Kurdi Türkçe Deutsch English Français
4KKP     4Kurdistan     4Ortadogu     4Dünya    

2003©dengekurdistan

KKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri
Mehmet Baran Yoldas’ìn
IV. Kongrede Okudugu
MK Politik Raporu

ULUSLARARASI GELISMELER

Yoldaslar!

III. Parti Kongresi`nden bu yana uzun bir zaman gecti, Bu sürede hem uluslararasi alanda hem de bölgemizde ciddi gelismeler yasandi.

Bu gelismelerin en önemlise, 20. Yüzyilà damgasini vuran reel sosyalizmin yikilmasidir. Sosyalist sistem yikildi; eski sosyalist ülkelerde kapitalist serbest piyasa ve özel mülkiyete dayali sömürü düzeni sistemli olarak gelistiriliyor. Dünya gücler dengesi emperyalist-kapitalist sistem lehine degisti. Emperyalizmin tek basina hakim oldugu dünyada, bölgesel savaslar azalmadi, tersine hizla artti. Emperyalist gücler arasi egemenlik kavgasi ve silah tekellrinin kàr hirsi, halklar arasinda bölgesel savaslari tirmandirdi. Zengin Kuzey ile yoksul Güney yarim küre arasindaki ucurum derinlesiyor. Esitsiz gelisme cok yönlü olarak ve tüm hiziyla zengin Kuzey lehine isliyor. Teknolojik gelisme insanligin maddi üretim alanindan giderek kopmasinin kosullarini yaratirken, ac gözlü sermaye teknolojik gelismeyi arkalayarak issizligi sosyal bir felaket haline getirdi. Kisacasi, günümüz dünyasinda ezilenlerin üzerinde sömürü agirlasiyor, baskilar yogunlasiyor.

Yoldaslar!

Sosyalist sistem yikildi, ancak sosyalizm ve sinifsiz, sömürüsüz sistem olan komünizm insanligin kurtulus umudu olmaya devam ediyor. Dünya komünist hareketi (ve bunun bir parcasi olarak biz) gecmiste yasanmis sosyalizmin yikilis nedenlerini tartisirken, günümüz sosyalizmine iliskin perspektifler de üretiliyor. Bu konuda yasanan zengin tartismayi KKP olarak izliyoruz ve kendi özgülümüzde sürdürüyoruz. Hem gecmiste yasanmis sosyalizmin sorunlari, hem de bugün ugruna mücadele ettigimiz sosyalizmin temel cizgileri üzerine belli bir tartisma ve üretim gerceklestirdik. Ancak sürdürdügümüz bu calismanin yetersiz oldugunu belirtiyoruz. Önümüzdeki dönemde hem dünya komünist hareketinin sorun üzerindeki tartismasini izlemeliyiz, hem de pratik-politik mücadele ile iliskilendirilmis olarak özgülümüzde sorunu tartismaliyiz.

Son yollarda üzerinde en cok tartisilan`sermayenin küresellesmesi`aslinda yeni bir gelisme degildir.Kapitalizm, gelismesinin basindan itibaren ``küresellesme egilimleri ve dinamiklerini`` bagrinda tasimistir. Kitalar arasi ulasimin (özellikle denizyolu ile ulasim) gelismesine paralel olarak önce meta ihraci seklinde ticaretin hizla gelismesi ve ardindan emperyalist sermaye ihraci... Bu ikisi, basindan beri kapitalist küresellesmenin tasiyici dinamikleri olmuslardir. 20. Yüzyilìn son ceyregine gelindiginde kapitalist küresellesme yönünde degisen; sürecin hizlanmasi ve dünyanin en ücra köselerini etkisi altina alip hacim olarak genislemesidir.

Teknolojik gelismenin de etkisiyle kapitalizmin dünyanin her alaninda gelismesi ve toplumlari kapitalist sistem cercevesinde bütünlestirerek cok yönlü iliskilendirmesi, telekominikasyon ve iletisim teknolojisindeki büyük gelismelerle dünyanin olabildigince kücülmesi ve tüm bunlarin etkisiyle toplumlar arasi ekonomik, sosyal, kültürel entegrasyonun hizlanmasi... Bu gelismeler 20. Yüzyilìn son ceyreginde sermayenin küresellesmesinin hizlandirilmasi icin uygun nesnel kosullar yaratiyor.

Emperyalist sermaye merkezli küresellesme basta ekonomik alanda olmak üzere ulusal olusal olan her engeli asiyor, asmayi hedefliyor. Ulusal ekonomiden dünya capinda ekonomik merkezilesmeye dogru hizlanan gelisme, ulusal devleti merkezilesmenin odagi olmaktan cikarma hedefini iceriyor. Buna karsi, bölgesel ve ulusal düzlemde karsi direncler de gelisiyor. Ancak, emperyalist sermaye, küresellesmeye karsi gelisen egilimleri kirmak ve etkisizlestirmek amaciyla yeni yeni uluslararasi anlasmalari toplumlara dayatiyou.=

Yoldaslar!

Küresellesen ekonominin öne cikan belirgin özelligi, üretimden cok ticari ve spekülatif kazanclari arttirmasidir. Kapitalizm tarih sahnesinde yer aldigindan bu yana hicbir dönemde bu kadar asalak, rantiyeci karektere bürünmemisti. Basta emperyalist ülke ekonomileri olmak üzere dünya ekonomisi giderek üretimden kopuyor, finans hareketleri olarak borsaya dayaniyor. Bilgisayar ve uydu teknolojisindeki gelismeler ile finans piyasalarinin küresellesmesi inanilmaz boyutlara tirmaniyor. Üretken yatirimlarin yerini rantiyecilik, agir sanayilerrin yerini askeri sanayilesme aldikca, borsalar küresellesen dünyanin kalbi haline geliyor. Bu kalp giderek tekliyor. Bildiginiz gibi borsalarin atesi son yillarda sik sik yükseliyor, basinda sik sik borsa kizleri ve bunlarin dünya capinda yarattigi sarsintilari okuyoruz, etkilerini hessediyoruz. Yaslanmis kapitalizmin kalbi haline gelen borsalarin krizleri siklasiyor. Clintonùn fermuargate skandali bile tüm dünyadaki borsalarda düsüse yolacabiliyor.

Küreslesmenin emperyalist merkezli olmasi somutta AB, NAFTA, APEC gibi kitasal / bölgesel blokasmalar ekseninde gelismesi nedeniyledir ki; bu durum gelismis Kuzey icin daha fazla zenginlik ve refaha yol acarken, gelismemis Güney icin daha fazla yoksulluk, issizlik, cevre kirliligi ve dogal kaynaklarin tahribatini beragerinde getirmektedir.

Sosyalist sistemin yikilisinin ardindan ilan edilen `Yeni Dünya Düzeni`, emperyalist-kapitalizmin dünya düzeninin adi olup, isminden baska yeni olan hicbir sey icermiyor. Yeni denilen sey, kapitalizmin en gelismis, en cürük, en asalak, en saldirgan ve can cekisen asamasi olarak emperyalizmin sinirsiz egemenligidir.

Yoldaslar!

Biz KKP olarak; dünya halklarinin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal bütünlesmesinden (küresellesmesinden) yanayiz. Ancak tümüyle emperyalist Kuzeyìn cikarlarini merkezine alarak gelistirilen küresellesmeye karsiyiz.

Biz KKP olarak; tek yanli gelistirilen emperyalist merkezli uluslararsi bütünlesmeyi reddediyoruz. Ancak dünya halklarinin uluslararasi ekonomik bütünlesmesiyle uyumlu yerel kendine yeterliligin kacinilmaz olduguna inaniyor ve savunuyoruz.

Biz KKP olarak; dünya halklarinin üretimlerinin, demokratik ve ilerici kültürlerinin ortak bir kültür havuzuna akip bütünlesmesinden yanayiz. Fakat Coca Cola, Marlboro. Mc Donald`s evrensel yiyecek-icecek olarak; Madonna ve Michael Jacksonìn evrensel müzik olarak:Levi`s Benettonùn vb. Giyimde ``hepimizin`` evrensel markasi diye sunularak yerelligi öldürmesine karsiyiz.

Biz KKP olarak; teknolojik gelismenin sagladigi imkànlarla insanligin dogaya hàkim olup ondan yararlanmasinin uygarlastirici bir gelisme olduguna inaniyoruz. Fakat teknolojik gelismeyi arkasina alan sermayenin daha fazla kàr hirsiyla yeryüzünün tüm zenginliklerini meta haline getirmesine, pazara sürmeye yönlendiren tüketim toplumu kültürüne karsiyiz.

Yoldaslar!

Sermaye, sistemin agir bunaliminin yükünü, bir yandan gelismemis ve az gelismis ülke halklarina yüklerken, diger yandan da isci sinifi üzerindeki emek sömürüsünü agirlastiriyor. Bilim ve teknoloji üzerinde kurdugu hegemonyayi degerlendiren sermaye, teknoloji alanindaki ilerlemeyi genelde insanliga,, özelde ise sici sinifina harsi kullaniyor. Son yollarda hizlandirilan küresellesmeyle birlikte sermaye, emek sürecinde ``esneklik`` adi altinda esci sinifina yönelik cok yönlü bir saldiri baslatmis bulunuyor. Dahasi esce sinifinin 200 yillik kazanilmis haklarini ortadan kaldirmayi hedefliyor.

Sermaye, esnek uzmaliga dayali emek süreciyle üretimdeki ``katiliklari`` asmayi hedefliyor. Esnek istihdam, esnek ücret, esnek calisma kosullari vb. Ile yapilan ve yapilmak istenen; esyeri ve iskolu düzeyinde gecerli olan toplu is sözlesmereriyle elde edilen ortak ücret sistemini ortadan kaldirmak, her isci ile ayri ayri ücret anlasmasina giderek, isci sinifinin ekonomik kavgadaki birligini parcalamak; isten keyfi atmalari yasallastirmak; isgünü saatlerini keyfice belirlemek, iscileri cumartesi, pazar günleri dahil agir calisma kosullarinda calismaya zorlamaktir. Sermayenin esneklik yönelisinin altinda, dev isletmeleri kücülterek veya isletmelerin farkli süreclerini farkli bölge ve ülkelerde kurarak isci sinifinin fiziksel birligini parcalamak, ortak eylem gücünü kirmak yatiyor. Tüm bunlarin hedefinde ise sendikalar, toplu is sözlesmesi ve grev hakki basta olmak üzere kazanilmis haklarin ortadan kaldirilmasi bulunuyor. Sermaye, 21. Yüzyilà girilirken isci sinifinin örgütsüz ve birlikten yoksun birakarak en agir kosullarda calismaya mahkum etmeyi hedefliyor.

Yoldaslar!

Dünya capinda kapitalizme karsi mücadelede isci sinifi bugün de en temel ve en yaygin toplumsal dinamik durumundadir. Kapitalist egemenligin dünyanin tüm bölgelerinde katettigi gelismeyle parelel olarak isci sinifi da nesnel olarak büyüyor. Buna beyaz yakalilarin nesnel olarak proleterlesmesini ve toplam emek icerisinde entellektüel emegin büyüyen oranini da ekledigimizde, bu gücün nesnel bakimdan büyüdügünü ve güclendigini daha belirgin sekilde görürüz. Calisan emek gücü ve kapitalizmin tenolojik gelismeyle paralel her gün büyüttügü yedek isgücü olan issizlerle birlikte isci sinifi halen kapitalist düzenin korkulu rüyasidir. Sermayenin isci sinifina yönelik yogunlasn cok yönlü saldirilarinin temelinde de halen vu korku yatiyor. Isciler örgütlü bir güc olarak davranmadiklari sürece sayisal üstünlükerinin tek basina bir sey ifade etmedigini biliyoruz. 1970`lerden beri dünya capinda isci sinifi saflarinda örgütlü ve sistemi hedefleyen bilincli mücadele acisindan yasanan durgunlugun halen tam olarakasilamadigini görüyoruz. Son yollarda Fransa, G. Kore, Rusya, Yunanistan vb. Ülkelerin isci sinifindan, sermayenin artan saldirilarin sert yanitlar geldi. Ancak bunlari daha cok dipten gelen dalganinilk habercileri olarak algiliyoruz.

Sendikalarin sermayenin artan kusatmasi karsisinda kitle etkinligi daralirken, sermayenin artan kusatmasi karsisinda kitle etkinligi daralirken, sermayenin sendikaler üzerindeki ideolojik ve kültürel hegemonyasi büyüyor.

Giderek bürokratiklesen ve isci sinifindan kopan sendikalarin, 21. Yüzyil`a girilirken isci sinifinin kurtulus kavgasindaki rolleri ciddi olarak tartisiliyor, tartisilmalidir. Temsili sistemin kurumlarindan biri olan sendikalar bu yapilariyla, 21. Yüzyil`da iscii sinifinin mücadele örgütleri misyonunu koruyabilirler mi? Bu sorunun yanitinin ciddi olarak sorgulanmasi gerekiyor.

Yoldaslar!

Ulusal bagimsizlik mücadeleleri III. Kongre`den bu yana cokca tartisildi, tartistik. Gerek teorik irdelemeler, gerekse pratik gelismeler sunu bize netce gösteriyor: Artik ulusal bagimsizik mücadeleleri dünya capinda tarihi evre olarak kapandi. Geride Kürt halki basta olmak üzere bir elin parmakari kadar az denilebilecek sayida halklarin ulusal bagimsizlik mücadeleleri devam ediyor. Devameden ulusal bagimsizlik mücadeleleri, emperyalizme karsi dünya capinda devrimci bir dinamik olarak algilanamaz artik. Zaten günümüzde devam eden ulusal bagimsizlik mücadeleleri, toplumsal kurtulus olarak sosyalizmi hedeflemedikleri sürece, dönüp dolasip emperyalizm ve bölge gericiligine teslim olmaktan baska bir cikis yolu bulamiyor. Güney Kürdistan, Filistin, Güneey Afrika ve nihayet Kuzey Irlanda bunun en somut örneklerider.

Yeri gelmisken, bizim yurtseverr basinimiz ve ulusalci güclerimizin üzerinde cokca durdugu ve kuzey Kürdistan icin de bir emsal olarak gösterdikleri Kuzey Irlanda`daki son gelismeler üzerine birkac sey söylemek istiyoruz.

