük mücadelesinden vazgectikleri
örnegi yoktur.Kürt halkinin, düsürülmüs, degerleri
nekadar carpitilmis olursa olsun as ve ise karsilik olarak ulusal onursuzluk
ve kölelik yolunu secebilecegini düsünmek saflik olur. Ayrica
bölgenin en eski yerlesik halki olarak Kürtler dili ve kültürel
birikimleriyle Türkler tarafindan asimile edilerek eritilmesi mümkün
olmayan bir zenginlige de sahiptirler.
Kapitalist özel sektörün degismesi emek ordusunu büyütüyor,
emek ile sermaye arasindaki celiskiyi netlestiriyor sinifsal sömürüyü
ve emek-sermaye celiskisini belli oranda belgeleyen KIT`ler yerini kapitalist
özel girisimcilige biraktikca, hem emek ile sermaye arasindaki celiski
daha ciplak bir nitelige bürünüyor, hem de Kürdistan isci
sinifi kendi ulusundan burjuvaziyle karsi karsiya geliyor. Isci sinifimizin
ilk kez bu düzeyde yardim ve ciplak olarak kendi ulusundan burjuvazi ile
yüz yüze geliyor, onun tarafindan agir kosullarda sömürüldügünü
yasayarak görüyor. Ulusal kurtulus mücadelesini sürdürürken
(kendi burjuzisinin müttefigi degilde devrimin karsi gücü oldugu
gercegini ciplak olarak pratik yasamda giderek kavriyor. Tüm bunlar gözönüne
alindiginda, TC rejimine karsi ulusal özgürlük mücadelesinin
sinifsal tabani genisliyor ve buda uzun vadede istikrarli bir sinif dinamigine
dayanmanin nesnel kosullarini olgunlastiriliyor.
Yoldaslar!
Kürdistan`da özgürlük mücadelesinin nesnel kosullarinda
degisimin yasandigini, basta olgulardan hareketlede görebiliriz. Büyük
kentler bunun somut örnekleridir. Gercekten de kentlerimiz ulusal özgürlük
ve sosyalizmin mücadelesinin merkezleri haline geldiler büyüyen
kentler ve yarattiklari sorunlar beraberinde devrimci hareketin önüne
yeni yeni sorunlar getiriyor. Ideolojik, kültürel vb. Yeniden yapilanmayi
dayatiyor, ileride daha net olarak dayatacaktir.
Kisacasi, Kürdistan`nin sosyo ekonomik yapisinda ciddi degismeler, yasandi,
yasaniyor ve bunlar yeni sorunlar doguruyor. TC rejimi bu yeni gelismeyi arkalayip
özgürlük mücadelesine karsi kullanmak amacinda. Devrimci
hareketimiz bu yeni sartlari yeni gelismeleri iyi ve yerinde kavraya bilirse,
bize karsi kullanilmak istenen silahi TC rejimine burjuvaziye cevirebiliriz.
Sonuc olarak, ülkemizde TC`ye karsi sürdürülen ulusal özgürlük
mücadelesi, ayni sürecte isbirlikci Kürdistan burjuvazisini,
burjuvaziye karsi sürdürülen sinifsal mücadelede ise TC
devletini hedeflemek zorundadir. Cünkü Kürt burjuvazisi, TC`nin
Kürdistan`daki temel dayanagi ve ayrilmaz bir parcasi haline gelmistir.
Tüm bunlardan dolayi ulusal ve toplumsal kurtulus ic ice gecmis ve ulusal
özgürlüge giden yol, TC ile birlikte Kürdistan`da kapitalizme
karsi mücadeleden geciyor.
Isci sinifi örgütsüz ve yasamsal sorunlarla yüz yüze
Yoldaslar!
Ülkemizin en ücra kösesinde bile, yaygin bir ücretli emek
ordusu olmustu. Sanayi, tarim ve hizmet sektöründe calisan emek ordusu
son yillarda hizlandirilan kapitalist gelismeye paralel olarak bir hayli büyüdü,
büyüyor. Günümüzde iktisaden faal nüfus icerisinde
ücretli emek orani %50`yi asmis durumda. Devrim mücadelesinin temel
gücü nesnel olarak esci sinifidir. Bu konuda artik aksi bir görüs
ileri sürülemez. Isci sinifimiz nicelik veya nesnel olarak var, fakat
bu nesnel varliga denk düsebilecek politik aktivitesi ise yok denebilecek
kadar zayif. Ulusal özgürlük kavgasinda isci sinifi ve mesleki
örgütler sözü edilir bir pratik tutum gelistiremediler.
Bunda elbette biz komünistler de kendimizi ve politikalarimizi sorgulamaliyiz.
Ancak, isci sinifinin olusumunun yas olarak genc olmasindan da kaynaklanan sorunlari
var.
Kuzey Kürdistan isci sinifinin en basta ekonomik,sosyal haklari ve mesleki
örgütlenmesi zayiftir. Varolan sendikalar cogunlukla KIT`ler olarak
bilinen devlet sektörüne ait isyerlerinde örgütlüdürler.
Yani mevcut sendikalarin kurulusu, toplu sözlesme ve grev hakki gibi demokratik
haklarin kazanilmasinda (son yillardaki kamu emekcilerinin ve Antep dokuma iscilerinin
mücadelesi sayilazsa) Kürdistan isci sinifinin dise dis sürdürdügü
kanli kavgali bir mücadele ile hak kazanimindan pek de söz edemiyoruz.
Mevcut sendikalarin kurulusu, daha cok Türkiye genelinde örgütlü
bulunan sendikalarin Kürdistan`daki devlete ait isyerlerinde örgütlenmesi
seklinde olmustur. Burada isci sinifimizin mesleki örgütlenmesi ve
ekonomik, sosyal haklari ugruna mücadelesinin yoklugundan degil, zayif
olusundan söz ediyoruz.
Isci sinifi öncelikle mesleki olarak örgütsüzdür.
KIT`lerin disinda yani özel sektörde sendikal örgütlenme
hemen hemen yok denecek kadar zayiftir. Türk-Is, DISK, Hak-Isìn
örgütlenmesi olan mevcut kurulu sendikalar ise cogunlukla büroktatik
bir yapiya dönüsmüs isci sinifindan kopmus, sistemin birer uzantisi
durumundadirlar.
Kürt kapitalistleri, isci alirken sendikasiz calismayi bir ön sart
olarak dayatiyorlar. Sendikalasmaya yönelik her adimi daha isin basinda
bogup erkisizlestirmeye calisiyorlar. Nasil olsa issiz bol, emek ucuz ve dolayisiyla
sendikalasmaya yönelik her girisim patronlarin toptan isten cikarmasiyla
sonucsuz kaliyor. Antep`te Sanko patronu, iscilerin sendikalasma faaliyetlerini
kirmak icin binlerce isciyi isten atiyor, ardindan da sendikasiz calismak isteyenlere
``geri gelebilirsiniz`` cagrisi yapiyor.
Özel sektörde yaygin bir isci kitlesi, sendikasiz oldugu gibi sigortasi
bile yok. Iscinin ve ailesinin sagligi acisindan yasamsal bir önemi olan
sigorta hakki fiilen özellikle orta ve kücük isletmelerde hemen
hemen hic yok. Sigortali isci calistirdigini iddia eden kapitalistlerin cogu
ise sigorta primlerini yarim ödüyorlar. 21. Yüzyil`a girerken
Kürdistan isci sinifi halen sigortasiz ve sosyal güvenceden yoksun,
yer yer 10-12 saatlik calisma günü gibi oldukca ilkel sartlarda yasam
mücadelesi veriyor. Tarim hele de gecici tarim iscilerinin calisma kosullari
ise beterin beteri durumundadir.
Yoldaslar!
Kürdistan`da esnek uzmanliga dayali emek sürecleri dogal olarak zaten
yürürlükte. Kapitalistler zaten istihdam, ücret ve calisma
kosullari acisindan iscilere karsi tam bir keyfiyet ve serbestlik icerisinde
hareket ediyorlar. Isci alinirken veya cikartilirken, ücreti belirlenirken,
calisma kosullari ve saatleri saptanirken, patronlari baglayan ne is yasalari
var (yasalar kagit üzerinde duruyor) ne de buna ``dur`` diyecek örgütlü
emek gücü var. Burjuvazi emek gücü karsisinda tam anlamiyla
``köpeksiz köyde degneksiz dolasan`` misali davraniyor. Kongremiz
özellikle bu sorun üzerinde durmali ve KKP kongre sonrasi sinifa yönelik
calismalarinda ekonomik-demokratik haklar ugruna mücadele ve sendikal örgütlenmeyi
faaliyetinin odagina almalidir.
Mesleki ötgütlenme, ekonomik ve sosyal haklari ugruna mücadelede
isci sinifinin durumunun icler acisi oldugunu belirtmistik. Kendi yasamsal sorunlari
üzerinde birligini ve örgütlülügünü yaratamamis
bir sinif devrim mücadelesinde aktif bir rol üstlenemez, politik öncülük
görevlerini yerine getiremez. Öncelikle bu gercegin bilincinde olarak
davranalim. Emek ordusunun bu icler acisi tablosu karsisinda sorumlulugu isci
sinifina yükleyerek kendimizi aklayamayiz. Bu durumda genel olarak Kürdistan
devrimci hareketinin ve özelde de biz komünistlerin sorumlulugu büyültür.
Ülkemizde zayif da olsa isci sinifinin mücadelesi var fakat, komünistler,
birakalim bu mücadeleye öncülük etmeyi cogu kez süren
mücadeleden habersiz ya da salt izleyiciler durumuna düstüler.
Partiyi temsilen hepimiz buradayiz, egri oturalim ama dogru konusalim. Her delege
kendisinin ve temsilen geldigi parti örgütünün isci sinifinin
ekonomik, demokratik haklari ugruna neler yaptigini acik yüreklilikle ve
komünist sorumlulukla sergilesin. Elestirsin, özelestirisini versin.
1995`te gerceklestirdigimiz KKP I.Genel Konferansi`nda isci sinifinin mesleki
örgütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesine iliskin somut
yönelisler belirledik, kararlar aldik. Konferansa sunulan MK Politik Raporu`nda
ülkemizde komünist hareket ile isci sinifi arasindaki kopukluga vurgu
yapilmis ve sinifa dayanmayan bir komünist hareketin ülke siyasetinde
sorumluluklarini yerine getiremeyecegini, giderek islevsizlesecegini belirtmistik.