Kuzey Irlanda`daki ``cözüm`` en ilersi, Güney (bagimsiz) Irlanda ile bütünlesmesine yol acabilir. Böylece 1921`den bu yana parcalanmis Irlanda adasinin birligi gerceklesmis olacaktir.Dün birlesmis bagimsiz Irlanda`nin ileri bir anlami olabilirdi, fakat günümüzde birlesmis bagimsiz Irlanda`nin pek bir anlami kalmiyor. Cünkü Avrupa kitasinin ``Avrupa Birlesik Devleti`` seklinde hizla birlige yöneldigi; Avrupa`da uluslar temelinde kurulmus ulusal devletlerin birlesik Avrupa`nin birer özerk ya da fedaral parcasi haline geldigi (gelecegi) bugünkü sürecte Irlanda`nin birlesmis olmasinin artik ne anlami var? Ulus-devletin her bakimdan giderek islevini tamamladigi Avrupa kitasinda Irlanda ulusunun birlesmis olmasinin bir anlami kalmiyor.

Yoldaslar!

Tony Blair`in yönetimindeki Ingiltere`nin Galler ve Iskocya bölgelerinde bile halkin ``bagimsizlik``isteyip istemedigi konusunda referanduma gidilebilen bir tarihi evrede, Kuzey Irlanda`nin bagimsizligi veya Güney Irlanda ile birlesmesinin ne anlami olbilir? Kaldi ki, ucuz kahramaan Tony Blair baskanligindaki hükümetin olusturdugu sözde demokratik ortamda bile Kuzey Irlanda`nin Güney ile birlesmesinin kesin olmadigi görülüyor. Cünkü anlasma maddelerinden birisinde ``Hem Kuzey hem de Güney Irlanda`da cogunluk birlesme karari almadikca Kuzey Irlanda, Ingiltere`nin bir parcasi olaarak kalmaya devam edecektir`` deniliyor. Kuzey Irlanda nüfusunun bilesimine bakilirsa bunun zor olacagi görülür. Cünkü Kuzey Iranda nüfusunun %54`ünü Protestanlar, %43`ünü ise Katolikler olusturuyor. Katolikler, Kuzeyìn Güney ile birlesmesini savunuyor ve bu ugurda yillardir savasiyorlar. Fakat cogunlugu olusturan Protestanlar ise tersine Ingiltere ile birlikte kalmayi savunuyor ve bunda israr ediyor. Bugün bile Protestanlarin savundugu; Ingiltere`ye bagli özerk Kuzey Irlanda Cumhuriyeti`dir.

Sorunun can alici noktasi, bagimsiz Irlanda Cumhuriyeti`nde yasandigi gibi Kuzey Irlanda`da sinifsal sömürüye son vermeyecek olan bir cözüm Irlanda isci emekci halki icin pek de ilerletici olmayacak.Kuzey Irlanda Kurtulus Ordusu`na (IRA) gelince, artik ulusalligin Avrupa`da islevini yitirdigi bir tarihi sürecte savasi sürdürmesinin bir anlami olmadigini gördü ve uzlasma yolunu secti. Kisacasi, PKK basta olmak üzere yurtsever hareketlerimizin Kuzey Kürdistan icin de bir örnek olarak sunduklari Kuzey Irlanda`daki ``cözüm`ün bizim icin cok da örnek alinacak bir yani bulunmuyor.

Yoldaslar!

Asya, Afrika halklari uzun ve kanli kavgalar sonucu ulusal bagimsizliklarini elde ettiler. Fakat emperyalizm gelistirdigi yeni sömürgecilik politikasi sonucunda bunlarin büyük cogulugunun ulusal bagimsizligini bicimsel bagimsizliga dönüstürdü. Bu ülkeler mali, kültürel ve siyasi baflarla emperyalizme yeniden baglandilar.

Emperyalist dünyanin sözde karsilikli, gercekte tek yanli bagimlilik iliskileri ile boyunduruk altina aldigi cesitli derecelerde geri kalmis ezilen halklar dünyasi, sistemin celiskilerinin en siddetli sekilde yüze vurdugu alan durumundadir. Bu ülkelerin büyük cogunlugu acik fasist veya askeri diktatörlüklerin egemenligi altindadir ve dis borc kiskacinda yasiyorlar. Söz konusu halklar emperyalizmin ihrac ettigi cevre sorunlari, kitlesel aclik ve salgin hastaliklarin pencesindedirler. Kültürleri emperyalist kültür istilasi altindadir ve nihayet teknolojileri emperyalizmin transfer ettigi demode teknolojiler durumundadir. Özetle Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarinin sefaletinin, ezilmisliginin, agir sömürüsünün temelinde emperyalizme bagimlilik yatiyor.

Emperyalist devletler dün kendileri sanayilesme yoluna giderken, geri kalmis bagimli toplumlara tarim toplumlari olarak kalmalarini dayatti. Bugün ise sanayilesmeyi dayatiyor. Sanayi tasima hareketi bu dayatmanin en somut göstergesidir. Kisacasi, dünden bugüne degisen bir sey yok! Her defasinda emperyalist Kuzey kendi gelisimini ve iihtiyaclarini merkeze alarak Asya ve Afrika halklarina misyor biciyor. Günümüzün dayatan gercegi sudur: Bagimli halklar emperyalist mali bagimliligi kirmadan, ekonomik bagimsizliklarini elde etmeden, özgür ulus olarak gelisme dinamigini yakalayamazlar. Bunun da yolu toplumsal kurtulus olan sosyalizmden geciyor. Asya, Afrika toplumlari emperyalist-kapitalist sistemin zayif halkasini olusturuyor. Bu kitalarda derinlesen celiskiler ve bu celiskiler üzerinde mayalanan devrim dinamikleri, emperyalist-kapitalist sistemden kopusun olanakli oldugunu gösteriyor.

Yoldaslar!

Emperyalizm ve esitsiz gelisme, günümüz dünyasinin kavranmasinda da yine anahtar cözümlemelerdir. Bunlari atlayarak dünyadaki gelismeler kavranamaz.

Emperyalit-kapitalist sistemde esitsiz gelisme bugün de tüm hiziyla devam ediyor. 20. Yüzyilìn ortalarina kadar dünyada ekonomik, siyasi ve askeri güc merkezi Avrupa idi. II. Dünya Savasi`nin ardindan yeni bir güc merkezi olarak ABD öne firladi. ABD SSCB 20. Yüzyilìn sonlarina kadar iki kutuplu dünyanin güc merkezleri oldular. 21. Yüzyilà girerken dünyada güc merkezleri yeniden degisiyor, sekilleniyor. SSCB ve Sosyalist Blokùn dagilarak devrimci bir dinamik olmaktan cikmasi, sosyalizmin karsisinda kendi cikar celiskilerini geri plana iten emperyalist gücler arasindaki celiski ve catismalari su yüzüne vurdu.

Günümüzde Kuzey Amerik`da ABD, Avrupa`da Almanya ve Fransa, eski SSCB`nin etkinlik alanlarinda Rusya. Güney ve Dogu Asya`da ise Cin ile Japonya gerek bölgelerinde ve gerekse de dünyada hakimiyet kavgasi icerisindeler. Iki kutuplu dünya, yerini cok kutuplu gücler dengesine birakti.

Bu güc odaklari arasinda ABD halen en etkili güc merkezi durumundadir. Ancak 21. Yüzyilà girerken, bir yandan birlesme sürecine giren Avrupa, diger yandan Asya`daki Cin, Rusya ve Japonya dünyanin en etkin güc merkezleri olmaya adaydirlar. Japonya, Cin, Rusya ve hatta Hindistan`daki gelismeler dikkate alindiginda, 21. Yüzyil`da dünyanin güc merkezi Asya kitasina kayabilir mi sorusu üzerinde dikkatle durulmalidir. Bunun yasayip görecegiz.

Yoldaslar!

Emperyalist-kapitalizmin dünya egemenligi, egemenlerin kendi aralarinda ``baris ve uyum`` icinde oldugu tekdüze bir yapi halinde degildir. Emperyalist sistemin bütün kademelerinde (dorukta, gövdede ve tabanda) egemenlik kavgalari siddetle sürmektedir. Uluslararasi dev tekellerin birbiriyle kapistigi, emperyalist devlerin paylasim ve egemenlik kavgasinin cesitli bicimler altinda siddetlendigi, emperyalist bütünlesme ve kamplasmalarin geri kalmis ülkeleri tamamen kölelestirme ve paylasma politikasi ile ayni anda gelistigi, Birlesmis Milletler gibi uluslararasi örgütlerin emperyalistler arasi kavgalarin platformlari ve genel egemenlik araclari haline getirildigi kiyasiya bir tekelci `serbest rekabet`(!) cagindayiz. Bu mücadelede hecbir ahlaki deger, hecbir ilke aranmamalidir. Altta kalanin hecbir sansi yoktur, sadece hirs ve her seyin mübah sayildigi bir acgözlülük vardir.

Sistemin dorugundakilerin yani sira, altindaki bazi ülkeler de tabanda bölgesel güc yarisindadirlar. Böylece dünya ``gücü yeten``in üstte oldugu, herkesin bir alttakinin sirtina binmeye calistigi vahsi bir yarismanin sahnelendigi korkunc bir arenaya dönüsmüstür. Kisacasi, dünya tam anlamiyla bir kurtlar sofrasina dönüstürülmüstür. Güclü olan gücsüzü eziyor, yutuyor ve böylelikle büyüyor.

Yoldaslar!

Emperyalist-kapitalist dünyada ``hukuk devleti``, ``adalet``, ``özgürlük``, ``insan haklari`` vb. Terimler ici bos palavralardir; burjuva demokrasisi aldatmacasidir. Parlamenter temsili sistem, secim ilkesi, gücler ayriligi ve hatta anayasa gibi kurumlarin hicbir tutarliligi kalmamistir. Burjuva temsili sistem ve kurumlari kastlasti ve binbir cikar celiskisine bulasarak yiprandi. Bujuva siyaset ve kurumlari gercek anlamiyla yozlastilar ve rüsvet, dolandiricilik, hatta siyasi cinayetlere varana kadar kirlendiler, yiprandilar. ``Siyaset kirlendi`` sözünü son yollarda sik sik duyuyoruz. Bunu bizden cok burjuva siyasetin egemenleri dile getiriyorlar, getirmek zorunda kaliyorlar. Temsili demokrasi ve kurumlari dogdular, gelistiler ve artik cürüyerek alismasi gereken olgular haline geldiler. Temsili sistemin bir adim ötesi dogrudan demokrasidir. Komünizmin siyasal sistemi olarak dogrudan demokrasinin zemini her gecen gün biraz daha gücleniyor. Dünyada hem ekonomik hem de siyasal olarak insanligin nihai kurtulusu olan komünizm icin kosullar olgunlasiyor.

Emperyalist-kapitalist sistemin sorunlari agirlasiyor, bunalimi büyüyor. Emek ile sermaye arasindaki celiski keskinlesiyor, topnumsal tabani genisliyor. Sistem bu temel celiski etrafinda bir dizi celiskiyi barindiriyor. Insanligin yaratici dogasina aykiri olan, insanlar arasi kardeslik ve dayanisma duygularini yok etmeyi hedefleyen, insan sevgisini ve onurunu meta ve para gibi maddi degerler karsisinda hice sayan, nihayet üzerinde yükseldigi zenginlik kaynaklarini sirf daha fazla kàr adina hizla tahrip eden, bu kaynaklari son sinirina kadar kurutmayi hedefleyen ve bu hedefe giderek yaklasan kapitalist sistem önrünü tamamliyor. Kapitalizm insanligin uygarlik yürüyüsünün önünde tam anlamiyla bir engel haline dönüstü. Bu nedenle insanlik düne oranla daha net olarak ``ya sosyalizm, ya barbarlik`` ikilemiyle yüz yüzedir.

Yoldaslar!

Insanlik emperyalist-kapitalist sisteme teslim olmadi ve olmayacak. Dünya capinda isci sinifinin, bagimli ülke halklarinin emperyalizme ve kapitalizme karsi mücadelesi sürüyor. Kapitalizmin cevreyi dogayi tahrip edici yönelislerine karsi, cinsiyet ayrimina ve insan haklari ihlallerine karsi cevrecilerin, kadin ve insan haklari savunucularinin mücadelesi devam ediyor. Dünyanin her alaninda devam eden mücadeleler ne yazik ki daginik ve önemlisi isci sinifinin enternasyonal mücadelesinin bascekiciliginden yoksundurlar.

Sermayenin ve siyasal rejimlerinin emek hareketi karsisinda gelistirdikleri ortak tutumlara karsi, uluslararasi isci sinifi ve komünist hareket enternasyonal dayanismadan yoksundur. Avrupa sermayesi isci sinifina karsi merkezi bir saldiri baslattigi halde, isci sinifi buna Avrupa capinda gelistirilen ortak mücadele ile yanit veremiyor. Bu yönde ufak tefek gelismeler var, ama cok yetersiz ve önemlisi perspektiften yoksundurlar. Avrupa icin verilen örnek aslinda dünya geneli icin de gecerlidir.

Dünya komünist hareketi halen enternasyonal birlikten yoksundur ve halen herhangi bir komünist partinin kongresinde biraraya gelerek o partiyle dayanismada bulunmayi, kongre vesilesiyle biraraya gelmisken birbirlerini bilgilendirmeyi asan ortak bir eylemlilik gelistirilemiyor. Hangi acidan bakarsak bakalim, günümüzdeki tarihsel gelisme, dünya komünist hareketine güclü bir enternasyonal birligin yeniden yaratilmasini dayatiyor. Komünist hareket bu tarihsel göreve uygun davranmak zorundadir.

KKP olarak bizim de bu yönde yaptiklarimizdan cok yapacaklarimiz var. Yapabilecek bircok seyi dahi yapamiyoruz. Komünist partilerle yaygin denebilecek iliskiler kurabildik, ancak bu iliskileri pekistiremedik ve ortada eylemlilikle iliskileri yoguramadik. Daha somutta ve bizi yakindan ilgilendiren bölgemiz komünist hareketinin durumu da hic ic acici degildir. Ayni bölgede bulunuyoruz, emperyalizme ve bölge gericiligine karsi sorunlarimiz ortak, ama ortak eylemlikten ve dayanismadan uzak duruyoruz.