Gerek yapilan sorgulamanin ve gerekse alinan kararin, dahasi konferansin yarattigi
heyecanin da etkisiyle konferansin ardindan.bir dönem isci sinifina yönelik
olarak olumlu denilebilecek bir calismaya girdik. Hem tek tek illerde, hem de
iller arasinda isci sinifinin mücadelesine iliskin adimlar atildi. Iller
arasi faaliyeti koordine edebilecek mekanizmanin yaratilmasi amaciyla bircok
toplanti yapildi ve yavas yavas belli bir yapilanma olusmaya basladi.Bu calismaya
yön verebilecek bir isci brosürü hazirlanip Fakat az cok sistemli
denilebilecek bu calisma uzun sürmeden aksamaya basladi ve giderek durdu.
Neden?
Bu duruma düsmemizin nedenleri üzerinde durup aciga cikartmaliyiz.
Konferanstan bu yana isci sinifina yönelik brosür, kitap, makale calismalariyla
ideolojik-teorik üretim yapildi. Süphesiz sinifa yönelik calismalarda
ideolojik-teorik üretimin önemi vardir ama, daha önemli olan
isci sinifina yönelik sürekli kilinmis güncel politikalarin üretilmesi
ve bu politikalar dogrultusunda pratik faaliyetin gelistirilmesidir. Sözünü
ettigimiz olumlu calismanin giderek aksamasinin nedenlerinin basinda, isci sinifina
yönelik güncel politikalar etrafinda pratik-politik mücadelenin
sürekli gelistirilmemesi geliyor. Güncel sorunlari iceren yayinin
bulunmamasi da süphesiz isci sinifina yönelik calismamizi olumsuz
etkileyen bir baska nedendir. Fakat tüm bunlardan dah önemli olan
bir zaafimiz devam ediyor: Basta MK olmak üzere parti yapisinda isci sinifina
ve sorunlarina yabancilasma tam anlamiyla halen asilamamistir. Parti yapisi,
ideolojik ve önemlisi pratik-politik faaliyetinin eksenine isci sinifinin
öngütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesini halen tam olarak
yerlestirilmis degildir. Kentlerde ve tarimsal alanlardaki faaliyetimizin her
adiminda ücretli emegin sorunlarina el atma, cözüm arayisina
yönelme ve sendikalasma basta olmak üzere, emegin örgütlenmesini
hedeflemek... Bu ve benzeri pratik-politik yönelisler kadrolarimizin ve
taraftarlarimizin bir nevi dogal refleksleri haline gelmis degildir. Taraftarlarimiz,
üyelerimiz ve hatta kadrolarimiz, pratik-politik faaliyetimizin a,b,c`sinin
isci sinifina yönelik faaliyet oldugunu bilince cikarabilmis degildir.
Buna artik son vermemiz gerekiyor.
Isci sinifinin örgütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesinde
KKP olarak yol katetmeden, diger bütün iddia ve hedeflerimizin ayaklarinin
havada kalacagini bilmeliyiz. Isci sinifi etkin bir politik güc haline
getirilmeden, ulusal kurtulusa sinifsal bakisi hakim kilmak, ulusal ve toplumsal
kurtulusu kopmaz bir bütünlükle ele almak, ulusal ve toplumsal
kurtulusu kopmaz bir bütünlükle ele almak ve devrimle birlikte
kesintisiz sosyalist insayi gerceklestirmek... gibi tüm iddia ve hedeflerimizin
pratik hicbir degerinin olmayacagini bilmeliyiz.
Kuzey`de birlik sorunlari
Gerek biz gerekse disimizdaki kimi akimlar komünist birlikten cokca söz
ettik. Zaman zaman bu yönde bizim de icerisinde oldugumuz pratik adimlar
atildi. O zaman da dile getirdik, burada da bir kez daha altini cizerek belirtelim:
Ülke topraklarinda sinifla, isci ve emekci yiginlarin mücadelesiyle
su veya bu oranda iliskilendirilmemis bir birligin komünistlerin birligiyle
ilgisi olamaz. 1. Genel Konferansà sunulan MK Politik Raporu`ndaki saptama,
bugün de birlik yönündeki perspektifimizi olusturmalidir:
``KKP olarak, komünistlerin birligine yönelirken taraf olanlarin
sinifls az cok baginin olmasinda israr ediyoruz. Komünistlerin birliginde
yine zayif ya da güclü öznesini isci sinifi olusturmalidir. Gerceklestirilecek
komünist birlik, hem isci sinifinin eylemliliginin dogurdugu ihtiyaclarin
ürünü olmali hem de birlik bu eylemlilige ivme katmalidir.``
Karsi sinif cikarlarina sahip siniflarin olustugu toplumumuzda, yurtseverim,devrimciyim
diyen her akim, her örgüt komünist olarak algilanamaz, bunlarla
birlik gerceklestirilemez. PYSK saflarinda birlesen dostlarimizin olusturudugu
birlik, yurtseverim, devrimciyim, sosyalistim diyen her Kürdün davet
edildigi nitelikte bir birlikti. Bu, komünist birlik degil olsa olsa cehpe
türünden bir ittifak olabilirdi. KKP olarak esasen bu nedenle bu birlikte
yer almayi dogru bulmamistik.
Yiginlardan, esas olarak da isci sinifindan, onun pratik-politik mücadelesinden
kopuk kadrolara dayali olarak gerceklestirilecek birligin de ilerletici bir
yönünün olmayacagini, bize birlik öneren dostlarimiza iletmistik.
Ülke topraklarinda az ya da cok, belli düzeylerde ve belli alanlarda
kitle baskisini üzerinde hissetmeyen, kitle sorumlulugunu tasimayan, atacagi
her adimda ``kitleye hesap verecegim`` kaygisi icerisinde olmayan kadrolarla
kalici ve ilerletici birlikler olusturulamaz dedik. Bugün de hala bu düsüncemizde
israr ediyoruz. Ülkede zayif da olsa varolan iliskilerimizin gerceklestirecegi
uzun soluklu eylem birlikleri icin komünist birligin hedeflenmesi gerektigini
belirttik. Ülkeden ve isci-emekci yiginlarin pratik mücadelesinden
kopmus, Türkiye metropollerine hatta Avrupa`ya yerlesmis kadrolar üzerinden
birlik yapilamaz, yapilmamalidir. Burada hem Avrupa hem de Türkiye metropollerine
yerlesmis bulunan kadrolarin önemini kücümsemiyoruz, birlige
ciddi katkilar saglayacaklarina da inaniyoruz. KKP olarak üzerinde israr
ettigimiz, komünist birligin temelinin esas olarak ülke topraklarindaki
kitle-kadro iliskisine dayandirilmasidir. Bu temel az cok olusturulduktan sonra
metropollerdeki ve Avrupa`daki kadrolarin katkilari ancak o zaman anlamli olabilir.
Yoldaslar!
Sorunla ilgili yaklasimimizi yine 1. Konferansà sunulan MK Politik Raporu`ndaki
tespitle noktalayacagiz:
``KKP; komünist birlige yönelirken, firtinaya tutulan geminin alelacele
bir liman (barinak) aramasi örnegindeki gibi ne ve nasil olursa olsun birlik
demiyor. Bu tür birliklerin ilerletici olmaktan cok geriletici olabilecegi
kaygisini tasiyor. KKP komünist birligin, birlige taraf olan yapilari ideolojik,
politik ve örgütsel degerler bakimindan ileriye dogru asabilecek,
ulusal ve toplumsal özgürlük mücadelesine ivme kazandirabilecek
nitelikte olmasini hedefliyor. KKP`nin komünist birlige yaklasimi özetle
budur. Bu yaklasimlar temelinde birlik calismalarini sürdürecektir.``
Gelismeler komünist birlik yönündeki hassas ve ilkeli yaklasimimizi
hakli cikardi. Ilkeli olmayan, aceleci ve zeminsiz birliklerde baslangictaki
heyecanin yerini cok gecmeden ``nasil ayriliriz, bu isi nasil bitiririz`` kaygisi
almaya baslar.
Yoldaslar!
Isci sinifi ile dogrudan baglantili diger bir sorunumuz Türkiye komünist
hareketiyle birliktir. KKP III. Kongresi, Türkiye komünist hareketiyle,
somutta TKEP ile parti birligine son veren karari almis ve KKP bagimsiz bir
parti olarak faaliyetini bugüne kadar sürdürmüstür.
Türkiye komünist hareketi ile partisel (örgütsel) birlikten
ayrildik, ancak ortak düsmana karsi birlikte mücadelenin gelistirilmesi,
hatta Türkiye komünist hareketiyle iktidar hedefine birbirini tamamlayan
politikalarin izlenmesini savunduk, bugün de savunuyoruz. Kürt ve
Türk halklarinin, Kürdistan ve Türkiye isci sinifinin ortak mücadelesinin
gelistirilmesi ve birlesik mesleki örgütlülügünün
dogruluguna inaniyor ve bu yönde mücadele ediyoruz. Gelismeler, kökleri
eskilere dayanan bu yöndeki politikamizi dogruluyor.
Türkiye isci sinifiyla ortak kavganin gelistirilmesinin dogrulugu bugün
herkesce kabul görüyor. Sorun, ortak mücadelenin gelistirilmesinde
bir taraf olarak Kürdistan isci sinifinin kendi örgütlülügünü
yaratmasi ve birlesik mücadeleye örgütlü güc olarak
yönelebilmesidir. Bu konuda sorunlarimizin oldugunu belirtmistik.
Su ana kadar bizi baglayan programimiz geregi Türkiye komünist hareketi
adina taniyip iliskide bulundugumuz TKEP oldu. Kongremiz de onaylarsa yeni programda
TKEP yerine genel olarak Türkiye komünist hareketine yer verilip,
muhatap alinmasi gerektigine inaniyoruz
Türkiye komünist hareketi genellemesi icerisinde somutta kiminle,
kimlerle iliskilerimizi gelistiririz? Bu, daha cok program perspektifi dogrultusunda
politika yürütecek olan Merkez Komitesi`nin sorumlulugunda olmalidir.
Cephe sorunlari
KKP III. Kongresi`nden bu yana gecen sürede gerek yasadisi cephe calismalarinda
gerekse yasal parti alaninda kisa ve kismen uzun süreli birlikler gerceklestirildi.
Bunlarin halk üzerinde olumlu etkileri ve mücadeleye katkilari oldu.
Ancak, bugün PKDW`de devam eden sinirli birligin disinda denilebilir ki
``evli evine, köylü köyüne`` misalimdeki gibi her parti
ve örgüt kendi basina birseyler yapmaya calisiyor. Kisacasi, Kürt
solu mevcut konumuyla ülke düzleminde birlikte mücadeleden uzak
bulunuyor.
Kuzeyli sol hareketler arasinda son yillarin en kapsamli cephe calismasi 1994`te
12 parti ve örgütün yeraldigi Cephe Platformu ile gerceklestirildi.
KKP`nin icerisinde yeraldigi Cephe Platformu bir yandan kimi ortak eylemleri
gerceklestirirken, diger yandan cephenin program ve tüzügünü
olusturmayi önüne görev olarak koydu. Kisa sürede program
ve tüzük üzerine uzlasmaya dayali görüs birligi sagladi.
Cephenin dünya ve ülke kamuoyuna ilanina sira gelmisken ve hazirliklar
bu yönde yapilirken, adeta ``görünmez bir el`` cephenin ilanini
geciktirdi ve giderek resmilesmeden Cephe Platformu dagildi.
Baslangicta halka güven veren, heyecan yaratan, militan kadrolara moral
veren bu girisim dagilmasiyla birlikte tersine sevk kirci, moral bozucu sonuclara
yol acti. Kürt solu bir kez daha birlikte yürümeyi basaramamisti.
Cephenin gerceklestirilememesinde kimin ne kadar sorumlulugunun bulundugu tartisilabilir.Fakat
burada önemli olan faturanin bir bütün olarak Kürt soluna
cikmis olmasidir. Özetin özeti, Kürt solu birlikte yürümeyi
basaramiyor, üzerinde düsünülmesi gereken sorun budur.
Gerek yasanmis deneylerin olumsuz etkileri, gerekse mücadelenin degisen
kosullarinda her parti ve örgütün yeniden yapilandigi sürecte,
yakin vadede cephenin yaratilmasi beklentisi icerisinde olmamiz gercekci degildir.
Parti programimizda öngörülen cephenin yaratilmasi ugruna uzun
soluklu bir mücadelenin gelistirilmesini hedeflemeliyiz.
Diger birlik faaliyeti ise bir süre devam eden yasal parti alaninda yasandi.
Önce...., ardindan daha genis kapsamli olarak..... saflarinda birlik gerceklestirildi.
Tüm eksikliklerine ragmen bu birlik olumlu izler birakti. Ancak cok gecmeden....`te
ilk ayrilik gerceklesti. Ardindan.... sürecinde birlikte yürümek
imkànsiz hale getirildi. Getirildi diyoruz, cünkü....`te etkin
olan anlayis kendisinden baska herkese siyasi varliginin inkàri ile esanlamli
olan yaklasimlari dayatinca ayrisma kacinilmaz oldu. ``En fazla kitleyi tek
basina ben temsil ediyorum`` hesabiyla davrananlar, sonucta kendileriyle bas
basa kaldilar.
Yoldaslar!
........`te zayif olan akimlar, zayif olmanin ve sinirli kitle etkisinin bilinciyle
davrandilar. Ancak güclü olan, güclü olmanin bilinciyle
esnek ve toparlayici davranmaktan uzak durdu. ``Ben herseyim`` anlayisi ve dayatmasi.....`te
ayrismayi kacinilmaz kildi ve komünistler ayrildi.
Baslangicta yasal partide yeralmak gibi, sonucta......`ten ayrilmak da komünistler
acisindan dogru bir karardi. Ancak gecen sürede yasal partiler bünyesinde
bomünistlerin izledigi politikalar tamamiyla dogru muydu? Bu soruya tam
olarak ``evet``denilemez.
Yasal parti sorununda son yillarda bize farkli partilerden öneriler geldi.
Bunlara Merkez Komitesi`nin yaniti öz olarak, ``Tüm Kürt sol
akimlarinin yer alacagi halkci bir partide yine yer aliriz. Ayrica herkesin
kendi yasal partisini kurdugu ortamda KKP acisindan da yasal bir partinin kurulmasi
kacinilmaz olursa; böyle bir parti nitelik olarak ulusal özgürlükte
birlikte sosyalizmi savunan ve bu ugurda mücadele eden emek agirlikli bir
parti olmalidir`` dedik. Ve partide sikintilara yol acan ``acik parti tartismasi``
ile sorun tartismaya acildi.
Kongremiz yasal parti sürecindeki tutumumuzu, izledigimiz politikalari
ve tartismaya acilan yasal parti sorununu irdelemeli ve baglayici kararlar ile
partinin önünü acmalidir.
Tarim emekcilerinin agirlasan sorunlari
Emekci köylülük bir yandan devlet terörü, diger yandan
kapitalist gelismenin cifte kiskaci altindadir. Kürdistan köylüsü,
savasta en agir bedelleri ödeyen kesim oldu. Devlet terörü en
acimasiz ve en yasa tanimaz bir sekilde köylülük üzerinde
uygulandi. Asker, özel tim ve köy korucularinin teröru altinda
neler cektigini ancak köylümüz bilir.
Rejimin köylüye dönük uygulamalari siyasal terörle
sinirli degildir. Ekonomik terör de insanimizi perisan etmistir. Köyü,
ilcesi yikilmis, bagi bahcesi tahrip edilmis, hatta yaylasi, ekili arazisi ya
tahrip edilmis ya da isletme yasagi konulmustur. Bir insani, bir toplumu ac
birakmak, ekonomik yikima ugratmak da terördür, hatta tetörün
en beteridir. Milyonlari bulan insan kitlelerini köyünden, ilcesinden
(ülkesinden) zorla göc ettirmek terörden öteye bir katliamdir.
Kürdistan köylüsü tüm bu acilari yasadi.
Bütün bunlar olup-biterken, KKP olarak ne yaptik? Olup-bitenleri
dile getirmekten, ufak tefek protestolardan öteye pek bir sey yapmadik.
Bizim acimizdan sorun öncelikle Kürdistan köylüsünün
yaninda olmak, onlarla birlikte sorunlari yerinde tartismak, rejimin baski ve
terörünü birlikte gögüslemek ve birlikte cözüm
arayisi icerisinde mücadeleyi gelistirmektir.
Basta GAP kapsamindaki bölge olmak üzere Kürdistan`da sermayenin
tarim üzerindeki cok yönlü egemenligi büyüyor. Topragi,
tarimsal girdileri ve krediyi kontrol altinda tutan büyük toprak sahipleri,
tüccar ve tefecilerdir. Toprak ve tarim burjuvazisinin, tüccar ve
tefecinin tarimda büyüyen egemenligi, kücük hatta orta ölcekli
emekci köylülügün yasam alanini her gün biraz daha
daraltiyor.
Devlet bankalari kücük ve orta üreticiye ya hic kredi vermiyor
ya da gülünc denilebilecek oranlarda yetersiz kredi verildiginden,
emekci köylülük kacinilmaz olarak tefecilerin kapisini caliyor.
Bu durumda ya yüksek oranda faizle borc aliyor ya da borclarini ödeyebilmek
icin mahsülünü daha tarladan kaldirmadan tefeciye cok ucuz olarak
satmak zorunda kaliyor. Ve tüm acimasizligiyla isleyen bu sürec sonunda
emekci köylülük elindeki topragini giderek kaybediyor. Büyük
toprak sahipleri ve tefeciler lehine kücük ciftci topragini satmaya
ya da bir baska bicimde elden cikarmaya zorlaniyor. Topragini kaybeden köylülük
ya göc ediyor ya da tarimda ücretli is gücü durumuna düsüyor.
Yoldaslar!
Ülkemizde toprak zaten dün de esas olarak, sürecte büyük
toprak burjuvazisine dönüsen toprak agalarinin elindeydi. Köylü
büyük cogunluguyla zaten topraksizdi. Dün toprak agasinin yaninda
yariciydi, bugün ya kentlerde ücretli isci ya da tarimsal alanda gecici
veya daimi tarim iscisidir. Kapitalist gelisim tarimda bu süreci hizlandiriyor.
Toprak,tarimsal girdiler ve kredi egemen sinifin elinde yogunlasiyor. Bu durum
sosyal adaletsizligi daha da büyütüyor, emek ile sermaye celiskisini
tarimsal alanda ciplak hale getiriyor. Bugün Kürdistan tariminda bir
yandan egemen sinif olarak büyük toprak sahipleri (burjuvazi), tüccar
ve tefeciler, diger yandan büyüyen ücretli is gücü
olarak ücretli emekciler bulunuyor. Ve bu iki karsit sinifin arasinda yer
alan, fakat hizla proleterlesen kücük ve orta ölcekli üreticiler...
Tarimda en genel cizgileriyle tablo budur.
Bu tabloda, devrimimizin hedef alip egemenligine son vermesi gereken sinif
büyük toprak burjuvazisi, büyük tüccar ve tefecilerdir.
Ki bu sinif ayni zamanda TC rejiminin kirsal alandaki dayanagi durumundadir.
Devrimimizin tarimsal alandaki temel gücü ise, daimi ve gecici tarim
isciligiyle ic ice bulunan az toprakli yoksul köylülüktür,
Kücük ve orta köylülük de, devrimde isci sinifinin
müttefigidir.
Komünistler olarak, tarimsal alanda önümüzdeki sürecte
öne cikan görevlerimizi temel cizgileriyle söyle tanimlayabiliriz:
Öncelikle ücretli is gücü olan tarim iscilerinin yasamsal
ekonomik, sosyal ve demokratik haklari ugruna mücadeleyi gelistirmemiz
gerekiyor. Tarim iscileri icler acisi kosullarda esiyle, cocuguyla hatta annesi
ve babasiyla birlikte sicak günesin altinda ac ve susuz, her türlü
hastalikla ic ice yasam kavgasi veriyorlar. Komünistler öncelikle
bu alanlara gitmeli, gerektiginde bilincli, amacli olarak onlarla birlikte calismali,
sorunlarini yasayarak derinlemesine kavramli ve cözüm icin güncel
politikalar gelistirmelidir. Sendikasiz, sigortasiz ve her türlü sosyal
güvenceden yoksun olarak calisan tarim iscilerinin sorunlari üzerinde
basta yayinlarimizda yazli olmak üzere cok yönlü bir propaganda
faaliyetini örgütlemeliyiz. Ama salt propaganda ile yetinmeyecegimizin,
kadrolarin öncülügünde sistemli bir örgütleme
faaliyetini gelistirmemiz gerektiginin altini ciziyoruz.
Bu öncelikli ve temel görevle birlikte kücük ve orta ölcekli
köylünün toprak burjuvazisine, tüccara ve tefeciye karsi
korunmasini amaclayan taleplerini desteklemeliyiz.
Devlete, bankalara, araci-tefeciye olan borclarinin iptal edilmesi icin propaganda
yürütmeliyiz. Devlet tarafindan düsük faizli kredi ve tarimsal
girdilerle desteklenmeleri yönünde emekci köylülükle
birlikte mücadele gelistirmeliyiz.
Tüm bu görevlerimizi yerine getirmek amaciyla mücadeleyi sürdürürken,
tarim iscileri ve emekci köylülük icerisinde ulusal özgürlük
ve sosyalizm yönünde sistemli bir propaganda gelistirmeliyiz.