BÖLGEMIZ, SORUNLAR VE TUTUMUMUZ

Ortadogu, Kafkaslar ve Balkanlarì kapsayan bölgemiz dünyadaki en sorunlu, en catismali alanlari basinda geliyor.Bir yandan halen ulusal bagimsizligini elde edememis halkimizin zorlu ve cileli özgürlük mücadelesi sürüyor, diger yandan emperyalist devletlerin bölgedeki hakimiyet kavgasi yeniden kizisiyor. ABD, Almanya ve Rusya`nin bölgede hakimiyet kurmak icin, halklari böl-parcala yönet politikalariyla birbirlerine kirdirdiklarina sahit oluyoruz. SSCB`nin yikilisinin yarattigi boslugu doldurma pesinde olan ABD, bölgedeki etkinligini artirmanin hesabi icerisindedir. Almanya ve Fransa eksenli AB de, II. Dünya Savasi sonrasi bölgede ABD ile SSCB`ye kaptirdigi etkinligi yeniden ele gecirmeye ve önemlisi Avrupa`yi 20. Yüzyilìn basinda oldugu gibi yeniden dünyanin belirleyici güc merkezi haline getirmeye calisiyor. Rusya ise kendisini vàrisi saydigi SSCB`nin etkinlik alaninda hakim olmanin kavgasini veriyor.

Yoldaslar!

Bölgemiz, kapitalist sanayinin üzerinde yükseldigi enerji kaynaklari olan petrol, dogal gaz ve kömür yataklari yönünde oldukca zengin. Özellikle Kafkasya ve Orta Asya bu yönde emperyalizmin ve bölge gericiliginin istahini kabartan zengin bir potansiyel barindiriyor. Bölge üzerinde kizisan hakimiyet kavgasinin temelinde söz konusu zengin enerji kaynaklari bulunuyor.

Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan`daki petrol ve dogal gaza kim hakim olacak, kim ne kadar pay alacak ve önemlisi bu enerji kaynaklari hangi güzergah üzerinden emperyalist sermayenin hizmetine sunulacak? Kafkasya`daki kavgalarin hemen hepsinde bu sorunlarin yanitlarini aramak gerekiyor. Zaman zaman kizistirilan Ermenistan-Azerbaycan catismasinin, Azerbayzan`daki ic iktidar kavgalarinin, Gürcistan-Abhazya catismasinin ve hatta Cecen-Rus catismasinin altinda esas olarak bölgedeki enerji kaynaklarinin nasil paylasilacagi sorunu yatiyor.

Rusya, kendi politikasina ters hareket ettiklerinde Azerbaycanà karsi Ermenistanì, Gürcistanà karsi da Abhazya`yi derhal harekete geciriyor. Dahasi Kazakistanì cok ciddi ic kavgalara ve siyasi istikrarsizlaiga sürükleyebilecek imkanlara sahip. ABD ile Almanya ve Fransa ise farkli arac ve metodlarla Kafkasya ve Orta Asya`da etiklik kurmanin pesindeddir. ABD bir yandan H. Aliyev, N. Nazerbaye`le dogrudan iliski kurarken, diger yandan gerek bölgeye yakinligi ve gerekse tarihi baglari nedeniyle Türkiye`yi devreye sokuyor ve bu bölgede bir taseron ülke olarak kullanmak istiyor. Iranìn Almanya ile mevcut iliskilerinden hareketle ABD, gerek Orta Asya`yi etkilemek, gerekse de Rusya ve Cinè karsi Asya`daki varligini devam ettirebilmek icin Afganistan ve Pakistan üzerindeki etkinligini pekistiriyor. Almanya ve Rusya`nin destekledigi Iranà karsi calisiyor. Almanya ise bir yandan Iran`la isbirligi icerisinde bölgeye yönelirken, diger yandan Rusya`nin varligini kabul ederek ve panorama dikkate alindiginda, Cecenlerìn ya da Abhazyalilarìn dün yürüttükleri savasin gercekte ulusal bagimsizlik mücadelesiyle bir iliskinin bulunmadigini söyleyebiliriz.

Yoldaslar!

Balkanlar`da ve somutta Yugoslavya`da olup bitenler tam anlamiyla emperyalizmin böl-parcala-yönet politikasinin yasama gecirildigi gözler önüne sermektedir. Balkanlar`da son yillarda yasanan catismalarin ve siyasi istikrarsizligin bas aktorü, tartismasiz Almanya`dir. AB liderligine oynaya Almanya ayni zamanda yeniden dünyanin etkin bir güc merkezi haline gelmeye hazirlaniyor. Bu amacla basta Dogu Avrupa ve Balkanlar`da kesin bir hakimiyet pesindedir. NATO`nun Dogu Avrupa yönünde genislemesinde ABD`nin yani sira Almanya`nin da rolü bulunuyor. AB`nin özellikle Dogu Avrupa`daki eski sosyalist ülkeleri bünyesine alma politikasinda yine Almanya`nin hesabi vardir.

Hirvatistan, Slovenya ve Bosna`nin sözde ulusal bagimsizlik adina ayrilip bagimsiz devlet haline dönüsmelerinde Almanya belirleyici rol oynadi. Yugoslavya`yi parcalayarak hem arka bahcesi olarak gördügü Balkanlar`da güclü bir devleti zayiflatmis oldu, hem de II. Dünya Savasi`nda kaybettigi Yugoslavya ic savasinin intikamini almis oldu. Böylece Almanya aradan 50 yil gectikten sonra Yugoslavya ic savasini kazanmis oldu (!) Almanya ve diger güc odaklari Balkanlar`daki dinci, irkci, soven, gericilesmis milliyetci egilimleri ve tarihe mal olmus kimi gecmis haksizliklari yeniden kiskirtip destekleyerek bölgeyi parcaladilar ve bugün yönetir hale geldiler. Hirvatlarìn ulusal bagimsizlik söylemleri, Almanya ve diger emperyalist güclerin yürüttükleri egemenlik politikalarinda perdeleyici bir islev üstleniyor. Kisacasi, Balkanlar`da Alman emperyalizmi II. Dünya Savasi`nda kaybettigini yeniden ele geciriyor, Rusya ise gecmis etkinligini kaybetmemek icin yeniden cirpiniyor. Sorunun özeti budur.

Yoldaslar!

Almanya dün ABD`nin Bati Avrupa`daki varliginin bizzat köprüsüydü. Kapiya dayanan `komünizm tehlikesi`karsisinda ABD`nin hamiligine ihtiyaclari vardi. Fakat birlesmis Almanya artik ABD`yi istemiyor ve diplomatik bir dille ``artik sana ihtiyacimiz yok, cek git!`` diyor. Türkiye`nin AB`ye üyeligi bile Almanya ile ABD arasinda bu nedenle bir anlasmazlik konusu haline gelebiliyor. Büyük atasi Ingiltere`den baska Avrupa`da sadik müttefigi kalmayan ABD, tam üye olmus bir Türkiye ABD icin de sadik bir müttefik demektir. Almanya ise bircok baska nedenle birlikte Türkiye`nin birlik icerisinde ABD`nin taseronlugunu yapabilecegi kaygisiyla tam üyeligine karsi cikiyor.

Yoldaslar!

Ortadogu, kelimenin tam anlamiyla emperyalist kurtlar sofrasi haline gelmistir. Önce halklarin iradesi hice sayilarak sayisiz yapay devlet / devletcikler olusturuldu. Özellikle Arabistan cografyasinda belli bir bölgede etkin olan seyh, emir hatta aileyi isbirlikci hale getiren her emperyalist devlet, bölgede bunlarin etrafinda devletcikler olusturdular. Ardindan da bunlar arasinda yapay celiskilerle catismalari hep diri tuttular. Kisacasi Ortadogu emperyalist böl-parcala-yönet politikasinin tipik örnegini olusturuyor.

Ortadogu`da rejimlerin bir diger özelligi ise, seriatci krallik, emirlik, teokratik islam cumhuriyeti ya da gerici, fasist, dinci karisimi askeri rejimlerle yönetilmelerdir. Kral Hüseyin, Hafiz Esat, Saddam Hüseyin, Kral Fahd, Iran mollalari yillardir halka kann kusturuyorlar. Her türlü siyasi entirikanin, baski ve yobazligin, dahasi halka dönük katliamlarin odaklari olan bu rejimler, emperyalist devletlerin korumasi altindadir. Dolayisiyla emperyalist rejimlerin ``hukuk devleti``, ``adalet``, ``özgürlük``, ``insan haklari`` üzerine gelistirdikleri tüm söylemler ici bos yaniltici propagandalardan ibarettir. Emperyalist sermaye, cikarlarinin bekciligini yaptiklari müddetce bölgedeki rejimleri-niteligi ne olursa olsun-kendi korumasi altinda tutmaktadir.

Basini ABD`nin cektigi emperyalist devletlerin Ortadogu`ya yönelik ``barisi saglayacagiz`` iddialari da tam bir ikiyüzlülük örnegi olusturuyor. Iran ile Irakì hem gücsüz düsürmek hem de silah tekelllerinin stoklarini eritmek amaciyla 8 yil boyunca savastirdilar. Galibinin olmayacagi savasta bazen Iran bazen de Irak`tan yana tutumlarla bu iki komsu ülkenin yillarca savasmasini sagladilar. Cünkü Iran ile Irakìn zayif düsürülmesi ABD emperyalizminin yani sira bölgedeki jandarmalari olan Israil ile Türkiye`nin cikarlarina da uygun düsüyordu. Ayni emperyalist zihniyet Körfez Savasi`ndan bu yana Irak`ta Baas rejimiyle de top oynar gibi oynuyor. Gercekte Saddam`düsürmek istemiyor, cünkü ABD ve müttefiklerinin Körfez`deki askeri varliklarinin gerekcesi Saddam rejimidir. Emperyalizmin planlari karsisinda Iran ve Irak rejimlerinin elbette savunulacak yanlari yoktur. Ne Iran ne de Irak rejimlerinin anti-emperyalist yanlari bulunmuyor. Bizim burada üzerinde durdugumuz konu, emperyalizmin bölgedeki faaliyetleridir.

Diger bir sorun olan ve üzerinde cokca durulan Filistin sorununda emperyalizmin, somutta da ABD`nin baris getirdigini kim söyleyebilir? Tüm cafcafli söylemlere karsin Filistin`de hàlà kann dökülüyor ve dünün devrimci, yurtsever lider Yaser Arafat günümüzde emperyalizmin oyuncagi haline getirildi, daha da önemlisi Filistin Ortadogu`da devrimci odak olmaktan cikarildi.

Yoldaslar!

Bölgenin emperyalist kurtlar sofrasin dönüstügünü belirtmistik. Farkli emperyalist güc odaklari, uluslararasi etkinliklerini yeniden kurabilmek icin yogun bir caba icerisindeler. Son yillarda bölgeye dönük aktif politikalar üretiyorlar ve ABD ile yer yer sürtüsüyorlar. Almanya ve Fransa bölgeye dönük somut adimlarla ``biz de variz`` mesajini veriyorlar.

Türkiye-Israil ittifaki bölgede ABD`nin stratejik cikarlarinin korunmasini hedefliyor. Ancak bu ittifakla Israil ve Türkiye`nin üstlendigi misyon basit bir jandarmalik misyonuyla sinirli degildir. Türkiye ve Israilìn bölgede, hatta Türkiye`nin Kafkasya`yi da kapsayan genis alanda etkin olma hesaplari bulunuyor. Bu ittifakla bölgedeki zengin enerji kaynaklarindan aslan payini elbette ABD emperyalizmi alacak, fakat Türkiye ve Israil de pastadan kücük de olsa pay almanin hesabi icerisindeler.

Yoldaslar!

TC devleti kuruldugundan beri ilk kez sinirlarinin ötesinde bölgede hegemonya hesaplari icerine giriyor. Kafkasya, Ortadogu ve hatta Balkanlarà dönük olarak TC son yillarda bölgesel bir güc edasiyla aktif politika izliyor. Kafkasya ve Orta Asya`da Rusya`ya yer yer kafa tutuyor. Ayni bölgede Iran ile etkinlik yarisini birakmiyor. Balkanlarà asker gönderen tek Ortadogu ülkesi. Önce Bosna`da sonra Makedonya ve son olarak Kosova`da emperyalizmle ortak davraniyor ve gerektiginde buralara polis / asker gönderebiliyor.

TC son yillarda netlesen bir tutumla, Osmanli Imparatorlugu`nun eski egemenlik alanlarini siyasi nüfuz alani olarak görüp buna uygun politikalar izliyor. Öncelikle tüm komsu devletleri tehdit ediyor. Diger yandan bölgesinde sözde laik ve cogulcu parlamenter sistemle yönetilen tek islam ülkesi olarak kendine üstün ve merkez misyonu biciyor. TC`nin ic siyasetinde politiklesmis islama karsi tavir alip, laik devlet anlayisindaki israri da yine bölgeye dönük hegemonya politikasinin bir parcasidir. Askeri alanda oldugu kadar, kültürel alanda da bölge devletlerinden ileri ve onlar tarafindan örnek alinmasi gereken bir devlet modelini yaratma hedefiyle danraniyor. Bunu basarip basaramayacagi ayri bir tartisma konusudur, ama hedefi budur.

Ortadogu`da emperyalizm etkin, bölge gerici devletleri etkin, krallar, seyhler, fasist liderler etkin... Fakat bölgenin gercek sahipleri etkin degiller. Halklarin iradesini temsil eden devrimci, komünist hareket hem zayif ve hem de böge düzeyinde ortak davranistan uzaktir.

Emperyalizm yillardir Ortadogu`da halklarin iradesini hice saydi, onlari asagiladi ve birbirlerine kirdirdi. Devam eden bu politika halklarda büyük bir anti-emperylist öfke yaratti. Bölge isci, emekci halki emperyalizme karsi mücadele dinamigini barindiriyor. Fakat bölge devrimci ve komünist hareketi bu anti-emperyalist potansiyeli örgütleyip mücadeleye cekmeyi basaramadi, ya da bu yönde büyük zaaflar tasiyor. Islami akimlar giderek bölgedeki anti-emperyalist boslugu doldurur hale geldiler. Ama Islami akimlarin tutarli bir anti-emperyalist politika yürütmediklerini ve yürütemeyeceklerini biliyoruz. Bölgede Islam ideolojisinin öncülügünü yapan ve bölgeye Islam devrimini ihrac etme cabalarini halen zayiflayarak da olsa sürdüren Iranìn basta Almanya olmak üzere degisik emperyalist güclerle cok amacli iliskiler icerisinde oldugu biliniyor. ABD`ye karsi aldigi tutumu anti-emperyalist bir tavir olarak propaganda eden Iranìn gercekte anti-emperyalist olmadigi bilinen bir gercektir.

Yoldaslar!

Bölgenin gercek sahipleri olarak halklar kendi topraklarinin ve zenginlik kaynaklarinin üzerinde söz sahibi olmadan bölgede baris saglanamaz, yoksulluk ve sefalet asilamaz. Bu konuda hem bölge düzeyinde hem tek tek ülkelerde komünist harekete büyük görev ve sorumluluklar düsüyor. Emperyalizme ve bölge gericiligine karsi kavgada halklarin ortak davranmalari artan bir zorunluluk haline geliyor. Bölge komünist hareketinin öncelikli görevi, kendi aralarinda eyleme dayali enternasyonal dayanismayi gelistirmektir ve böylelikle emperyalizme ve bölge gericiligine karsi bölge düzeyinde birlesmis devrimci bir dayanismayla kavgayi güclendirmektir. Biz KKP olarak ülkemizdeki sorunlari ve mücadeleyi bölge halklarinin sorunlarindan ve mücadelesinden ayri görmüyoruz. Önümüzdeki sürecte bölge komünist hareketiyle enternasyonal dayanismanin yaratilmasi yönünde somut adimlarin atilmasi bilinciyle davranmamiz gerekiyor.

ORTADOGU VE KÜRT ULUSAL ÖZGÜRLÜK MÜCADELESI

Günümüzde Ortadogu`nun temel sorununu Kürtlerìn ulusal özgürlük mücadelesi olusturuyor. Ortadogu`da politika yapmak isteyen her güc Kürt sorununu görmezlikten gelemez. Yaninda veya karsisinda ama mutlaka Kürt veKürdistan sorununda bir politika izlemek zorunda. Cünkü,

Kürt / Kürdistan sorunundaki her gelisme Türkiye, Iran, Irak ve Suriye`yi dogrudan etkileyecektir. Dolayisiyla bölge düzeyinde sonuclara yol acacak gelismeleri barindiran bir sorundur. Dahasi zengin petrol yataklarinin yani sira Ortadogu`ya hayat veren Firat ve Dicle gibi tatli su kaynaklarini da barindirmaktadir. Su, Ortadogu`da petrol, hatta gelecekte petrolden de daha önem kazanacak bir zenginlik kaynagidir. Kürdistan tatli su kaynaklari bakimindan Ortadogu`nun en zengin ülkesidir.

Kürdistan cografi olarak Kafkasya ile Ortadogu`yu birlestiren konumu nedeniyle de öneme sahiptir. Kafkas petrollerini Bati`ya ulastiracak boru hatlari icin temel bir secenek durumundadir. Dolayisiyla Kürdistanìn cografi konumu ve zenginlik kaynaklari emperyalizmin istahini kabartiyor; Kürt / Kürdistan sorununa artan ilgisinin altinda bu zenginlik yatiyor. Yoksa Kürtlerìn ulusal özgürlük istemi ve Kürdistan`daki insan haklari ihlalleri emperyalist rejimleri hic de ilgilendirmiyor.

Kürt halki Ortadogu`nun yerlesik en eski halki oldugu halde bugüne kadar ulusal devletini kuramamis tek ulustur. Dahasi ayni ulustan birden fazla devletin kuruldugu bölgede, halkimiz kendi ulusal devletini kuramadi. Neden?

Bunda, halkimizin iradesi disinda bircok olgunun rol oynadigi biliniyor. Emperyalizmin parcala-böl-yönet politikasi, bölgedeki dört ilhakci devletin Kürdistan sorununda son tahlilde aldiklari ortak tutum... Tüm bunlarin önemli rol oynadigi acik ve bunlar üzerinde de uzun uzun durmaya gerek yok. Burada Kürt ulusunun temsil eden devrimci, yurtsever hareketin barindirdigi zaaflar üzerinde durmak istiyoruz.

Bilindigi gibi Körfez Savasi`nin ardindan Irak Baas rejiminin Güney Kürdistan üzerindeki siyasi hatta askeri varligi fiilen son buldu. Güney`de ulusal devlet yönünde tarihi bir firsat dogdu. Derken secimler ve PDK-I ileYNK`nin esit oranda belirleyici oldugu Federe Kürt Devleti(FKD) kuruldu. KKP olarak, FKD`yi eksikli bir burjuva devlet olarak belirledigimiz halde ileriye dogru atilmis bir adim olarak gördük ve destekledigimizi ilan ettik, gücümüz oraninda FKD ile dayanismaya girdik.

Güney`de FKD kuruldu, bundan sonra atilmasi gereken adim, yurtsever, devrimci-demokrat, komünist parti ve örgütlerin sahip oldugu askeri, mali, kültürel, sosyal vb. Tüm kurumlar ile degerleri ulusal devlet catisi altinda merkezilestirmekti. Baska bir ifadeyle yerele, asiretlere ve örgütlere özgü olan her seyin ulusal devlet bünyesinde birlestirilerek, geriye dönüsü olmayan adimin atilmasiydi. Böylece bölge ve dünya kamuoyuna bagimsiz veya federal ama her iki durumda da kendi ulusal devletini kurma yönünde hazir olduklarini göstermekti. Ancak beklenen adim atilmadi ve dogan tarihi firsat kacirildi. Güneyli ulusal gücler, somutta da PDK-I ve YNK ulusal devlet bünyesinde güclerini birlestirerek merkezilesmek yerine, günümüze kadar devam eden ic catismalara girdiler. Dosta, düsmana ``Kürtler devlet kuramazlar`` mesajini verdiler. PDK-I veYNK`nin yöneticileri tarih önünde sorumlu duruma düstüler. Fakat olan yine Güneyli isci, emekci halkimiza oldu. Acligi, sefaleti, issizligi halk cekti, cekiyor. Partiler arasindaki savasin agir bedellerini yine halk ödedi ve ödüyor. Ulusal devlet yönünde önemli bir adim olan FKD ise fiilen dagilarak islevsizlesti.

Yoldaslar!

Burada yeri gelmisken kardes kavgasi anlaminda kullanilan ``brakuji``ye iliskin bir kac sey belirtmek istiyoruz.

PDK-I ve YNK gibi burjuva demokratik ulusal hareketlerin catismasina ``brakuji`` denilebilir. Ayni nitelikte olmalari ve ayni politik hedeflere sahip olmalari nedeniyle bu iki parti arasindaki kavgada biz taraf olmadik .Tersine bu iki partinin kendi aralarinda post kavgasini birakarak ulusal devlet catisi altinda merkezilesmeye gitmeleri gerektigini savunduk. Fakat Güney`de veya yarin Kuzey`de örnegin burjuva demokratik ulusal bir hareket ile sosyalizmi amaclayan komünist bir hareket arasindaki muhtemel bir kavgayi ``brakuji`` olarak adlandirmak dogru olmaz. Burada söz konusu olan bir ulusun farkli siniflari arasindaki kacinilmaz sinif mücadelesidir ki, Güney parcamizda muhtemel bir siniflar arasi mücadeleye tarafsiz olmamiz düsünülemez. Biz her halükarda emek cephesinde sinif mücadelesini sürdüren hareketin yaninda oluruz. Cünkü siniflar arasi ic catismayi yasamayan bir ulus toplumsal kurtulusu basaramaz, sosyalizmi gerceklestiremez.

Güney`deki partiler arasi catismaya PDK- ile PKK catismasi da eklendi ve son yillarda belli araliklarla bu catisma devam ediyor. PKK olarak biz, bu catismada taraf olmadik, olmamaliyiz. PKK israrla ``PDK-I`nin ihanetci bir cizgi`` izledigini ve Kürdistanli diger parti ve örgütlerin bunu görüp kamuoyuna deklare etmelerini istiyor.

PDK-I`nin TC ile giristigi isbirligini onaylamak münkün degil ve TC`den destek alarak PKK`ye yönelik saldirisini siddetle kinadik ve bunu kamuoyuna duyurduk. Fakat Kürdistanìn parcalarinda egemenlik kuran bölge devletlerinden biriyle isbirligine giren her Kürt örgütünü ``hain`` diye ilan edersek geriye ``hain`` olmayan cok az örgüt kalir. Cünkü gerilla (pesmerge) mücadelesini sürdüren Kürdistanli her partinin Kürdistan``in bir diger parcasi üzerinde egemenlik kuran devletlerden biri ile bazen de ikisi ile isbirligine gittikleri biliniyor. Kaldi ki bu konuda sorunu silahli mücadeleyi verip vermemenin ötesinde izlenen salt ulusalci politikalarda aramak gerekiyor. Salt ulusalci perspektife sahip olan parti ve örgütler gerek bölge devletleriyle, gerekse emperyalizmle iliski kurmayi savunuyor ve Kürt ulusal kurtulus kavgasinin yararina bir politika oldugunu da acikca dile getiriyorlar.

Kürdistan`daki örgütler arasi catismanin nedenlerini irdelerken sunlari göz önünde bulundurmamizda yarar vardir:

Birincisi; Kürdistanìn tarihsel trajedisi olarak ifade edecegimiz ülkemizin dört parcaya bölünmesi ve her parca üzerinde ayri bir devletin egemenlik kurmasi. Türkiye, Iran, Irak ve kismen Suriye`nin kendi aralarindaki celiski ve anlasmazliklarda diger parcalardaki Kürt örgütlerini alet etme cabasinda olduklari biliniyor. Kürt örgütleri arasindaki yapay celiskileri tahrik ederek, gerektiginde birine destek vererek ic catismaya sürüklüyor ve böylece hem gücten hem de Kürt halki nezdinde gözden düsürüyorlar.

Partilerden birine destek veren ilhakci devletlerin, Kürdistanìn herhangi bir parcasinda ulusal özgürlük yolunda ileri bir adim atildiginda ise kendi ic celiskilerini bir yana itip ortak davranabildiklerinin cokca örnegi vardir. Güney`deki FKD`nin taninmamsi ve giderek dagitilmasi konusunda dört devletin de ayni hedefte birestiklerini gördük.

Ikincisi; sorunu dörde bölünmüs ülkenin farkli parcalarinda mücadele veren ve özelikle kurtarilmis bölge politikasini izleyen partilerin stratejisinde de aramak gerekiyor. Bu politikayi izleyen Dogu, Kuzey ve Güney parcalarindaki partiler su veya bu oranda komsu (ama diger parca üzerinde isgalci) durumdaki devlet ile isbirligine gitmislerdir ya da en iyimser deyimle buna zorlanmislardir. PDK-I, YNK, PDK-I, PKK vb. Parti ve örgütlerin su veya bu oranda isgalci devletlerden biriyle hatta bazen ikisiyle isbirligine gittikleri sir degildir. PKK, önüne gelen herkesi ``ihanetci, isbirlikci`` olaraka suclamak yerine, bu acidan biraz da kendini ve politikalarini sorgulamalidir.

Ücüncüsü; bölgenin isgalci devletleriyle isbirligine yöneliste partilerin ideolojik, politik cizgilerinin de önemli rol oynadigi kanaatindeyiz. Programatik olarak en ilerisi burjuva demokratik hedeflerle sinirli bu parti ve örgütlerin emperyalizm ve bölgedeki devletlerle isbirligine gitmelerini engelleyecek bir neden yok. Sosyalizm ve toplumsal kurtulusla bagi koparilmis ulusalcilik günümüzde hizla gericilesiyor ve gerek bölge gericiligiyle gerekse de emperyalizmle isbirligine yöneliyor.

Bölge gericiligi ve emperyalizmle iliskiler tamamen koparilmadan Kürtler arasi catismalar bitmez. Kürdistan`i bölge devriminin merkezi olarak görenler ve Kürdistan kalkisli bölge devrimini düsünenler/hedefleyenler, öncelikle Kürdistanìn ve Kürdistanli ulusalci partilerin bu sorunlarini gözönüne almak zorundadirlar.

Birlik olmadan ulusal kongre yaratilamaz

Yoldaslar!

Dikkat edilirse Kürdistan genelinde örgütler arasi dayanisma ve ortak mücadelenin gelistirilmesinden cok, örgütler arasi catismalardan söz ediyoruz. Kaldi ki bu, günümüzün degil son otuz yilin getcegidir.

Kürdistan bütününde ve gerekse parcalarinda son otuz yildir, Kürt parti ve örgütler arasi catismalar yasandi ve nihayet bunun adina ``burakuji`` denildi. Tek basina bu bile Kürdistan genelinde ortak mücadelenin veya daha ileri bir adim olarak Ulusal Kongre`nin yaratilmasinin önündeki baslica engeldir. Kürt ulusal partileri kendi aralarindaki catismalara son vermeden ortak bir dayanismayi gelistiremezler, Ulusal Kongre`yi yaratamazlar.

Son yillarda kimileri Ulusal Kongre`nin bir an evvel toplanmasi icin cagri üstüne cagri yapiyor. Ulusal Kongre fikrine ve hatta bugünden yaratilmasina tüm yurtsever, devrimci, komünist gücler sicak bakiyor. Buna ragmen Ulusal Kongre toplanamiyor. Kürtler arasi dayanisma ve ortak eylem yerine catismalar devam ettikce de toplanmasi bir hayli zordur. Cünkü, Kürt yurtsever, devrimci örgütleri dayanisma icerisinde degil, catisma halindeler. Catisma halinin inandirici sekilde kalici olarak asildigi mesaji verilmezse birlik yönünde adimlar atilamaz.

Tek tek parcalardaki parti ve örgütler kendi aralarinda bile kalici bir cephe ve eylem birligini yaratamazken, dört parcayi da kapsayan Ulusal Kongre`yi nasil yaratabilirler?