21. Yüzyilà girerken kadinin özgürlesmesi
Yoldaslar!
21. Yüzyilà girerken toplumumuzun temel sorunlarindan birisi de
genelde kadinin özgürlesmesi, kadinin toplumda erkegiyle birlikte
her alanda esit haklara, görevlere sahip olmasi ve özelde ise kadin-siyaset
iliskisi olusturuyor. Kadin sorununa bu kapsamda yaklasmaliyiz.
Süren savasin agir yükünü ceken kadinlarimiz, kapitalist
sömürünün agir yükü altinda erkegiyle birlikte
ezilen kadinlarimiz, daha da önemlisi cinsiyet ayriminin erkek egemen toplumda
kadina getirdigi kati, geri, ilkel kural ve geleneklerin bunaltici baskisi altinda
yasayan yine kadinlarimizdir.
Devam eden özgülük mücadelesinde, kadinlarimiz en agir
ve cinsel tacizlere varana kadar en igrenc baski ve teröre maruz kaldilar.
Bu savasta en kiymetli varliklari olan cocuklari, esleri ve yakinlari ya cezaevine
konuldu ya da sehit düstüler. Yillardir devam eden ve daha uzun süre
devam edecek olan ulusal özgürlük mücadelesinde Kürt
analarinin gözyaslari hic dinmedi. Kürdistan kadini, düsmanindan
(TC rejiminden) gelen saldirilara gögüs geriyor, direniyor ve özgürlük
mücadelesinde agir bedeller ödenmesi gerektiginin bilinciyle davraniyor.
Dostundan yana, yani esi, kardesi ve cocuguyla erkek egemen toplumdan yana
sorunlari büyüktür. Erkek egemen toplumlarin icinde de erkek,
en kazak olusuyla övünen Kürt erkek egemen toplumun kendi kadinlarina
getirdigi ya da atasindan kalma gelenek ve adetlerle devam ettirdigi kati, ilkel,
geri kurallara Kürt kadininin hali hazirda aciga vurmamis isyani büyüyor.
Bunu görmeliyiz, irdelemeliyiz ve buna uygun politikalar gelistirmeliyiz.
Kürtlerìn kadina yönelik mükemmel bir atasözü
vardir, ``Sér sér e, ci jin e ü ci mér e`` diye. ``Aslan
aslandir,disisi de erkegi de farketmez`` anlamindadir. Erkek egemen bugünkü
Kürt toplumunda ancak kadinlarimizin olaganüstü bir kahramanligi,
direnisi, eylemi vb. Gerceklestirgi durumlarda yukaridaki halk deyisi bir anlik
veya gecici olarak hatirlanip gecilir. Fakat süregen ekonomik, sosyal,
siyasal ve kültürel yasamda bu halk deyisi ve bu deyise uygun davranis
hic ama hic gündeme gelmez, getirilmez. Tersinden erkek egemen toplumun
günlük yasamda kadina iliskin sunlari söyledigi ve bunlara uygun
davranislar gelistirdigini hepimiz yasiyor, görüyoruz:
``Kadinin saci uzun akli kisadir``, ``Eksik etektir idare et``, ``Toplumda
kadinin yeri ayri, erkegin yeri ayridir``, ``Kadin kadinligini bilmelidir, hamurlu
eliyle erkek isine burnunu sokmamalidir`` vb. Kadini asaglayici, kücümseyici
bu ayrimci tutum ve davranislar kadina yaklasimda hep belirleyici olmustur.
Bunlari sadece geleneksel Kürt aile yapisinda görmüyoruz; dahasi
vahim olan, kendine yurtseverim, ilerici-devrimciyim hatta komünistim diyenlerin
günlük davranislarinda da kadina yaklasimda bunlarin derin izlerinin
bulunmasidir. Devrimciyim, yurtseverim deyip halkin önünde yürüdügü
iddiasinda olanlarin kadina yaklasimda cogunlukla toplumun geleneksel deger
yargilarinin etkisinde kaldiklarini ve toplumla ayni deger yargilarini paylastiklarini
ibretle izliyoruz. Kadinin özgürlesmesi sorununu tartisirken, devrimci
kadrolarin en basta kendi davranislarini sorgulamalari gerektigi inancindayiz.
Yürürlükteki yasalar (Medeni Kanun) halen erkek egemenligini
esas alan iceriktedirler. Cinsler arasindaki esitligi erkek lehine bozan ve
kadinin ekonomik, sosyal yasama etkin katilmini sinirlayan yasalarin kaldirilmasini
hedefleyen bir mücadelenin elbette gelistirilmesi gerekiyor. Ancak TC`nin
yürürlükteki yasalarinin bile ülkemizde uygulanmadigi ve
kadina yönelik tutum ve davranislari fiilen belirleyen geleneksel deger
yargilari ile yerel kural ve gelenekler oldugu toplumumuzun ayri bir gercegidir.
Sorgulanmasi ve asilmasi icin mücadele edilmesi gereken bir diger sorunumuz
budur.
Yoldaslar!
Ülkemizde halen yogun olarak namus cinayetleri isleniyor, ask ve cinsellik
halen tartisilmaz, konusulmaz bir tabu durumunda. Oglunu veya kizini evlendirirken
davul-zurnayla dünyaya ilan eder, sevinir ama ayni toplumumuz aski ve cinselligi
tartismaya yanasmaz. Kiz cocuklari halen eve kapatilir, mirasa dahil edilmez
ve önemlisi onun iradesi alinmadan baslik (para) karsiligi verilir. Ve
nihayet halen günlük ev ici yasamda devam eden haremlik-selamlik iliski....
Bunlara benzer geleneksel kural ve adetleri ortadan kalkmasi yönünde
yeni politikalarin üretilmesine ihtiyac vardir. Ama bizim acimizdan bugün
önemli olan, kadrolarimizin bu konuda saglam, güven verici tutum ve
davranislarla kadina yönelik bu kusatmanin kirilmasinda rol oynayabilmeleridir.
Kitleler icerisinde calisan kadrolarimiza, üyelerimize bu sorunda söyle
söyle davranin, buralarda sunu yapin ama sunu da yapmayin türünden
hazir receteler sunamayiz. Her sey kadronun gücünde, yaraticiliginda
ve girdigi her iliskide, gittigi her evde yaratacagi ve cevresindekilerce örnek
alinacak davranisinda saklidir. Öyle ki, namaz kilmiyoruz, oruc tutmuyoruz
ama namaz kilan, oruc tutan birisi bizi isteyerek evinde barindirsin, bizimle
iliski kurma ihtiyaci duysun. Kizini okula göndermeyen, aile yasaminda
despot davranan, iki evli olan veya bunu savunan Kürt aile reisi ya da
bireyi kadrolarimizin davranislari karsisinda eziklik hissetsin, icten ice kadrolarimiza
sempati duysun. Sorunun can alici noktasi, günlük yasamdaki davranislarda
geleneksel Kürt aile bireyinin kendinde olmayani kadromuzda görmesi
ve onun sahsinda yasayabilmesidir. Yoksa kadrolarimiz, taraftarlarimiz zehir
zemberek söylemlerle ve toplum gercegimizi gözardi eden davranislarla
bu sorunlara bilincsiz sekilde savas acarsa, iliski kuracak ve degisime ugratacak
kimseleri bulamayiz. Biz komünistler, tam anlamiyla kadini kusatan geleneksel
örf, adet ve kosullamalara karsi mücadeleyi elbette gelistirecegiz.
Tartismamiz gereken, bu mücadelenin yürütücüsü
olan kadrolarin nerede nasil davranacagidir.
Halen iktisaden faal olan kadin nüfusun ezici cogunlugu geleneksel tarim
alanlarinda istihdam ediliyor. Fakat kapitalist gelisme ve büyüyen
kentlerle birlikte gerek hizmet sektöründe gerekse imalat sanayiinde
calisan ücretli kadin isgücü orani büyüyor. Özellikle
imalat sanayiinde isverenler artan oranda ucuz kadin emegini istihdam etmeyi
hedefliyorlar.
Kapitalist üretim sürecinde yer alan kadin, calisma kosullarinin
ve sömürünün agir oldugu is yasamina adim atarken, geleneksel
kapali ekonomi ile kiyaslandiginda ileri bir evreyi temsil eden ücretli
emek süreci kendisine esitlik bilinci ve kapitalist sömürü
düzenini degistirebilecek güc ve örgütlülügü
nesnel olarak kavusmasi gibi imkalar da sunuyor.
Ülkemizde emek ordusu icerisinde kadin orani hergün büyüyor.
Bu sürec, kadinin kendi is arkadasi erkekle ayni calisma ve sömürü
kosullarinda ekonomik, sosyal ve demokratik haklari ugruna mücadele edebilme
imkanina kavusmasini sagliyor. Kadinin örgütlenmesi ve mücadelesinin
gelistirilmesini tartisirken öncelikle bu gelismeyi dikkate almaliyiz ve
esas üretim sürecindeki kadinin örgütlenmesini birinci hedef
olarak belirlemeliyiz. Eger calisan kadinlar arasinda örgütlenmede
yol alabilirsek muazzam bir gücü barindiran ev kadinlari icerisinde
de daha güvenli yol alabiliriz.
Yoldaslar!
Ev kadini deyip gecmeyiniz. Sistemin etrafini kalin duvarlarla ördügü,
dini mistisizmle uyusturdugu, cagdisi kalmis adet ve geleneklerin bogucu bir
atmosfere sürükledigi ev kadinlari aslinda uyuyan bir devi andiriyor.
Eger saglam ve güven verici yaklasimlarla bu soruna el atabilirsek, bu
önemli potansiyeli harekete gecirebiliriz.
Kadinlarimiz eski kadinlar degil artik. Kadin olarak gücünün
bilincine varma ve kendine güven gün gectikce artiyor. Artik kadinliklariyla
(cinsellikleriyle) degil, görüs ve yaklasimlariyla, basardiklari islerle
varolduklarini kanitlamak istiyorlar. Bütün bunlari görmemiz
ve buna uygun yeni yaklasimlar gelistirmemiz gerekiyor.
Burjuvazi de kadinin ekonomik, sosyal ve siyasal yasamda büyüyen
rolünün farkindadir. Tüm burjuva partiler``kadini daha aktif
siyasete nasil cekebiliriz`` arayisi icerisindeler. Kürdistan`da ise rejim
kadinlari kazanmanin yollarini ariyor. GAP Bölge Kalkinma Idaresi Baskanligi
tarafindan Cok Amacli Toplum Merkezleri (CATOM) adi altinda 1995`ten bu yana
bir calisma baslatilmis bulunuyor. Ilki 1995`te Urfa`da kurulan CATOM`larin
amaci ``kadinin evden cikmasini saglamak, bu merkezlere gelerek egitilmesini,
meslek edinmesini ve bilgilenmesini gelistirmek`` olarak aciklandi. Rejim bu
acik amacla birlikte Kürt kadinini derin asimilasyona ugratarak üzerinde
kültürel hegemonya kurmak ve sisteme baglamak istiyor.
Rejim Kürdistan`daki ev kadinlarini kazanmak icin bu ve daha baska bircok
somut faaliyeti sürdürürken, Kürdistan devrimcileri, komünistleri
ne yapiyorlar, ne yapiyoruz?
Sorunun özü sudur: Sosyalist devrim olmadan kadinin kurtulusu gerceklesemez;
kadin kavgaya aktif cekilmeden ve kadinlar özgürlesmeden de devrim
ve devrimin zaferi mümkün degildir.
Dogal cevre tahrip ediliyor, tarihi zenginliklerimiz sular altina gömülüyor
Yoldaslar!
Rejim halkimiza karsi yürüttügü savasla ülkemizi adeta
yakip yikiyor ve bu halen devam ediyor. Dogal zenginliklerimizin basinda gelen
ormanlarimiz yakildi, kesildi, tahrip edildi, yaylalarimiz kullanilmaz hale
getirildi. Bunlarin telafisi-özellikle ormanlik alanlarin yenilenmesi-uzmanlarin
görüsüne göre en az 30 yil gibi uzun bir süreyi gerektiriyor.
Ülkemizde uzun yillardir devam eden ve daha yeni yeni bilincine vardigimiz
dogal ve tarihi degerlerin tahribi söz konusudur. Önce Keban, ardindan
Karakaya derken, Atatürk Baraji ve bunlari izleyen irili-ufakli cok sayida
baraj yapildi, yapiliyor, Keban ve Karakaya belirli dogal zenginliklerimizi,
zengin üretim alanlarimizi ve kim bilir gecmis tarihe taniklik eden hangi
degerlerimizi sular altina gömdü? Atatürk Baraji birkac bin yillik
gecmisi bulunan Samsat ilcesini sular altina gömdü ve yakinda antik
ilcemiz Hasankeyf de barajla birlikte göz göre göre yok edilecek.
Bir digeri 2000 yilinda Birecik Baraji`nin su almasiyla birlikte yine sular
altinda kalacak olan ve kurulusu Asur, Hitit uygarliklarina dayanan Urfa`nin
Halfeti ilcesidir. Daha nice köy, kasaba sular altinda kaldi, kalacak.
Itiraf edelim ki; bütün bunlar olup biterken ne bizim ne de genelde
Kürt solunun dogru dürüst bir calismasi, incelemesi ve de politik
tutumu olmamistir. Bu talana karsi toplumda sözü edilir bir propaganda
sürdürülememis, ülke ve uluslararasi kamuoyuna sorun ulastirilamamistir.
Yoldaslar!
Kürdistan`da kapitalist sanayilesmenin yol actigi cevre kirliligi sorunumuz
da artik var ve giderek büyüyecek. Bugün sanayilesmenin yol actigi
kirlilik cok belirgin hale gelmis degil, ama belirgin hale gelecegi günler
pek de uzak görünmüyor. Emperyalist Kuzey artik bizim gibi ülkelere
sanayilesme misyonu bictigine göre, kapitalist sanayilesmeye özgü
cevre kirliligi de bu topraklarda gündeme gelecek.
Ülkemizde cevre kirliligi ve ekolojik dengenin bozulmasiyla ilgili olarak
barajlarin, özellikle sulama amacli barajlarin rolü ciddi olarak sorgulaniyor.
Bilim adamlari, soruna duyarli aydinlar ve yazarlar, GAPìn bir nimetten
cok uzun vadede bölgeye bir felaket getirecegi görüsünü
dile getiriyorlar. Fakat Coban Sülü`nün piyasa ve dünyada
giderek demode olan sanayilesme felsefesinin Türkiye`de ortaligi sarip
sarmaladigi günümüzde aydinlarin, bilim adamlarinin söylediklerini
pek de duyan yok.
Firatìn suyunun Harranà tasinmasiyla birlikte toprak dogal olmayan
yöntemlerle suya kavusuyor. Toprakta verim artiyor ancak, buna dogal yapisi
hazir olmayan ve bilimsel yöntemlerden uzak isleyise maruz kalan topragin
ömrü kisaliyor. Bilim adamlari, erken tuzlanma ve coraklanmanin gündeme
gelecigini dile getirdiler. Fakat belirtigimiz gibi, bunu kaale alan kimse olmadi.
Daha su bölgeye tamamiyla verilmedigi halde, barajlar bölge ikliminde
degisiklige yol acti bile. Basta baglar olmak üzere bazi meyve ve sebzelerde
beklenmedik hastaliklar türedi, insan sagligi yönünden yeni sorunlar
olustu ve teshis konulamamis hastaliklara rastlandi.
Yoldaslar!
Coban Sülü`nün felsefesiyle yola koyulan Türkiye burjuvazisinin
tek amaci kisa sürede sermaye birikimidir. Ülkenin ekolojik dengesi
bozuluyormus, yeralti ve yerüstü zenginlik kaynaklarinin geriye dönüsü
olmayan tahribi gerceklesiyormus, bu ve buna benzer sorunlar köse dönmeci
zihniyete sahip olan burjuvazi ve rejimini pek de ilgilendirmiyor.
Ülkemizde kapitalist sanayilesme adina ekolojik dengeyi altüst edecek
adimlar atiliyor; sanayilesmenin yol acacagi cevre kirliligi giderek sorun haline
geliyor, barajlar tarihe taniklik eden degerlerimizi, yapitlarimizi sular altina
gömüyor...Tüm bu yasananlar karsisinda bundan böyle sessiz
kalmayacagiz, kalmamaliyiz. Öncelikle sorun hakkinda parti yapisini duyarli
hale getirelim, sözlü ve yazili propaganda ile kamuoyunu duyarli kilalim
ve pratik mücadele gelistirelim.
Ancak, cevrenin kirletilmesine karsi cikan, dogal güzellikleri, degerleri
koruma adina propaganda yapan bir taraftarimiz ya da kadromuz, elinde balta
ile dikili agaca saldiran bir köylüyü bilincle ikna ederek caydiramazsa,
caddede yürürken yolun ortasina tükürürse, cöpünü
ya da pet sisesini arabanin camindan yolun ortasina firlatirsa, inandirici olamaz
ve sürdürecegi propaganda bosa gider.
POLITIK VE ÖRGÜTSEL SORUNLARIMIZ
Yoldaslar!
III. Kongre`nin üzerinden 7 yil gibi uzun bir zaman gecti. Tüzükte,
Parti Genel Kongresi ``kural olarak üç yilda bir toplanir`` seklinde
belirtiyor. Gündeme gelebilebilecek muhtemel gecikmeler nedeniyle de tüzük
Merkezi Komitesi`ne belirli bir esneme payi birakarak, ``iki kongre arasi bes
yili gecmemek kaydiyla parti genel kongresinin zamanini tespit eder, gerekli
hazirliklar yapar`` diyor ve MK`nin kongre zamaniyla ilgili hareket sinirlarini
belirliyor. Ancak bildiginiz gibi MK, tüzügün kendisine tanidigi
hareket sinirlarini asmistir. Kongrenin tüzügümüzün
öngördügü zaman dilimi icerisinde gerceklestirilememis olmasinin
asil sorumlusu elbette MK`dir. MK`nin kongreyi geciktirmesinde kendine göre
sebepleri, hakli nedenleri olabilir, ama bunlar yine de MK`nin sorumlulugunu
hafifletmez. MK kongreyi geciktirirken, tabandan gelen ``Kongre neden zamaninda
yapilmiyor?`` türünden ciddi bir baskiyi yasamadigini da belirtelim.
Program sorunu
Yoldaslar!
IV. Parti Kongresi`nin ana gündeminde programin yenilenmesi vardi. Bu
gündem III. Kongre`den beri saptanmisti.Cünkü III. Kongre`nin
gerceklestigi 1990 yili sonunda sosyalist sistemin yikilmasi gibi büyük
altüst oluslarin gerceklestigi bir sürec yasaniyordu. Özgülümüzde
ise ülkede yükselen ulusal özgürlük dalgasi, diger
yandan KKP olarak TKEP`ten ayrilma karari, cezaevlerinden yeni cikmis kadrolar
ve daha bir dizi sorunlarla yüz yüze geldik. Kimi süreç
ve olgular daha tamamlanmamis, sekillenmemisti. Dolayisiyla bunlar karsisinda
komünistler olarak kisa sürede netlesmemiz beklenemezdi. Bu nedenle
III. Kongre programla ilgili pek bir degisime gitmedi, gidemezdi de . Ufak tefek
degisikliklerle birlikte programin kökten yenilenmesini IV. Kongre`ye biraktik.
Yoldaslar!
1990`li yillarin baslarinda sosyalist sistemin yikilmasiyla birlikte, Marksizm-Leninizmìn
evrensel dogrularinin disinda sosyalizmle ilgili her sey tartismali hale geldi.
Ayrica dünya çapinda tarihi bir evre olarak ulusal bagimsizlik mücadelelerinin
sona erdigine iliskin güçlü veriler ortaya cikmisti. Kapitalist
üretimin teknik yapisinda ve uluslararasi emek sürecinde yine belli
degisimler yasaniyordu. Tüm bu olup bitenlere iliskin yeni bir ideolojik,
teorik üretime ve bu üretime dayali yeni politikalara, yeni duruslara
ihtiyaç vardi. Bunlari içerecek yeni bir programla yeni yanitlarimiz
olmak zorundaydi. Dolayisiyla zamana ihtiyacimiz vardi.
Yoldaslar!
Gerek teorik üretimimiz, gerekse pratik, politik faaliyetimizin dogrudan
ürünü olabilecek bir programin altyapisinin hazirlanmasi ve önemlisi
bunun parti kamuoyu tarafindan sindirilmesi ``haydi`` deyince gerceklestirilecek
ya da atilacak bir adim degildi. Yeni bir programi üretebilmemiz için
her bakimdan yeni ideolojik, teorik üretim zorunlu bir görev olarak
önümüzde duruyordu. Bu bakimdan III.Kongre`den bu yana sancili
bir ideolojik üretim ve de iç mücadele süreci geçirdik.
Hem kendi içimizde tartismak, hem de politik mücadelede birlikte
yürümeyi basarmak, bizim gibi genç bir parti için oldukça
zordu. Bu zorlu görevi basardik mi, basaramadik mi? Bu konuda kongre iradesi
elbette bir tutum alacak, ama tüm sancilara, sorunlara ragmen, 21. Yüzyilà
girerken dünyamizda, bölgemizde ve ülkemizdeki degisimlere, yeni
süreç ve olgulara yanitlari içeren bir programi üretebilecek
düzeye geldigimizi söyleyebiliriz. Kongremiz hazirlanan taslaklardan
hareketle, yeni yüzyilda partinin politikasina ve eylemine klavuzluk edecek
yeni programa son seklini verecektir.