Bölgedeki ilhakci ve gerici devletlerle isbirligi devam ettirildigi sürece, Ulusal Kongre gibi dört devletin birden ortak hedefi haline gelecek olan bir adim atilabilinir mi? Türkiye, Iran, Irak ve Suriye`nin Kürt ulusal örgütleriyle iliskileri, sagladiklari `destek`ve Kürt örgütlerinin politikalari üzerindeki etkileri dikkate alinirsa, bu devletlerle iliskiler köklü koparilmadikca, Kürdistanli belli basli partiler Ulusal Kongre yönünde somut adim atamazlar. Emperyalizmin ve bölge devletlerinin Kürt ulusal hareketi üzerinde etkileri ve iliskileri devam ettigi sürece, Kürdistan bütününde Kürtler arasi dayanisma veya Ulusal Kongre yönünde atilacak her adimin Kürtler arasi yeni kanli kavgalarla bozulmasi veya engellenmesi gündeme gelecektir ya da gelebilir. Bölge gerici devletlerinin en azindan bu yönde somut caba icerisine gireceklerini bilmeliyiz.

Son bir sorun olarak; her sey bir yana parcalardan biri özgür degilse Ulusal Kongre gibi genis kapsamli bir kurum nerede toplanacak? Bugünkü kosullarda buna en uygun olani Güney Kürdistan`dir. Ki bu zemin de partiler arasi catismalarla adeta cökertildi.

Barzani ile Talabani`nin birbirini yok etmek icin her an tetikte bekledikleri bir durumda ne bunlarin yer alacagi bir Ulusal Kongre`den ne de bunlara ragmen Ulusal Kongre`nin Güney`de konumlanabileceginden söz edemeyiz.

Tüm bunlari dikkate alarak simdilik Kürdistan`da olusturulacak bir Dayanisma Cephesi`nin, yasamsal sorunlarda ortak tutumlarin gelistirilmesi icin uygun bir arac olacagina inaniyoruz ve bunun icin caba sarfetmeliyiz. Fakat daha da önemlisi ve acil olani, Kürt yurtsever, devrimci partiler arasindaki catismalarin sona erdirilmesini hedefleyen adimlarin öncelikle atilmasidir. Ulusal Kongre gibi önemli bir kurumun yaratilmasi perspektifini korumaliyiz, bu yönde caba sürdürmeliyiz. Fakat zemini bulunmayan kurumlarin, kurulusuyla yikilisinin bir olacagini bilmeliyiz. Bu bilincle, moral bozucu sonuclara yol acici adimlardan da kacinmaliyiz.

Yoldaslar!

Ortadogu`nun kanayan yarasi Kürt sorunu bölgenin sinirlarini asmis, uluslararasi kamuoyuna malolmustur. ABD, Rusya, Almanya gibi uluslararasi güc merkezlerinin yani sira, sorunun dogrudan muhataplari olan Türkiye, Iran, Irak ve hatta Yunanistan, Isaril, Misir gibi bölge devletleri de Kürt sorununda aktif politika izliyorlar.

Kürt siyasal akimlarinin ic catismalarina ve diger zaaflarina ragmen ulusal özgürlük mücadelesi devam ediyor. Halkimiz, özgürlügü ugruna mücadelede kararli ve israrlidir. Bir bütün olarak bakildiginda Kürdistan bölgede ciddi bir devrimci potansiyeli barindiriyor. Dahasi ülkemiz, bölgedeki devrimci dönüsümde ilk adim olabilecek dinamikleri potansiyel olarak tasiyor. Önemli olan bu devrimci potansiyelin nasil degerlendirilecegi ve hangi politikalarla yönlendirilecegidir. Kürt ulusal sorununun cözümünde emperyalizm ve bölge gericiligiyle ittifak yolu mu yoksa Kürt devrimci hareketinin öncelikle kendi ic birligi ve giderek bölge devrimci ve kominist hareketiyle ortak kavgasinin gelistirilmesi yolu mu?

Kürdistan`da etkin olan ulusalci hareketlerin izledigi politikalara bakilirsa, emperyalizm ve bölge gericiligiyle isbirligi icerisinde sorunun cözümü hedefleniyor. Tipki Filistin G, Afrika ve nihayet K. Irlanda`da izlenen yol gibi. Ki bu yol Kürdistan`daki devrimci potansiyelin giderek carpitilmasi ya da dagitilmasini beraberinda getirecektir. Ikincisi; KKP olarak basindan beri savundugumuz, emperyalizme ve bölge gericiligine karsi ulusal toplumsal kurtulus yoludur. Kürdistan isci, emekci halkina ulusal ve toplumsal kurtulusu getirecek olan yol budur. Bunda israrli davrandik, davranacagiz. Dolayisiyla önerimiz, Kürdistan devrimci hareketinin öncelikle her parcada kendi ic cephesel birligini yaratarak, giderek basta ezen ulus halklari olmak üzere bölge halklari ve onlarin devrimci hareketiyle emperyalizme, bölge gericiligine ve kapitalizme karsi ortak mücadeleyi gelistirmesidir.

TÜRKIYE VE KUZEY KÜRDISTAN`DA SIYASAL DURUM

Yoldaslar!

Türkiye`de Kürt sorunu cözülmedikce hicbir siyasal sorunda, hatta ekonomik ve sosyal sorunlarda ilerleme saglanamiyor. Kürt ulusal özgülük sorununda adim atilmadikca hicbir konuda adim atilamiyor, adeta her sorunun altindan Kürt sorunu cikiyor. Gerek uluslararasi kamuoyunun ve gerekse icerdeki muhalefetin baskisina ragmen, insan haklari, düsünce özgürlügü yönünde en ufak bir iyilestirme gerceklestirilmiyor. Susurluk cetesi ve devletteki derin baglantilarinin üzerine gidilmiyor. Insan haklari ihlallerini, iskencenin önlenmesi ve düsünce özgürlügü üzerindeki yasaklarin kaldirilmasi yönündeki her adim Kürdistanà da kismen yansiyacagi kaygisiyla devlet tarafindan engelleniyor. Zaten bugün basin, düsünce suclarinin neredeyse tamami ``balücülük`` propagandasi olarak ifade edilen Kürdistan sorunundan hareketle gündeme getiriliyor. DGM`ler `düsünce sucu`adi altnda gercekte Kürdistanì yargiliyorlar.

Susurluk cetesine yönelik her adim, aciga cikmis ve önemlisi ``derin devlet``olarak ifade edilen rejimin bünyesinde kurumlasmis cetelerden gelen sert yanitlara carpip geri cekiliyor. Ceteler, ``Üzerimize gelirseniz, bir daha vatan icin savasmayiz ve her seyi aciklariz`` tehdidinde bulunuyorlar. Ceteler ve elebaslari Ankara`daki bürokrasiye ve siyasilere ``Siz yataginizda rahat rahat uyurken, biz vatan icin daglarda gece gündüz savastik, sehit verdik, ayaginizi denk alin`` dediklerinde, Susurluk cetesine yönelik tüm söylemler ve ``Üzerine gidecegiz, tüm baglantilarini aciga cikaracagiz`` yönündeki atesli nutuklar ici bos palavralara dönüsüyor.

Gercekte olan sudur: TC rejimi Kürt sorununda askeri cözümden vazgecip siyasal cözüm yönünde adim atmadikca, cetelere, bozkurtlara ihtiyac duyacak ve mafya-devlet-cete iliskisinin ürettigi Susurluk vb. Cetelerin üzerine gidemiyecek, gidemez.

Yoldaslar!

TC rejiminin Kürdistan`da sürdürdügü savasin agir yükünü elbette halkimiz cekti, halen de cekiyor. Kör inatla sürdürülen savasin, Kürt isci, emekci halkina nelere mal oldugunu hepimiz degisik boyutlariyla görüyor, yasiyoruz. Kuzey`de yasayan ulusumuzun neredeyse yarisi savas nedeniyle yerinden oldu, köyünü, ilcesini hatta ilini terk etmek zorunda birakildi. K.Kürdistanìn daglari, yaylalari ve ormanlari hatta tatli su kaynaklarina varana kadar zenginlik kaynaklari tahrip edildi. Bu sürecte halkimiz agir ekonomik, sosyal sorunlar ve siyasal baskilara maruz birakildi Cezaevleri insanlarimizla dolup tasti, daglarda genclerimizin cesetleri toplanir oldu. Kentlerimizde issizlik sosyal bir hastalik haline dönüstü ve ekonomik sikintilar insanlarimizi fuhusa, dilencilige sürükleyerek toplumda ahlaki cöküntüyü derinlestirdi. Dayatilan zoraki göcle, Türkiye metropolleri Kürtler`le dolup tasti ve bu kitlesel göc beraberinde aydinlarimiz basta olmak üzere en degerli insan kaynaklarimizi da alip götürdü.

Bu tabloyu uzatmak mümkün. Ama özetle savasin Kürdistan`da yol actigi derin yaralar bunlardir. Bu sürecte savasin Türkiye isci, emekci halkina dönük faturasi da agir oldu ve halen devam ediyor. Isci, emekci halktan binlerce erin can kaybi, agirlasan ekonomik, sosyal sorunlar, artan hayat pahaliligi, kitlesel Kürt göcünün metropollerde yarattigi bunaltici kent sorunlari, devletin cetelere teslim olmasi veya cetelesmesi ve nihayet savasin artan maliyetini karsilayabilmek icin Türkiye`nin kara paranin aklandigi bir merkez, eroin trafiginin odagi haline getirilmesi...

TC devleti tüm bunlara ragmen Kürt ulusal sorununda en ufak bir adim atma niyetinde degildir. Bu nedenle PKK`nin siyasal cözüm amaciyla ilan ettigi ateskesler defasinda yanitsiz birakildi. TC rejimi Kürdistanìn ve Kürt halkinin varligini resmi olarak kabul etmemekte israrla direniyor. Elbette bu aklin ve mantigin yolu degildir. Ama gercek olan, TC`nin bunda israr ettigidir. Kürt ulusal hareketi ve bu arada bir komünistler bu gercegi bilerek davranmamiz gerekiyor. Özgürlük mücadelesinde katedilmesi gereken yolun uzun oldugunu bilerek, uzun soluklu mücadele perspektifi ile kavgayi gelistirmeliyiz.

Yoldaslar!

TC rejimin Kürdistan`da askeri yönden son yillarda belli bir üstünlük sagladigi dogrudur. Bunun üzerinde KKP I. Genel Konferansi`na sunulan MK Politik Raporu`nda ayrintili olarak durulmustur. Burada sunu belirtmekle yetinecegiz: Dünyada hic bir ulusun özgürlük mücadelesi zorla, askeri tedbirlerle engellenememistir. Askeri cözümde israr edenlerin hatta bazen gecici basarilarla zafer sarhoslugu yasayan isgalcilerin yenilgisine tarih defalarca sahitlik etmistir. Türk halki özgürlügü ogruna sürdürdügü mücadelede, bedeli ne kadar agir olrusa olsun kavgayi zafere kadar sürdürmekte kararlidir.

K. Kürdistan komünistleri olarak halkimizin süren hakli özgürlük kavgasinda yerimiz ve etkinligimiz oldukca zayiftir. Özellikle son iki yilda bircok nedenle KKP varligini kavgada hissettiremedi. Ic dönük tartismalar, sorunlar vb. Kendimizce hakli-haksiz ileri sürebiliriz. Ama sonucta bunlar bizim ice dönük sorunlarimiz olup, Kürdistan kamuoyu nezninde hic bir gecerliligi olamaz. Partimiz icinde bulundugu durumu, sorunlarini ve bunlarin nedenlerini tartisacagiz, tartismaliyiz. Fakat bu tartismalar IV. Kongre`de noktayi koymaliyiz. IV. Kongre`yle birlikte parti kesin ve net bir yönelisle kitlelere, eyleme, sokaga dönük dinamik politikalar üretmeli ve hayata gecirmelidir.

TC devleti`de salt askeri politikalarla, salt siyasal zorla Kürt ulusal mücadelesiyle durduramiyacaginin bilincindedir. Bu nedenle bir yandan halkimiza dönük savasi sonuna kadar sürdürürken, diger yanda ayni sürecte Kürdistan`da kapitalist gelismeyi uluslararasi sermaye ile ittifak halinde hizlandiriyor. Son yillarda daha cok K.Kürdistanìn sinir illerinde gelistirilen kapitalist sanayilesme bugün Kürdistanìn derinlikleri de dahil her alanda bilicli, amacli politikalarla gelistiriliyor.

TC, Kürdistan`da hizlandirdigi kapitalist gelismeyle öncelikle entegrasyonun ülkemizin ic bölgelerini de kapsayarak derinlestirilmesini hedefliyor. Kapitalis gelisme, ekonomik-sosyal entegrasyon ve siyasal-kültürel asimilasyon...TC bilincli politikalarla bunlari birbiriyle iliskilendirerek sürdürüyor. Rejim, militarist baskilarin halki bunaltigi, issizligin gelecek umudunu kirdigi, aclik ve sefaletin perisan ettigi halka ``is ve as`` imkànlari sunarak halki yatistirmak istiyor. Rejimin sivil dayanaklarini yaratmayi hedefleyen politikalarla da halki, görünmez ama güclü baglarla sisteme baglamak ve nihayet yaygin medya araclariyla Kürt halki üzerinde siyasal, kültürel asimilasyonu derinlestirmek istiyor. Rejimin izledigi politikalarin özü budur.