Yoldaslar!
Yeni programin onaylanmasiyla birlikte, kongreden bu yana yasadigimiz tartismalara
artik noktayi koymamiz gerekiyor. Elbette her noktalanan tartisma yeni üretimi
ve beraberinde yeni tartismalari gündeme getirecektir. Tam da bunu hedeflemeliyiz.
Yani yeni sorunlar üzerinde tartismali ve üretime gitmeliyiz. Son
7 yilin tartismalarini ve bu sürede 8 civarinda kitap, brosür ve süreli
yayinlarimizda ifadesini bulan ideolijik-teorik tartismayi artik noktalamaliyiz.
Hepimiz ayri ayri kendi dogrularimizi dile getirdik; kongre iradesi bu üretim
içerisinden yapacagi tercihleri partinin dogrulari haline getirmeli,
tercihlerini programda sentezlemeli ve böylelikle süren tartismayi
noktalamalidir.
IV. Kongre`nin ardindan tüm enerjimizle yeni programin yasama geçirilmesi
ugruna pratik mücadelenin görevlerine asilmaliyiz. Herkes söyleyecek
sözünü ve dogrularini dile getirdi. simdi sira hepimizin ortak
dogrulari haline gelecek program ve kogre kararlari dogrultusunda kararli bir
mücadeleyi sürdürmeye geldi. Kongrenin onayladigi program kimimizin
az, kimimizin fazla dogrularini içeriyor olabilir.Ama programda ifadesini
bulacak dogrular artik hepimizin, yani partinin dogrularidir.
Program degisikligine iliskin burada ayrica birseyler söylemeye gerek
yok. Hazirlanmis ve önceden parti yapisina iletilmis iki ayri taslak bulunuyor.
Söz konusu degisiklikleri taslaklar içermektedir.
Programi kongre sonrasinda tüm faaliyetimizin politik rehberi haline getiremezsek,
program üzerine sürdürdügümüz bunca zahmetli çalisma
bosa gitmis olacaktir.
Geçmiste yasandigi gibi kongreden sonra programi bir kenara birakarak
politik mücadeleyi yürütmeye kalkarsak, yol alamayacagimizi bilmeliyiz.
Her parti organi, her kadro ve üye sürdürdügü politik
mücadelenin programla bagini kurmali be baska bir ifadeyle, programi politik
yasam içerisinde yasama geçirebilmelidirler. Programin ve tespitlerinin,
hedeflerinin sicak mücadele içerisinde sinanmasini ancak böyle
basarabiliriz.
Programla ilgili can alici bir diger sorun, kongreden sonra programin genis
isçi ve emekçi yiginlar içerisinde tartisilmasinisaglamaktir.
Fakat parti yapisi programi kendi içerisinde tartisip kavrayamazsa, isçi,
emekçi yiginlarimiz ve aydinlar arasinda tartisilmasini basaramaz. Programa
disimizdan gelebilecek elestirilere gögüs geremez. Bu nedenle kongre
sonrasinda parti yapisi öncelikle kendi içerisinde programin kavranip,
kavratilmasina dönük olarak sistemli toplantilar gerçeklestirmelidir.
Programin isci, köylü, gençlik ve kadinlar içerisinde
politik duyarliliga sahip olan herkese ulastirilmasi, partililerin önündeki
somut diger bir görevdir.
Örgütsel yapimiz, yönelisler
Yoldaslar!
Partinin gelecegi açisindan can alici diger bir sorunumuza geliyoruz.
Bütün çiplakligiyla ve ayrintilariyla bu sorunu tartismaliyiz.
Kongrenin ele almasi gereken bu temel sorun hakkinda, örgüt, örgütlenme
ve pratik faaliyetimiz üzerinde tüm delege yapisi açiklikla
ve cesaretle durmali, Herkes sözünü hiç ama hiç
sakinmadan konusmalidir. Burada ``yapacagiz``, ``edecegiz`` türünden
gelecege dönük beyanlardan önce, neden, niçin yapmadiklarinin
muhasebesi yapilarak hesap verme sorumluluguyla davranilmalidir.
III. Kongre`den hemen sonra toplanan MK, kongre karar ve yönelislerinden
hareketle, politik ve örgütsel çalisma programi belirledi ve
somut görevler önüne koydu. Öncelikle partiyi genis yiginlara
tasiyacak, yiginlarla iliski kurmasini saglayacak politik açilimlara
ihtiyaç vardi. Kitlesel bir yayinin da destegi ile böyle bir yönelise
girildi. Hedef, desifre olmus, yipranmis, yorulmus ve daralmis olan kitle dayanaginin
yenilenmesi ve genisletilmesi olarak saptandi. Bu hedefte belirli bir yol katedilmeden,
yasadisi parti yapisinin, özellikle tabanin (hücreler, alt komiteler
vb.) örülmesinde acele edilmeyecekti. Yasadisi partinin kitle dayanaklarinda
belli bir genisleme, yenilenme basarilmadan eski iliskiler üzerinde hücre
ve organlarin örülmesi hem ilerletici olamayacakti hem de polis darbelerine
erken davetiye çikarilmis olurdu.
MK`nin yönelisleri dogruydu, ancak dogru olarak saptananin pratikte basariyla
gerçeklestigini söyleyemeyiz. Açik politik mücadelenin
belli basli alanlarinda açilimlar yapildi, somut adimlar atildi. Bilinen
yayin faaliyeti, açik partideki çalismalar, kadin faaliyetindeki
yeni adimlar, canlandirilan gençlik çalismasi ve mali sorunun
çözümü yönündeki çabalar...
Tüm bunlar baslangiçta parti yapisinda ve kitle iliskilerinde ciddi
bir canlilik yaratti. Ancak bu çok yönlü faaliyete süreklilik
kazandiramadik. Giderek bu farkli alanlardaki faaliyetlerimizde pes pese geriye
düsüsler yasandi, Neden?
Tüm bu açilimlari kucaklayan ve istikrarli yol almalarini saglayacak
olan parti gövdesi baslangiçta zayifti, süreç içerisinde
de güçlendirilemedi. Bugün yüz yüze oldugumuz sorunlarin
temelinde bu yatiyor. Yasadisi partinin ana gövdesi neden güçlendirilemedi?
Bu sorunun yanitini kongremiz ayrintili irdelemelidir.
En basta MK`nin kendi içerisinde bu soruya farkli yanitlar gelmedi.
Kimi açikça yasadisi parti örgütlenmesini ve buna dayanilarak
gelistirilecek mücadeleyi reddeden yönelise girdi. Ve bu yönelis,
son olarak iki MK kadrosunun esasen yasadisi partiyi reddettikleri gerekçesiyle
ihraç edilmeleriyle günümüze kadar MK içerisinde
varligini sürdürdü. Yasadisi parti yapilanmasini reddeden perspektife
sahip olan kadrolarin yasadisi örgüt yaratmalarini beklemek gerçekçi
degildir. Ve bu gerçekçi olmayan durum parti yapisinda ve dahasi
MK içerisinde yillarca yasandi. Kongre bu soruna kesin bir tutumla noktayi
koymalidir. MK`nin bu konudaki sorumlulugunu elbette kongre irdeleyecek ve irdelemelidir.
Ayrica ihraç edilen iki MK kadrosuna iliskin MK`nin ilgili karari hakkinda
kongremiz baglayici kararini almalidir.
Yoldaslar!
I. Parti Genel Konferansi`nda genel olarak örgütlenme ve özelde
yasadisi parti sorunlari tartisildi, yasadisi örgüt yapisinin güçlendirilmesi
yönelisi karara baglandi. III.Kongre`den sonra sürdürülen
politik mücadele sinirli da olsa yeni bir kitle iliskisi yaratmisti. Partinin
etrafinda örgütlü bir güce dönüstürecek belli
bir sempatizan kitle olusmustu. Gerek bunlar, gerekse yaratilacak yeni kitle
iliskileri içerisinde parti yapisinin örülmesi hedeflendi.
Fakat konferanstan bu yana ufak tefek adimlarin disinda, yasadisi parti yapisinin
güçlendirilmesi yönünde pek de bir gelisme saglanamadi.
Hatta kimi bölgelerde örgütsel olarak dagilmalara neden olan
gelismeler yasandi.
Partinin bu duruma düsürülmesinde esas sorumluluk elbette MK`ya
aittir. Parti yapisi ise MK`nin barindirdigi zaaflari asabilecek güçten
yoksundu. Yasadisi parti söylemini çokça dillendiren kimi
yoldaslarimiz da bu yönde somut bir faaliyetten uzak durdular, halen de
duruyorlar.
Partimizin örgütlenme alanindaki temel sorunlarinin basinda, tüm
pratik, politik ve örgütlenme faaliyetlerini özellikle ülke
topraklarinda sürdürecek bir Örgütlenme Bürosu`nun
(ÖB) yaratilamayisi gelmektedir. Konferanstan sonra nihayet MK içerisinde
ÖB olusturuldu, ancak hiçbir islerlik kazanamadigi, somutta herhangi
bir faaliyet üretemedigi için dagitildi ki zaten kendiliginden dagilmisti.
ÖB`nin neden islemedigi ve niçin dagildigini MK genelge ile partiye
ayrintili olarak iletmisti.
Partinin yüz yüze bulundugu sorunlar dar anlamiyla kendini yasadisi
parti yapisinin güçlendirilememesinde açiga vuruyor. Ancak,
genis anlamda parti son yillarda politik mücadeleden ve pratik örgütsel
faaliyetten giderek koptu. Siyasal gelismeler karsisinda ne yasal ne de yasadisi
araçlarla tutum gelistiremez duruma düstük.Ülkemizde,
bölgemizde ve dünyadaki gelismeler karsisinda tutum alamiyoruz, politila
yapamiyoruz ve pratik mücadele gelistiremiyoruz. Gelisen kitle eylemlerine
sinirli sayidaki kadro ve taraftar disinda genis katilim saglayamiyoruz. Tüm
bunlardan dolayi, partinin kitle iliskileri genisleyecegine, süreçte
tersine daraldi. Kisacasi KKP son yillarda yiginlara dönük siyaset
yapamiyor ve bu durum partiyi her gün biraz daha daraltiyor.
Yoldaslar!
``Tarzimiz yok`` diyen, ``Ya yasadisi parti ve silahli mücadele ya da
yasal parti ve yasal mücadele`` ikilemini partiye dayatan yaklasimi reddediyoruz.
Bu görüsün sahiplerinin bu ikilem altinda yasadisi partinin reddini
önerdikleri sir degildir.KKP`nin tarzi var ve gerek III. Kongre, gerekse
de konferans belgelerinde partinin tarzi olarak neyin önerildigi oldukça
nettir. Yasadisi parti ile açik mesru kitle mücadelesi arasinda
bir çeliski yoktur. Partinin örgütsel yapisi yasadisidir, fakat
yiginlara dönük mücadelesi mesrudur, açiktir. Yasadisi
parti yapisi ile yürünemedigini söyleyenler, basta sendikalar
olmak üzere yasal, mesru kurumlar içerisinde gerçekten çalistilar
mi? Kent varoslarini sokak, ev ev tarayarak politik propaganda ve örgütlenme
faaliyetlerini sürdürdüler mi? Bürokratik zihniyeti asarak
yaratici bir irade ile dinamik olarak çalismalara sarildilar mi? Yoksa
ense mi büyüttüler?
Biz bu ülkede komünizm davasinin sorumlulugunu üstlendik ve
üstelik komünizm davasinin dünyada en sorunlu oldugu bir süreçte
komünizm bayragini elimize aldik, yola koyulduk. Bu büyük bir
sorumluluktu ve oldukça agir bedellerle ancak yol alinabilirdi. MK ve
parti yapisinda bu çapta sorumluluk bilinciyle davranip davranmadigimizi,
görevlerimize sarilip sarilmadigimizi herkes kendinden hareketle sorgulamalidir.
Küçük dünyasinda gelecek kaygisi tasiyanlarla bu büyük
davanin görev ve sorumluluklari yerine getirilemez.
Konusan ama is yapmayanlarla ve tehlikeyi görünce sivisanlarla bu
davada yol alinamaz, alamadik.
Sorunlar karsisinda profesyonelce düsünen ama amatörün
yaratici ruhuyla ise sarilamayanlarla sorunlu bir komünist partisi ayaga
kaldirilamaz, kaldiramadik.
Olanak ve deger yaratanin az fakat hazir olani tüketenin bol oldugu bir
yapi büyüyemez ve hedefleri dogrultusunda ilerleyemez. Klasik deyimiyle
partinin olanaklari, degerleri ``benimdir`` diyen ve üzerinde titreyen
bir kavrayis yapiya hakim olmadan o yapi gelisip büyüyemez. Ve nihayet,
üyesi, kadrosu, dahasi yöneticisi oldugu partiyi devrim partisi olarak
kavramayanlar, sevk, heyecan ve güçlü bir irade ile ise sarilamazlar.
Sorunlarimizin temelinde bir yaniyla bu yatiyor.
Yoldaslar!
Sik sik tekrarliyoruz: Ideolojik, teorik üretim bakimindan az çok
önümüzde görecek düzeye geldik. Bize rehberlik edecek
yeni bir program üretebildik. simdi çocuk oyunundaki ``önüm,
arkam, sagim, solum sobe`` der misali, ev-bark, çoluk-çocuk, gelecek
kaygisi vb. Hepsini bir kenara iterek parti faaliyetinde yola koyulacak bir
ekibe (kadroya) ihtiyaç vardir. Örgütsel bakimdan partinin
toparlanmasinda ilk adim böyle bir kadro yapisinin yola koyulmasidir.
Ikincisi; partinin örgütsel faaliyeti cografik olarak bir hayli dagilmis
durumdadir. Burada bilinçli, planli bir yayilma degil, kendiliginden
ve denilebilir ki cani isteyenin istedigi yere gittigi seklinde bir yayilma
söz konusudur. Bu durumda, zaten sinirli sayida bulunan kadro yapisiyla
genis alana dagilmis örgüt iliskilerini gelistirmek, denetlemek ve
yönlendirmek mümkün olmuyor. Dolayisiyla ülkede ve ülkenin
de belli alanlarini esas alan merkezilestirilmis, yogunlastirilmis bir politik
ve örgürsel faaliyete yönelmeliyiz. Ancak böyle yol alabiliriz.
Öncelikle MK ve örgütlenmeden sorumlu olacak olan ÖB ya
da kadrolarin faaliyeti, mutlaka ülkenin belli alanlarinda yogunlasmalidir.
Üçüncüsü; basta seçilecek yeni yönetim
olmak üzere, partinin tüm yönetim kademesi ve kadro yapisi, görev
ve sorumluluklar temelinde partide disiplini hakim kilmalidir. Sorumsuz davranislara,
görev kaçkini tutumlara kesinlikle hosgörülü, idare
edici davranilmamalidir.
Hedef, militan ve çalisan bir parti yapisi; görev ve sorumluluklarina
sahip çikan bir kadro bileseni; bulundugu her alana partiyi tasiyan,
partiye alan açan, politik propaganda yürüten ve bu faaliyette
taraftar, sempatizan kitle yaratma mücadelesini sürekli kilan parti
üye yapisini yaratmaktir.
Dördüncüsü; partiyi olur olmaz ve çogunlukla da
sagdan-soldan edindigi bilgilerle elestiri adi altinda karalayanlara karsi kesin
bir tutumla tavir alip, partisini savunacak bilinç ve kararlilikta olan
üye ve kadro yapisina ihtiyaç vardir. Birçok bölgede
sahit oluyoruz, taraftarlarin, hatta üye ve kadrolarin yaninda partiye,
parti yönetimine yönelik saçma sapan elestiriler yapiliyor,
dedikodu yapiliyor. Partiye yönelik bu saldiri ve dedikodu yapanlara karsi
kadromuz, üyemiz öncelikle tutum olarak orada onlari susturmakla yükümlüdür.
Ve eger dedikodu yapanlar partili iseler sayet, parti resmiyeti çerçevesinde
görüs, elestiri ve önerilerini yapmaya davet ederek disipline
edici bir mecraya çekmek dururken; agzi açik ``acaba öyle
mi`` ya da ``eee daha neler var`` ruh haliyle dinleyip kuskuya kapilanlar oluyor.
Güçlü bir KKP hedefliyorsak, partisini kiskanarak savunacak,
degerlerine güvenle sahip çikacak, parti saflarinda gelecek her
elestiriyi parti resmiyetine davet edecek üye yapisi yaratilmadan bu hedefe
varamayiz.
Besincisi; politik propaganda ve örgütlenme faaliyetini sürdürürken,
``bu ülke, bu halk bizim, sorunlari bizimdir`` diyebilen ve etrafindaki
tüm sorunlar, olaylar karsisinda ``bana ne`` seklinde edilgen, pasif tutum
ve davranislar yerine müdahaleci, tarafgir, çözümleyici,
dinamik tutumlar gelistiren bir politika izlenmelidir.
Altincisi; programimizin acil talepler bölümü esas alinmak kaydiyla,
güncel yasamsal sorunlar üzerinde politik propaganda sürdürmeliyiz
ve güncel siyasal tutum gelistirmeliyiz. Kisacasi, partiyi kongreyle birlikte
günlük olarak siyaset yapar hale getirmeliyiz. Bunun için güncel
siyaset yapabilmenin araçlarini zaman geçirmeden yaratmamiz gerekiyor.
Bu konudaki pratik hazirliklar aksatilmadan zamaninda mutlaka tamamlanmalidir.
Partiye alan açaçak olan güncel siyasetin araçlarini
yaratamazsak ve bunlari sürekli kilip gelistiremezsek yol katedemeyiz.
Yedincisi; partinin resmi sözcülügünü üstlenen
Yurtdisi Parti Örgütü (YPÖ) ayni duyarlilikla gerek uluslararasi
gelismeler ve gerekse ülke ile bölgeye dönük sorunlara iliskin
zamaninda tutum almali ve ortak platformlarda partinin temsiline daha fazla
önem vermelidir.
Yoldaslar!
YPÖ`nün faaliyeti üzerine söylenecek çok sey var.
Ama özetle sunlari belirtmek istiyoruz: III. Kongre`den sonraa olusturulan
ve partinin bir nevi cephe gerisi diyebilecegimiz YPÖ yönünde
olumlu denebilecek gelismeler saglandi. Basta örgütlü bir yapi
düzeyi yakalandi. Özellikle son yurtdisi parti konferansi örgütlü
bir düzeyin yakalandigini kanitlayan veriler ortaya koydu. Uluslararasi
alanda dünya komünist hareketiyle yaygin denebilecek iliskiler yaratildi.
Partimiz bu alanlarda tanitildi, temsil ediliyor. Türkiye ve K. Kürdistanli
devrimci yapilar arasindaki güç ve eylem birliklerinde yine gücü
oraninda KKP`yi temsil etti ve halen PKDW içerisinde temsil ediyor. Ayrica
ülkeye ciddi mali destek sagladi, saglamaya devam ediyor. YPÖ`nün
son konferansinda dile getirildigi gibi ``artik parti oldu``lar. Belli degerler
yerli yerine oturmaya basliyor, örgütsel yapi kisilere bagli olmaktan
çikiyor, yönetim kastlasmadan ve hiçbir sikintiya yol açmadan
degisebiliyor. Bu ve benzeri olumlu adimlarin yani sira YPÖ`nün önünde
asmasi gereken ciddi sorunlar da var.
Basta yurtdisi parti faaliyeti belirli ülkelerle sinirli kaldi, hedeflenen
açilimlar gerçeklestirilemedi. Herkes yerlestigi ülkeyele
sinirli bir faaliyet sürdürüyor. Bu haliyle partinin cephe gerisinden
çok, bulundugu alana yerlesmis kalici bir kitleye dönüsüyor.
Cephe gerisi, cephenin kendisinde herhangi bir nedenle açiga çikan
boslugun kendisi tarafindan doldurulmasi demektir. su ana kadar MK`dan ülkedeki
faaliyete katilim yönünde somut bir çagri yapilmadi. Fakat
böyle bir çagri yapilirsa, mevcut haliyle çagriya olumlu
yanitin çok sinirli kalacagi inancindayiz.
Enternasyonal faaliyette yaygin iliskiler kurulabildi. Ancak, her zamanki hastaligimiz
bu alanda da nüksediyor; yani kurumlasamadik. Faaliyet daginik düzende
sürüyor, uzun soluklu perspektifle kurumlasmaya gidilemedi. Faaliyeti
sürdüren yoldaslarimiz bu alanda çekirdekten yetismis kadrolar
degil, dil sorunlari devam ediyor. Dolayisiyla kurumlasma çabalarina
agirlik verilmeli ve birden fazla dil bilen genç bayan ve erkeklerden
olusan bir ekip, enternasyonal faaliyet alaninda çekirdekten yetistirilmek
amaciyla belirlenmeli ve deneyimli yoldaslarin denetiminde faaliyete çekilmelidirler.