Kürdistan`daki kapitalist gelisme ile TC, bölgede sivil dayanaklarini güclendirme pesindedir. Kürt halkinin özgürlük mücadelesine karsi bugüne kadar kullandigi asiret reisleri ve korucubaslarinin islevlerini giderek tamamladigini görüyor ve kapitalist topluma özgü sivil dayanaklarini (korucularini) olusturmaya yöneliyor. Halka TC`nin militaris güclerinden daha beter baski uygulayan T. Adiyamanlar, S. Edip Bucaklar, M. Tatarlar gibi baski ve denetimi ciplak olarak sürdüren kurum ve kisiler her yönüyle desifre oldular,yiprandilar ve giderek islevlerini tamamliyorlar. Zaten kapitalist gelisme, agalarin, sehlerin, asiret reislerinin ekonomik, sosyal hayattaki kalintilarinida ortadan kaldiriyor. Konukogullari, Caliklar, Akyillar, Karabogalar... Yani Kürt / Kürdistan burjuvazisi TC`nin yeni ve sivil dayanaklari olarak gelisiyor, bilincli politikalarla güclenmeleride hedefliyor. Asiret reisleri ve korucubaslarindan farkli olarak burjuvazinin Kürt toplumu üzerindeki baskinin simgesi S. Edip Bucakîn belindeki tabancasi gibi ciplak degil, ekonomik, sosyal, kültürel baglarla örtüsük haldedir. Dolayisiyla burjuvazinin toplum üzerindeki denetimi hem daha yaygin ve etkili ve hem de daha tehlikelidir. Kürdistan devrimci ve komünist hareketi bu gercegi görerek politikalar üretmezse, girilen yeni sürecte silahsiz kalacagini bilmeliyiz.

Yoldaslar!

TC deveti küdistan burjuvazisine ``bireysel ekonomik giriskenlik`` icin gerekli altyapi ve tesvik kiredilerini sagliyor, üretim araclari üzerindeki özel müliyetinin güvenligini, yani bekcilik görevini üstleniyor... Buna karsilik ondan da sadakat, topluma ekonomik, sosyal, idolojik, kültürel oarak denetlemesini istiyor ve dayatiyor. Kürt burjuvazisi bu görevi yerine getirmeye coktan hazirdir ve TC`nin sadik bir isbirlikcisi oldugunu daha önce kanitlamis, bügün de kanitliyor. Diyarbakir`daki Akyil sermaye gurubu bunu kanitladigi icindir ki TÜSIAD üyeligiyle onurlandirildi.

Kürt burjuvazisi Türkiye burjuvasinin belirleyiciligi altinda onunla isbirligine coktandir girmistir. Ayrica, TC devletini de Kürdistan `daki siyasal egemenliginin (iktidarinin) araci olarak görüyor ve öyle davraniyor. Ulusal özgürlük mücadelesinde Kürt burjuvasinden medet ummak yada bizim yurtsever hareketimizin cokca kullandigi tabirle ``ulusal burjuvazi) den medet umma bosunadir. Kürdistan burjuvazisi kendi sinif cikarlarinin bilinciyle Türkiye burjuvasi ile isbirligi yolunu secmis ve bu yolda ilerliyor. Kürt burjuvazisi sinif cikarlari dogrultusunda ne yaptigini biliyor; sorun, Kürdistan devrimcilerinin de isci, emekci halkin sinif cikarlari dogrultusunda bilincli davranabilmeleridir.

TC devleti savasta israr ediyor, ama uzun vadede savasin cözüm olmayacagi bilinciyle cok yönlü ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirler aliyor. Kapitalist gelisme ile ekonomik, sosyal entegrasyon ve siyasal ve kültürel asimilasyonun derinlestirilmesi... Tüm bunlarla yakin vadede ulusal özgürlük mücadelesinin kitle tabanini dayatmali, uzun vadede ise özerklik veya fedarasyonun kacinilmaz olarak kendisini dayatmasi karsisinda bagimsizlik yönelislerini zayiflatmayi amacliyor.

Yoldaslar!

Kapitalist gelisme Türk ve Kürt burjuvazisine ve önemlisi irkci söven TC rejimine, ulusal mücadelemize karsi kullanabilecegi yeni imkanlar, yeni silahlar sunuyor.Ama degerlendirebilirsek, devrimci hareketede yeni olanaklar, yeni dinamikler sunuyor. Kapitalist gelismenin yarattigi, yaratacagi dinamikler Kürt ulusal mücadelesinede dolayli olarak hizmet eder, edebilir. Gecmiste, Yatili Bölge Okullari ve Ögretmen Okullari Kürt gencligini asimile etmeyi hedefledi, fakat bu okullar Kürdistan`daki ulusal bilinc ve uyanista büyük islev üstlendiler. Ögrenciler okullarda Türkce okuma-yazma ögrendiler ama, Türk dili Kürt mücadele tarihini ve kültürünü okuyup ulusal bilinc edindiler ve bugünkü kavganin tasirici kadrolari haline geldiler.

Tarihte ezilen uluslarin ezenler tarafindan kendilerine as ve is imkanlari sagladiginda, ulusal özgürlük mücadelesinden vazgectikleri örnegi yoktur.Kürt halkinin, düsürülmüs, degerleri nekadar carpitilmis olursa olsun as ve ise karsilik olarak ulusal onursuzluk ve kölelik yolunu secebilecegini düsünmek saflik olur. Ayrica bölgenin en eski yerlesik halki olarak Kürtler dili ve kültürel birikimleriyle Türkler tarafindan asimile edilerek eritilmesi mümkün olmayan bir zenginlige de sahiptirler.

Kapitalist özel sektörün degismesi emek ordusunu büyütüyor, emek ile sermaye arasindaki celiskiyi netlestiriyor sinifsal sömürüyü ve emek-sermaye celiskisini belli oranda belgeleyen KIT`ler yerini kapitalist özel girisimcilige biraktikca, hem emek ile sermaye arasindaki celiski daha ciplak bir nitelige bürünüyor, hem de Kürdistan isci sinifi kendi ulusundan burjuvaziyle karsi karsiya geliyor. Isci sinifimizin ilk kez bu düzeyde yardim ve ciplak olarak kendi ulusundan burjuvazi ile yüz yüze geliyor, onun tarafindan agir kosullarda sömürüldügünü yasayarak görüyor. Ulusal kurtulus mücadelesini sürdürürken (kendi burjuzisinin müttefigi degilde devrimin karsi gücü oldugu gercegini ciplak olarak pratik yasamda giderek kavriyor. Tüm bunlar gözönüne alindiginda, TC rejimine karsi ulusal özgürlük mücadelesinin sinifsal tabani genisliyor ve buda uzun vadede istikrarli bir sinif dinamigine dayanmanin nesnel kosullarini olgunlastiriliyor.

Yoldaslar!

Kürdistan`da özgürlük mücadelesinin nesnel kosullarinda degisimin yasandigini, basta olgulardan hareketlede görebiliriz. Büyük kentler bunun somut örnekleridir. Gercekten de kentlerimiz ulusal özgürlük ve sosyalizmin mücadelesinin merkezleri haline geldiler büyüyen kentler ve yarattiklari sorunlar beraberinde devrimci hareketin önüne yeni yeni sorunlar getiriyor. Ideolojik, kültürel vb. Yeniden yapilanmayi dayatiyor, ileride daha net olarak dayatacaktir.

Kisacasi, Kürdistan`nin sosyo ekonomik yapisinda ciddi degismeler, yasandi, yasaniyor ve bunlar yeni sorunlar doguruyor. TC rejimi bu yeni gelismeyi arkalayip özgürlük mücadelesine karsi kullanmak amacinda. Devrimci hareketimiz bu yeni sartlari yeni gelismeleri iyi ve yerinde kavraya bilirse, bize karsi kullanilmak istenen silahi TC rejimine burjuvaziye cevirebiliriz.

Sonuc olarak, ülkemizde TC`ye karsi sürdürülen ulusal özgürlük mücadelesi, ayni sürecte isbirlikci Kürdistan burjuvazisini, burjuvaziye karsi sürdürülen sinifsal mücadelede ise TC devletini hedeflemek zorundadir. Cünkü Kürt burjuvazisi, TC`nin Kürdistan`daki temel dayanagi ve ayrilmaz bir parcasi haline gelmistir. Tüm bunlardan dolayi ulusal ve toplumsal kurtulus ic ice gecmis ve ulusal özgürlüge giden yol, TC ile birlikte Kürdistan`da kapitalizme karsi mücadeleden geciyor.

Isci sinifi örgütsüz ve yasamsal sorunlarla yüz yüze

Yoldaslar!

Ülkemizin en ücra kösesinde bile, yaygin bir ücretli emek ordusu olmustu. Sanayi, tarim ve hizmet sektöründe calisan emek ordusu son yillarda hizlandirilan kapitalist gelismeye paralel olarak bir hayli büyüdü, büyüyor. Günümüzde iktisaden faal nüfus icerisinde ücretli emek orani %50`yi asmis durumda. Devrim mücadelesinin temel gücü nesnel olarak esci sinifidir. Bu konuda artik aksi bir görüs ileri sürülemez. Isci sinifimiz nicelik veya nesnel olarak var, fakat bu nesnel varliga denk düsebilecek politik aktivitesi ise yok denebilecek kadar zayif. Ulusal özgürlük kavgasinda isci sinifi ve mesleki örgütler sözü edilir bir pratik tutum gelistiremediler. Bunda elbette biz komünistler de kendimizi ve politikalarimizi sorgulamaliyiz. Ancak, isci sinifinin olusumunun yas olarak genc olmasindan da kaynaklanan sorunlari var.

Kuzey Kürdistan isci sinifinin en basta ekonomik,sosyal haklari ve mesleki örgütlenmesi zayiftir. Varolan sendikalar cogunlukla KIT`ler olarak bilinen devlet sektörüne ait isyerlerinde örgütlüdürler. Yani mevcut sendikalarin kurulusu, toplu sözlesme ve grev hakki gibi demokratik haklarin kazanilmasinda (son yillardaki kamu emekcilerinin ve Antep dokuma iscilerinin mücadelesi sayilazsa) Kürdistan isci sinifinin dise dis sürdürdügü kanli kavgali bir mücadele ile hak kazanimindan pek de söz edemiyoruz. Mevcut sendikalarin kurulusu, daha cok Türkiye genelinde örgütlü bulunan sendikalarin Kürdistan`daki devlete ait isyerlerinde örgütlenmesi seklinde olmustur. Burada isci sinifimizin mesleki örgütlenmesi ve ekonomik, sosyal haklari ugruna mücadelesinin yoklugundan degil, zayif olusundan söz ediyoruz.

Isci sinifi öncelikle mesleki olarak örgütsüzdür. KIT`lerin disinda yani özel sektörde sendikal örgütlenme hemen hemen yok denecek kadar zayiftir. Türk-Is, DISK, Hak-Isìn örgütlenmesi olan mevcut kurulu sendikalar ise cogunlukla büroktatik bir yapiya dönüsmüs isci sinifindan kopmus, sistemin birer uzantisi durumundadirlar.

Kürt kapitalistleri, isci alirken sendikasiz calismayi bir ön sart olarak dayatiyorlar. Sendikalasmaya yönelik her adimi daha isin basinda bogup erkisizlestirmeye calisiyorlar. Nasil olsa issiz bol, emek ucuz ve dolayisiyla sendikalasmaya yönelik her girisim patronlarin toptan isten cikarmasiyla sonucsuz kaliyor. Antep`te Sanko patronu, iscilerin sendikalasma faaliyetlerini kirmak icin binlerce isciyi isten atiyor, ardindan da sendikasiz calismak isteyenlere ``geri gelebilirsiniz`` cagrisi yapiyor.

Özel sektörde yaygin bir isci kitlesi, sendikasiz oldugu gibi sigortasi bile yok. Iscinin ve ailesinin sagligi acisindan yasamsal bir önemi olan sigorta hakki fiilen özellikle orta ve kücük isletmelerde hemen hemen hic yok. Sigortali isci calistirdigini iddia eden kapitalistlerin cogu ise sigorta primlerini yarim ödüyorlar. 21. Yüzyil`a girerken Kürdistan isci sinifi halen sigortasiz ve sosyal güvenceden yoksun, yer yer 10-12 saatlik calisma günü gibi oldukca ilkel sartlarda yasam mücadelesi veriyor. Tarim hele de gecici tarim iscilerinin calisma kosullari ise beterin beteri durumundadir.

Yoldaslar!

Kürdistan`da esnek uzmanliga dayali emek sürecleri dogal olarak zaten yürürlükte. Kapitalistler zaten istihdam, ücret ve calisma kosullari acisindan iscilere karsi tam bir keyfiyet ve serbestlik icerisinde hareket ediyorlar. Isci alinirken veya cikartilirken, ücreti belirlenirken, calisma kosullari ve saatleri saptanirken, patronlari baglayan ne is yasalari var (yasalar kagit üzerinde duruyor) ne de buna ``dur`` diyecek örgütlü emek gücü var. Burjuvazi emek gücü karsisinda tam anlamiyla ``köpeksiz köyde degneksiz dolasan`` misali davraniyor. Kongremiz özellikle bu sorun üzerinde durmali ve KKP kongre sonrasi sinifa yönelik calismalarinda ekonomik-demokratik haklar ugruna mücadele ve sendikal örgütlenmeyi faaliyetinin odagina almalidir.

Mesleki ötgütlenme, ekonomik ve sosyal haklari ugruna mücadelede isci sinifinin durumunun icler acisi oldugunu belirtmistik. Kendi yasamsal sorunlari üzerinde birligini ve örgütlülügünü yaratamamis bir sinif devrim mücadelesinde aktif bir rol üstlenemez, politik öncülük görevlerini yerine getiremez. Öncelikle bu gercegin bilincinde olarak davranalim. Emek ordusunun bu icler acisi tablosu karsisinda sorumlulugu isci sinifina yükleyerek kendimizi aklayamayiz. Bu durumda genel olarak Kürdistan devrimci hareketinin ve özelde de biz komünistlerin sorumlulugu büyültür. Ülkemizde zayif da olsa isci sinifinin mücadelesi var fakat, komünistler, birakalim bu mücadeleye öncülük etmeyi cogu kez süren mücadeleden habersiz ya da salt izleyiciler durumuna düstüler. Partiyi temsilen hepimiz buradayiz, egri oturalim ama dogru konusalim. Her delege kendisinin ve temsilen geldigi parti örgütünün isci sinifinin ekonomik, demokratik haklari ugruna neler yaptigini acik yüreklilikle ve komünist sorumlulukla sergilesin. Elestirsin, özelestirisini versin.

1995`te gerceklestirdigimiz KKP I.Genel Konferansi`nda isci sinifinin mesleki örgütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesine iliskin somut yönelisler belirledik, kararlar aldik. Konferansa sunulan MK Politik Raporu`nda ülkemizde komünist hareket ile isci sinifi arasindaki kopukluga vurgu yapilmis ve sinifa dayanmayan bir komünist hareketin ülke siyasetinde sorumluluklarini yerine getiremeyecegini, giderek islevsizlesecegini belirtmistik.

Gerek yapilan sorgulamanin ve gerekse alinan kararin, dahasi konferansin yarattigi heyecanin da etkisiyle konferansin ardindan.bir dönem isci sinifina yönelik olarak olumlu denilebilecek bir calismaya girdik. Hem tek tek illerde, hem de iller arasinda isci sinifinin mücadelesine iliskin adimlar atildi. Iller arasi faaliyeti koordine edebilecek mekanizmanin yaratilmasi amaciyla bircok toplanti yapildi ve yavas yavas belli bir yapilanma olusmaya basladi.Bu calismaya yön verebilecek bir isci brosürü hazirlanip Fakat az cok sistemli denilebilecek bu calisma uzun sürmeden aksamaya basladi ve giderek durdu. Neden?

Bu duruma düsmemizin nedenleri üzerinde durup aciga cikartmaliyiz. Konferanstan bu yana isci sinifina yönelik brosür, kitap, makale calismalariyla ideolojik-teorik üretim yapildi. Süphesiz sinifa yönelik calismalarda ideolojik-teorik üretimin önemi vardir ama, daha önemli olan isci sinifina yönelik sürekli kilinmis güncel politikalarin üretilmesi ve bu politikalar dogrultusunda pratik faaliyetin gelistirilmesidir. Sözünü ettigimiz olumlu calismanin giderek aksamasinin nedenlerinin basinda, isci sinifina yönelik güncel politikalar etrafinda pratik-politik mücadelenin sürekli gelistirilmemesi geliyor. Güncel sorunlari iceren yayinin bulunmamasi da süphesiz isci sinifina yönelik calismamizi olumsuz etkileyen bir baska nedendir. Fakat tüm bunlardan dah önemli olan bir zaafimiz devam ediyor: Basta MK olmak üzere parti yapisinda isci sinifina ve sorunlarina yabancilasma tam anlamiyla halen asilamamistir. Parti yapisi, ideolojik ve önemlisi pratik-politik faaliyetinin eksenine isci sinifinin öngütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesini halen tam olarak yerlestirilmis degildir. Kentlerde ve tarimsal alanlardaki faaliyetimizin her adiminda ücretli emegin sorunlarina el atma, cözüm arayisina yönelme ve sendikalasma basta olmak üzere, emegin örgütlenmesini hedeflemek... Bu ve benzeri pratik-politik yönelisler kadrolarimizin ve taraftarlarimizin bir nevi dogal refleksleri haline gelmis degildir. Taraftarlarimiz, üyelerimiz ve hatta kadrolarimiz, pratik-politik faaliyetimizin a,b,c`sinin isci sinifina yönelik faaliyet oldugunu bilince cikarabilmis degildir. Buna artik son vermemiz gerekiyor.

Isci sinifinin örgütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesinde KKP olarak yol katetmeden, diger bütün iddia ve hedeflerimizin ayaklarinin havada kalacagini bilmeliyiz. Isci sinifi etkin bir politik güc haline getirilmeden, ulusal kurtulusa sinifsal bakisi hakim kilmak, ulusal ve toplumsal kurtulusu kopmaz bir bütünlükle ele almak, ulusal ve toplumsal kurtulusu kopmaz bir bütünlükle ele almak ve devrimle birlikte kesintisiz sosyalist insayi gerceklestirmek... gibi tüm iddia ve hedeflerimizin pratik hicbir degerinin olmayacagini bilmeliyiz.

Kuzey`de birlik sorunlari

Gerek biz gerekse disimizdaki kimi akimlar komünist birlikten cokca söz ettik. Zaman zaman bu yönde bizim de icerisinde oldugumuz pratik adimlar atildi. O zaman da dile getirdik, burada da bir kez daha altini cizerek belirtelim: Ülke topraklarinda sinifla, isci ve emekci yiginlarin mücadelesiyle su veya bu oranda iliskilendirilmemis bir birligin komünistlerin birligiyle ilgisi olamaz. 1. Genel Konferansà sunulan MK Politik Raporu`ndaki saptama, bugün de birlik yönündeki perspektifimizi olusturmalidir:

``KKP olarak, komünistlerin birligine yönelirken taraf olanlarin sinifls az cok baginin olmasinda israr ediyoruz. Komünistlerin birliginde yine zayif ya da güclü öznesini isci sinifi olusturmalidir. Gerceklestirilecek komünist birlik, hem isci sinifinin eylemliliginin dogurdugu ihtiyaclarin ürünü olmali hem de birlik bu eylemlilige ivme katmalidir.``

Karsi sinif cikarlarina sahip siniflarin olustugu toplumumuzda, yurtseverim,devrimciyim diyen her akim, her örgüt komünist olarak algilanamaz, bunlarla birlik gerceklestirilemez. PYSK saflarinda birlesen dostlarimizin olusturudugu birlik, yurtseverim, devrimciyim, sosyalistim diyen her Kürdün davet edildigi nitelikte bir birlikti. Bu, komünist birlik degil olsa olsa cehpe türünden bir ittifak olabilirdi. KKP olarak esasen bu nedenle bu birlikte yer almayi dogru bulmamistik.

Yiginlardan, esas olarak da isci sinifindan, onun pratik-politik mücadelesinden kopuk kadrolara dayali olarak gerceklestirilecek birligin de ilerletici bir yönünün olmayacagini, bize birlik öneren dostlarimiza iletmistik. Ülke topraklarinda az ya da cok, belli düzeylerde ve belli alanlarda kitle baskisini üzerinde hissetmeyen, kitle sorumlulugunu tasimayan, atacagi her adimda ``kitleye hesap verecegim`` kaygisi icerisinde olmayan kadrolarla kalici ve ilerletici birlikler olusturulamaz dedik. Bugün de hala bu düsüncemizde israr ediyoruz. Ülkede zayif da olsa varolan iliskilerimizin gerceklestirecegi uzun soluklu eylem birlikleri icin komünist birligin hedeflenmesi gerektigini belirttik. Ülkeden ve isci-emekci yiginlarin pratik mücadelesinden kopmus, Türkiye metropollerine hatta Avrupa`ya yerlesmis kadrolar üzerinden birlik yapilamaz, yapilmamalidir. Burada hem Avrupa hem de Türkiye metropollerine yerlesmis bulunan kadrolarin önemini kücümsemiyoruz, birlige ciddi katkilar saglayacaklarina da inaniyoruz. KKP olarak üzerinde israr ettigimiz, komünist birligin temelinin esas olarak ülke topraklarindaki kitle-kadro iliskisine dayandirilmasidir. Bu temel az cok olusturulduktan sonra metropollerdeki ve Avrupa`daki kadrolarin katkilari ancak o zaman anlamli olabilir.

Yoldaslar!

Sorunla ilgili yaklasimimizi yine 1. Konferansà sunulan MK Politik Raporu`ndaki tespitle noktalayacagiz:

``KKP; komünist birlige yönelirken, firtinaya tutulan geminin alelacele bir liman (barinak) aramasi örnegindeki gibi ne ve nasil olursa olsun birlik demiyor. Bu tür birliklerin ilerletici olmaktan cok geriletici olabilecegi kaygisini tasiyor. KKP komünist birligin, birlige taraf olan yapilari ideolojik, politik ve örgütsel degerler bakimindan ileriye dogru asabilecek, ulusal ve toplumsal özgürlük mücadelesine ivme kazandirabilecek nitelikte olmasini hedefliyor. KKP`nin komünist birlige yaklasimi özetle budur. Bu yaklasimlar temelinde birlik calismalarini sürdürecektir.``

Gelismeler komünist birlik yönündeki hassas ve ilkeli yaklasimimizi hakli cikardi. Ilkeli olmayan, aceleci ve zeminsiz birliklerde baslangictaki heyecanin yerini cok gecmeden ``nasil ayriliriz, bu isi nasil bitiririz`` kaygisi almaya baslar.

Yoldaslar!

Isci sinifi ile dogrudan baglantili diger bir sorunumuz Türkiye komünist hareketiyle birliktir. KKP III. Kongresi, Türkiye komünist hareketiyle, somutta TKEP ile parti birligine son veren karari almis ve KKP bagimsiz bir parti olarak faaliyetini bugüne kadar sürdürmüstür. Türkiye komünist hareketi ile partisel (örgütsel) birlikten ayrildik, ancak ortak düsmana karsi birlikte mücadelenin gelistirilmesi, hatta Türkiye komünist hareketiyle iktidar hedefine birbirini tamamlayan politikalarin izlenmesini savunduk, bugün de savunuyoruz. Kürt ve Türk halklarinin, Kürdistan ve Türkiye isci sinifinin ortak mücadelesinin gelistirilmesi ve birlesik mesleki örgütlülügünün dogruluguna inaniyor ve bu yönde mücadele ediyoruz. Gelismeler, kökleri eskilere dayanan bu yöndeki politikamizi dogruluyor.

Türkiye isci sinifiyla ortak kavganin gelistirilmesinin dogrulugu bugün herkesce kabul görüyor. Sorun, ortak mücadelenin gelistirilmesinde bir taraf olarak Kürdistan isci sinifinin kendi örgütlülügünü yaratmasi ve birlesik mücadeleye örgütlü güc olarak yönelebilmesidir. Bu konuda sorunlarimizin oldugunu belirtmistik.

Su ana kadar bizi baglayan programimiz geregi Türkiye komünist hareketi adina taniyip iliskide bulundugumuz TKEP oldu. Kongremiz de onaylarsa yeni programda TKEP yerine genel olarak Türkiye komünist hareketine yer verilip, muhatap alinmasi gerektigine inaniyoruz

Türkiye komünist hareketi genellemesi icerisinde somutta kiminle, kimlerle iliskilerimizi gelistiririz? Bu, daha cok program perspektifi dogrultusunda politika yürütecek olan Merkez Komitesi`nin sorumlulugunda olmalidir.

Cephe sorunlari

KKP III. Kongresi`nden bu yana gecen sürede gerek yasadisi cephe calismalarinda gerekse yasal parti alaninda kisa ve kismen uzun süreli birlikler gerceklestirildi. Bunlarin halk üzerinde olumlu etkileri ve mücadeleye katkilari oldu. Ancak, bugün PKDW`de devam eden sinirli birligin disinda denilebilir ki ``evli evine, köylü köyüne`` misalimdeki gibi her parti ve örgüt kendi basina birseyler yapmaya calisiyor. Kisacasi, Kürt solu mevcut konumuyla ülke düzleminde birlikte mücadeleden uzak bulunuyor.

Kuzeyli sol hareketler arasinda son yillarin en kapsamli cephe calismasi 1994`te 12 parti ve örgütün yeraldigi Cephe Platformu ile gerceklestirildi. KKP`nin icerisinde yeraldigi Cephe Platformu bir yandan kimi ortak eylemleri gerceklestirirken, diger yandan cephenin program ve tüzügünü olusturmayi önüne görev olarak koydu. Kisa sürede program ve tüzük üzerine uzlasmaya dayali görüs birligi sagladi. Cephenin dünya ve ülke kamuoyuna ilanina sira gelmisken ve hazirliklar bu yönde yapilirken, adeta ``görünmez bir el`` cephenin ilanini geciktirdi ve giderek resmilesmeden Cephe Platformu dagildi.

Baslangicta halka güven veren, heyecan yaratan, militan kadrolara moral veren bu girisim dagilmasiyla birlikte tersine sevk kirci, moral bozucu sonuclara yol acti. Kürt solu bir kez daha birlikte yürümeyi basaramamisti. Cephenin gerceklestirilememesinde kimin ne kadar sorumlulugunun bulundugu tartisilabilir.Fakat burada önemli olan faturanin bir bütün olarak Kürt soluna cikmis olmasidir. Özetin özeti, Kürt solu birlikte yürümeyi basaramiyor, üzerinde düsünülmesi gereken sorun budur.

Gerek yasanmis deneylerin olumsuz etkileri, gerekse mücadelenin degisen kosullarinda her parti ve örgütün yeniden yapilandigi sürecte, yakin vadede cephenin yaratilmasi beklentisi icerisinde olmamiz gercekci degildir. Parti programimizda öngörülen cephenin yaratilmasi ugruna uzun soluklu bir mücadelenin gelistirilmesini hedeflemeliyiz.

Diger birlik faaliyeti ise bir süre devam eden yasal parti alaninda yasandi. Önce...., ardindan daha genis kapsamli olarak..... saflarinda birlik gerceklestirildi. Tüm eksikliklerine ragmen bu birlik olumlu izler birakti. Ancak cok gecmeden....`te ilk ayrilik gerceklesti. Ardindan.... sürecinde birlikte yürümek imkànsiz hale getirildi. Getirildi diyoruz, cünkü....`te etkin olan anlayis kendisinden baska herkese siyasi varliginin inkàri ile esanlamli olan yaklasimlari dayatinca ayrisma kacinilmaz oldu. ``En fazla kitleyi tek basina ben temsil ediyorum`` hesabiyla davrananlar, sonucta kendileriyle bas basa kaldilar.

Yoldaslar!

........`te zayif olan akimlar, zayif olmanin ve sinirli kitle etkisinin bilinciyle davrandilar. Ancak güclü olan, güclü olmanin bilinciyle esnek ve toparlayici davranmaktan uzak durdu. ``Ben herseyim`` anlayisi ve dayatmasi.....`te ayrismayi kacinilmaz kildi ve komünistler ayrildi.

Baslangicta yasal partide yeralmak gibi, sonucta......`ten ayrilmak da komünistler acisindan dogru bir karardi. Ancak gecen sürede yasal partiler bünyesinde bomünistlerin izledigi politikalar tamamiyla dogru muydu? Bu soruya tam olarak ``evet``denilemez.