Yoldaslar!
Yayin faaliyetinde ``bir adim ileri iki adim geri`` seklinde zikzak çizdik.
Kongreyle birlikte gerek merkez yayin organi, gerekse diger yayin faaliyetinde
baslangiçta olumlu bir çikis yapildi. Aylik, derken haftalik yayinla
güncel politika ve propaganda faaliyetinde belli bir düzey yakaladik,
Içerik olarak eksikliklerine ragmen bu yayinlar ileriydi ve giderek tabanda
istenen, aranan birer yayin haline dönüstüler. Tam da böyle
bir düzey yakalamisken, maddi nedenlerle yayina ara verildi. Yayina ara
vermede öne çikan neden para olarak gözüküyor. Ancak
gerçek nedenin para olmadigini bilmemiz gerekiyor. Politik mücadelede
kararli olan bir kadro, ne yapar ne eder, yayinin çikarilmasini maddi
nedenlerle aksatmaz. Zaten yayina ara verdigimiz döneme bakildiginda, MK
içerisinde sorunlarin büyüdügü, kimi kadrolarin MK`dan
ayrildigi ve bu olumsuzluklarin parti yapisina yansimaya basladigi dönemde
ayni oldugu görülür.
Diger taraftan yayin faaliyetimiz epey kadro yetistirdi. Fakat bu kadrolarin
çogu bugün bizden çok baska alanlarda çalisiyorlar.
Yayinda da kurumlasamadik ve bu alanda yetenekli, sorumlu olan yoldaslarimiz
yayina kurumlasmasi bilinciyle yaklasmadi, halen de yaklasmiyorlar. Dileriz,
yeni seçilecek olan MK bu duruma el koyar, yayinda kurumlasma yönünde
somut adimlarin atilmasinin önünü açar. Yayin alaninda
bir de aci gerçegimiz var: Yayinin sorumlulari var, ama gerçekte
sorumlu olan, oraya sahiplik eden yok. Isteyen istedigi gibi davraniyor. Eger
gerçekten oraya sahiplik bilinciyle davranan bir tek yoldasimiz olsaydi,
.............. kaybolmazdi. Ve önemlisi partinin binbir türlü
emekle gerçeklestirdigi ................. çöpe atilmazdi.
Yeni yayin hazirliklarimiz var ve bunlari konusacagiz. Fakat bu yeni adimin
önceki yayin faaliyetimiz gibi hem yari yolda durmamasi hem de kalici bir
muhalif kurum haline dönüsmesi için kongre somut öneri
ve yaklasimlar üretmelidir. Cünkü yayin alaninda atilacak yeni
adimlarin aksamasini ya da kesintiye ugramasinin yaratacagi olumsuzluklari parti
kaldiramaz.
Yoldaslar!
Partinin mali yönden sorunlari ciddi olarak devam ediyor. Bu alanda kalici
denilebilecek belli adimlar atildi. Ancak yakin vadede partiyi rahatlatmaktan
uzak görünüyorlar. Halen mali imkansizliklar hareket alanimizi
daraltiyor, kimi projelerin hayata geçirilmesinin baslica engeli olarak
gözüküyor. Kisacasi parti, düzenli mali kaynaklara halen
kavusabilmis degil. III. Kongre`den sonra hem yurtdisinda hem de ülkede,
bizim gerçekligimiz açisindan ciddi denilebilecek mali kaynaklar
yaratildi. Fakat hem o anin çok yönlü giderlerinin bogucu baskisi
hem de kalici ............ yaklasimindan uzak kavrayisimiz bu alanda saglam
adim atmamizi engelledi. Son yillarda bu yönde yönelisler var, ama
daha yeni...
Ülkede parti tabanindan mali destek hemen hemen yok denecek kadar zayifladi.
Kadro ve üye yapisindan partiye mali destek saglamak bir yana, tersinden
merkez, artan oranda mali destek talepleriyle yüz yüze kaliyor. Bir
yandan partiye katki, imkan sunanin hemen hemen olmadigi bir durum, diger yandan
``parti bize destek olmali`` seklinde asagidan gelen baskiyla yüz yüzeyiz.
Ve tüm bunlarin ötesinde, MK mali yönden kendi içerisinde
ya da kendine bagli olarak kurumlasma yaratamadi. Halen kisilerin sorumlulugu
çerçevesinde bu alandaki çalisma sürdürülüyor.
Son olarak, III. Kongre`den bu yana gelir ve giderleri içeren mali rapor
ekte kongreye sunuluyor.
Yoldaslar!
Cezaevlerinde bugün az sayida da olsa yoldaslarimiz bulunuyor. Bu az sayidaki
yoldasla bile düzenli iliski sürdüremiyoruz ve önemlisi
ihtiyaçlari konusunda gereki hassasiyeti gösteremiyoruz. Cezaevlerinde
yatan her yoldasla, bulundugu bölgedeki parti yapisi tarafindan hem düzenli
iliski sürdürülmesi hem de ihtiyaçlarinin karsilanmasi
yönünde karar alindi, partiye iletildi. Ancak bu konuda da islerin
aksadigini biliyoruz ve bunlari mutlaka asmaliyiz. Ayrica cezaevlerinde binlerce
devrimci, yurtsever ve komünist insanimiz yatiyor. Parti yapisi bunlarin
sorunlarina giderek duyarsizlasti. Önümüzdeki dönemde bu
duyarsizlik asilmali, cezaevlerine yönelik rejimin baskilari, sindirme
ve eritme çabalarina karsi cezaevi kitlesiyle dayanisma içerisinde
olmaliyiz.
Gençlik ve kadin faaliyetinde III. Kongre`den bu yana yine ``bir ileri
iki geri`` zikzaklar yasadik. Zaman zaman bu alanlarda olumlu ve yapida heyecan
yaratan adimlar atildi, ama bunlara süreklilik kazandiramadik.
Gençlik faaliyetinde YCKK-GMK`nin olusturulmasiyla birlikte baslangiçta
belli bir toparlanma gerçeklestirildi. O zaman gençlik için
öne konulan hedef, faaliyetlerin belli bir asamasinda YCKK-GMK`nin öncülügünde
gençlik kongresinin toplanmasi ve YCKK`nin kongreyle kurulusunun tamamlanmasi
seklindeydi. Bu hedefe varilamadi. Bunun nedenini elbette irdelemeliyiz. GMK
faaliyetlerini sürdürürken eski kitle iliskilerinin sinirlarini
pek asamadi ve yeni bir gençlik dinamigi yakalayarak faaliyetlerine süreklilik
ve zenginlik kazandiramadi. Belli bir asamadan sonra GMK`da büyüyen
sorunlar, sikintilar nedeniyle, sonuçta yol alinamaz hale gelindi. Iste
bu noktada Parti Merkez Komitesi soruna müdahale ederek GMK`yi feshetti
ve gençlik faaliyetlerini geçici olarak bölge parti örgütlerine
devretti. Fakat gençlik çalismasinin bölge örgütlerinin
sorumluluguna birakilmasiyla birlikte çalismalar ilerlemek bir yana,
tersine geriledi ve öyle ki neredeyse tamamen durma noktasina geldi. Parti
Merkez Komitesi bu kosularda durumu yeniden degerlendirdi ve YCCK`nin uzun vadede
yaratilmasini hedefleyen bir politikayla buna ön gelen bir adim olarak
........... olusumuna gitti. Genis gençlik kesimine ulasabilmek amaciyla
............ adi altinda baslatilan örgütlenme faaliyeti, belirlenen
hedefler dogrultusunda pek de yol katedemedi. Biz, Parti Merkez Komitesi olarak,
baslatilan ............... çalismasi kalici bir olgu haline getirilmeli
ve bu faaliyet sürecinde yaratilacak gençlik kitlesi içerisinde
giderek YCKK örgütlülügü dar anlamda yaratilmali diyoruz.
Gelismenin belli bir asamasinda da YCKK kongresinin toplanarak, komsomolun kurulusunu
gerçeklestirmesini dogru buluyoruz.
Bizim gençlik faaliyetimizin istikrar kazanamamasinda su faktörlerin
rol oynadigi inancindayiz: Ülkede gençligin kitlesel mücadelesinde
yasanan düsüs ve özellikle üniversitelerde yasanan durgunlugun
erkileri; parti yapisinin gençligin mücadelesine duyarsiz davranmasi
ve gençlik faaliyetlerinin, dinamizminin, ``parti güvenligini tehlikeye
atiyorlar, partiye zarar verecekler`` türünden hakli-haksiz kaygilarla
hep frenlenmesi; ve en önemlisi, gençlik mücadelesinde yetkinlesmis,
okullardaki mücadele basta olmak üzere mücadelenin önünde
yürüyebilecek istikrarli, örgütçü, toparlayici
ve militan yönetici kadrolarin faaliyetin basinda bulunmayisi....
Kongre tüm bunlari irdelemeli, yapilanlar ve yapilamayanlari, neden ve
sonuçlariyla birlikte açiga çikarmali ve gelecege iliskin
yönelisleri belirlemelidir.
Yoldaslar!
Kadin faaliyetinde önce .............. adi altinda kitleye dönük
bir çalisma yürütüldü. Bu çalismanin yarattigi
iliskilere dayali olarak ülkede ilk kez ............... kuruldu ve bu büyük
etki yaratti. Ancak çok geçmeden bu alanda da sorunlar bas gösterdi.
Yapinin kendi içerisindeki sorunlari bölge parti örgütünün
de sorunlari eklendi ve giderek bu alandaki çalismalar çöktü.
Merkez Komitesi gelismeler üzerine bagimsiz kadin faaliyetini geçici
olarak durdurdu. Bölgelerdeki parti yapisi içerisinde kadin kadro
ve üye yapisi yaratilip güçlendirilmeden, bagimsiz kadin faaliyetinin
büyüyemedigini gördük.
Yoldaslar!
Dikkat edilirse, isçi sinifi içerisindeki mücadele, gençlik,
kadin, yayin vb. Tüm alanlardaki faaliyetlerde ayni tarihlerde geriye düsüsler
yasandi. Cünkü bu dönemde esas olarak partinin örgütlü
mücadelesinde geriye düsüslerin yasandigi, sorunlarin açiga
vurdugu bir evreye girilmisti. Partideki olumsuzluklar kaçinilmaz olarak
tüm boyutlariyla yan faaliyetlerine yansidi.
Yoldaslar!
Son 7 yillik ideolojik, politik ve örgütsel faaliyetimizi genel çizgileriyle
içeren MK Politik Raporu`nu sunduk. Kongremize basarilar diliyor, hepinizi
KKP Merkez Komitesi adina saygiyla selamliyorum.
KKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri
Mehmet Baran
|