Yasal parti sorununda son yillarda bize farkli partilerden öneriler geldi. Bunlara Merkez Komitesi`nin yaniti öz olarak, ``Tüm Kürt sol akimlarinin yer alacagi halkci bir partide yine yer aliriz. Ayrica herkesin kendi yasal partisini kurdugu ortamda KKP acisindan da yasal bir partinin kurulmasi kacinilmaz olursa; böyle bir parti nitelik olarak ulusal özgürlükte birlikte sosyalizmi savunan ve bu ugurda mücadele eden emek agirlikli bir parti olmalidir`` dedik. Ve partide sikintilara yol acan ``acik parti tartismasi`` ile sorun tartismaya acildi.

Kongremiz yasal parti sürecindeki tutumumuzu, izledigimiz politikalari ve tartismaya acilan yasal parti sorununu irdelemeli ve baglayici kararlar ile partinin önünü acmalidir.

Tarim emekcilerinin agirlasan sorunlari

Emekci köylülük bir yandan devlet terörü, diger yandan kapitalist gelismenin cifte kiskaci altindadir. Kürdistan köylüsü, savasta en agir bedelleri ödeyen kesim oldu. Devlet terörü en acimasiz ve en yasa tanimaz bir sekilde köylülük üzerinde uygulandi. Asker, özel tim ve köy korucularinin teröru altinda neler cektigini ancak köylümüz bilir.

Rejimin köylüye dönük uygulamalari siyasal terörle sinirli degildir. Ekonomik terör de insanimizi perisan etmistir. Köyü, ilcesi yikilmis, bagi bahcesi tahrip edilmis, hatta yaylasi, ekili arazisi ya tahrip edilmis ya da isletme yasagi konulmustur. Bir insani, bir toplumu ac birakmak, ekonomik yikima ugratmak da terördür, hatta tetörün en beteridir. Milyonlari bulan insan kitlelerini köyünden, ilcesinden (ülkesinden) zorla göc ettirmek terörden öteye bir katliamdir. Kürdistan köylüsü tüm bu acilari yasadi.

Bütün bunlar olup-biterken, KKP olarak ne yaptik? Olup-bitenleri dile getirmekten, ufak tefek protestolardan öteye pek bir sey yapmadik. Bizim acimizdan sorun öncelikle Kürdistan köylüsünün yaninda olmak, onlarla birlikte sorunlari yerinde tartismak, rejimin baski ve terörünü birlikte gögüslemek ve birlikte cözüm arayisi icerisinde mücadeleyi gelistirmektir.

Basta GAP kapsamindaki bölge olmak üzere Kürdistan`da sermayenin tarim üzerindeki cok yönlü egemenligi büyüyor. Topragi, tarimsal girdileri ve krediyi kontrol altinda tutan büyük toprak sahipleri, tüccar ve tefecilerdir. Toprak ve tarim burjuvazisinin, tüccar ve tefecinin tarimda büyüyen egemenligi, kücük hatta orta ölcekli emekci köylülügün yasam alanini her gün biraz daha daraltiyor.

Devlet bankalari kücük ve orta üreticiye ya hic kredi vermiyor ya da gülünc denilebilecek oranlarda yetersiz kredi verildiginden, emekci köylülük kacinilmaz olarak tefecilerin kapisini caliyor. Bu durumda ya yüksek oranda faizle borc aliyor ya da borclarini ödeyebilmek icin mahsülünü daha tarladan kaldirmadan tefeciye cok ucuz olarak satmak zorunda kaliyor. Ve tüm acimasizligiyla isleyen bu sürec sonunda emekci köylülük elindeki topragini giderek kaybediyor. Büyük toprak sahipleri ve tefeciler lehine kücük ciftci topragini satmaya ya da bir baska bicimde elden cikarmaya zorlaniyor. Topragini kaybeden köylülük ya göc ediyor ya da tarimda ücretli is gücü durumuna düsüyor.

Yoldaslar!

Ülkemizde toprak zaten dün de esas olarak, sürecte büyük toprak burjuvazisine dönüsen toprak agalarinin elindeydi. Köylü büyük cogunluguyla zaten topraksizdi. Dün toprak agasinin yaninda yariciydi, bugün ya kentlerde ücretli isci ya da tarimsal alanda gecici veya daimi tarim iscisidir. Kapitalist gelisim tarimda bu süreci hizlandiriyor. Toprak,tarimsal girdiler ve kredi egemen sinifin elinde yogunlasiyor. Bu durum sosyal adaletsizligi daha da büyütüyor, emek ile sermaye celiskisini tarimsal alanda ciplak hale getiriyor. Bugün Kürdistan tariminda bir yandan egemen sinif olarak büyük toprak sahipleri (burjuvazi), tüccar ve tefeciler, diger yandan büyüyen ücretli is gücü olarak ücretli emekciler bulunuyor. Ve bu iki karsit sinifin arasinda yer alan, fakat hizla proleterlesen kücük ve orta ölcekli üreticiler... Tarimda en genel cizgileriyle tablo budur.

Bu tabloda, devrimimizin hedef alip egemenligine son vermesi gereken sinif büyük toprak burjuvazisi, büyük tüccar ve tefecilerdir. Ki bu sinif ayni zamanda TC rejiminin kirsal alandaki dayanagi durumundadir. Devrimimizin tarimsal alandaki temel gücü ise, daimi ve gecici tarim isciligiyle ic ice bulunan az toprakli yoksul köylülüktür, Kücük ve orta köylülük de, devrimde isci sinifinin müttefigidir.

Komünistler olarak, tarimsal alanda önümüzdeki sürecte öne cikan görevlerimizi temel cizgileriyle söyle tanimlayabiliriz: Öncelikle ücretli is gücü olan tarim iscilerinin yasamsal ekonomik, sosyal ve demokratik haklari ugruna mücadeleyi gelistirmemiz gerekiyor. Tarim iscileri icler acisi kosullarda esiyle, cocuguyla hatta annesi ve babasiyla birlikte sicak günesin altinda ac ve susuz, her türlü hastalikla ic ice yasam kavgasi veriyorlar. Komünistler öncelikle bu alanlara gitmeli, gerektiginde bilincli, amacli olarak onlarla birlikte calismali, sorunlarini yasayarak derinlemesine kavramli ve cözüm icin güncel politikalar gelistirmelidir. Sendikasiz, sigortasiz ve her türlü sosyal güvenceden yoksun olarak calisan tarim iscilerinin sorunlari üzerinde basta yayinlarimizda yazli olmak üzere cok yönlü bir propaganda faaliyetini örgütlemeliyiz. Ama salt propaganda ile yetinmeyecegimizin, kadrolarin öncülügünde sistemli bir örgütleme faaliyetini gelistirmemiz gerektiginin altini ciziyoruz.

Bu öncelikli ve temel görevle birlikte kücük ve orta ölcekli köylünün toprak burjuvazisine, tüccara ve tefeciye karsi korunmasini amaclayan taleplerini desteklemeliyiz.

Devlete, bankalara, araci-tefeciye olan borclarinin iptal edilmesi icin propaganda yürütmeliyiz. Devlet tarafindan düsük faizli kredi ve tarimsal girdilerle desteklenmeleri yönünde emekci köylülükle birlikte mücadele gelistirmeliyiz.

Tüm bu görevlerimizi yerine getirmek amaciyla mücadeleyi sürdürürken, tarim iscileri ve emekci köylülük icerisinde ulusal özgürlük ve sosyalizm yönünde sistemli bir propaganda gelistirmeliyiz.

21. Yüzyilà girerken kadinin özgürlesmesi

Yoldaslar!

21. Yüzyilà girerken toplumumuzun temel sorunlarindan birisi de genelde kadinin özgürlesmesi, kadinin toplumda erkegiyle birlikte her alanda esit haklara, görevlere sahip olmasi ve özelde ise kadin-siyaset iliskisi olusturuyor. Kadin sorununa bu kapsamda yaklasmaliyiz.

Süren savasin agir yükünü ceken kadinlarimiz, kapitalist sömürünün agir yükü altinda erkegiyle birlikte ezilen kadinlarimiz, daha da önemlisi cinsiyet ayriminin erkek egemen toplumda kadina getirdigi kati, geri, ilkel kural ve geleneklerin bunaltici baskisi altinda yasayan yine kadinlarimizdir.

Devam eden özgülük mücadelesinde, kadinlarimiz en agir ve cinsel tacizlere varana kadar en igrenc baski ve teröre maruz kaldilar. Bu savasta en kiymetli varliklari olan cocuklari, esleri ve yakinlari ya cezaevine konuldu ya da sehit düstüler. Yillardir devam eden ve daha uzun süre devam edecek olan ulusal özgürlük mücadelesinde Kürt analarinin gözyaslari hic dinmedi. Kürdistan kadini, düsmanindan (TC rejiminden) gelen saldirilara gögüs geriyor, direniyor ve özgürlük mücadelesinde agir bedeller ödenmesi gerektiginin bilinciyle davraniyor.

Dostundan yana, yani esi, kardesi ve cocuguyla erkek egemen toplumdan yana sorunlari büyüktür. Erkek egemen toplumlarin icinde de erkek, en kazak olusuyla övünen Kürt erkek egemen toplumun kendi kadinlarina getirdigi ya da atasindan kalma gelenek ve adetlerle devam ettirdigi kati, ilkel, geri kurallara Kürt kadininin hali hazirda aciga vurmamis isyani büyüyor. Bunu görmeliyiz, irdelemeliyiz ve buna uygun politikalar gelistirmeliyiz.

Kürtlerìn kadina yönelik mükemmel bir atasözü vardir, ``Sér sér e, ci jin e ü ci mér e`` diye. ``Aslan aslandir,disisi de erkegi de farketmez`` anlamindadir. Erkek egemen bugünkü Kürt toplumunda ancak kadinlarimizin olaganüstü bir kahramanligi, direnisi, eylemi vb. Gerceklestirgi durumlarda yukaridaki halk deyisi bir anlik veya gecici olarak hatirlanip gecilir. Fakat süregen ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yasamda bu halk deyisi ve bu deyise uygun davranis hic ama hic gündeme gelmez, getirilmez. Tersinden erkek egemen toplumun günlük yasamda kadina iliskin sunlari söyledigi ve bunlara uygun davranislar gelistirdigini hepimiz yasiyor, görüyoruz:

``Kadinin saci uzun akli kisadir``, ``Eksik etektir idare et``, ``Toplumda kadinin yeri ayri, erkegin yeri ayridir``, ``Kadin kadinligini bilmelidir, hamurlu eliyle erkek isine burnunu sokmamalidir`` vb. Kadini asaglayici, kücümseyici bu ayrimci tutum ve davranislar kadina yaklasimda hep belirleyici olmustur. Bunlari sadece geleneksel Kürt aile yapisinda görmüyoruz; dahasi vahim olan, kendine yurtseverim, ilerici-devrimciyim hatta komünistim diyenlerin günlük davranislarinda da kadina yaklasimda bunlarin derin izlerinin bulunmasidir. Devrimciyim, yurtseverim deyip halkin önünde yürüdügü iddiasinda olanlarin kadina yaklasimda cogunlukla toplumun geleneksel deger yargilarinin etkisinde kaldiklarini ve toplumla ayni deger yargilarini paylastiklarini ibretle izliyoruz. Kadinin özgürlesmesi sorununu tartisirken, devrimci kadrolarin en basta kendi davranislarini sorgulamalari gerektigi inancindayiz.

Yürürlükteki yasalar (Medeni Kanun) halen erkek egemenligini esas alan iceriktedirler. Cinsler arasindaki esitligi erkek lehine bozan ve kadinin ekonomik, sosyal yasama etkin katilmini sinirlayan yasalarin kaldirilmasini hedefleyen bir mücadelenin elbette gelistirilmesi gerekiyor. Ancak TC`nin yürürlükteki yasalarinin bile ülkemizde uygulanmadigi ve kadina yönelik tutum ve davranislari fiilen belirleyen geleneksel deger yargilari ile yerel kural ve gelenekler oldugu toplumumuzun ayri bir gercegidir. Sorgulanmasi ve asilmasi icin mücadele edilmesi gereken bir diger sorunumuz budur.

Yoldaslar!

Ülkemizde halen yogun olarak namus cinayetleri isleniyor, ask ve cinsellik halen tartisilmaz, konusulmaz bir tabu durumunda. Oglunu veya kizini evlendirirken davul-zurnayla dünyaya ilan eder, sevinir ama ayni toplumumuz aski ve cinselligi tartismaya yanasmaz. Kiz cocuklari halen eve kapatilir, mirasa dahil edilmez ve önemlisi onun iradesi alinmadan baslik (para) karsiligi verilir. Ve nihayet halen günlük ev ici yasamda devam eden haremlik-selamlik iliski....

Bunlara benzer geleneksel kural ve adetleri ortadan kalkmasi yönünde yeni politikalarin üretilmesine ihtiyac vardir. Ama bizim acimizdan bugün önemli olan, kadrolarimizin bu konuda saglam, güven verici tutum ve davranislarla kadina yönelik bu kusatmanin kirilmasinda rol oynayabilmeleridir. Kitleler icerisinde calisan kadrolarimiza, üyelerimize bu sorunda söyle söyle davranin, buralarda sunu yapin ama sunu da yapmayin türünden hazir receteler sunamayiz. Her sey kadronun gücünde, yaraticiliginda ve girdigi her iliskide, gittigi her evde yaratacagi ve cevresindekilerce örnek alinacak davranisinda saklidir. Öyle ki, namaz kilmiyoruz, oruc tutmuyoruz ama namaz kilan, oruc tutan birisi bizi isteyerek evinde barindirsin, bizimle iliski kurma ihtiyaci duysun. Kizini okula göndermeyen, aile yasaminda despot davranan, iki evli olan veya bunu savunan Kürt aile reisi ya da bireyi kadrolarimizin davranislari karsisinda eziklik hissetsin, icten ice kadrolarimiza sempati duysun. Sorunun can alici noktasi, günlük yasamdaki davranislarda geleneksel Kürt aile bireyinin kendinde olmayani kadromuzda görmesi ve onun sahsinda yasayabilmesidir. Yoksa kadrolarimiz, taraftarlarimiz zehir zemberek söylemlerle ve toplum gercegimizi gözardi eden davranislarla bu sorunlara bilincsiz sekilde savas acarsa, iliski kuracak ve degisime ugratacak kimseleri bulamayiz. Biz komünistler, tam anlamiyla kadini kusatan geleneksel örf, adet ve kosullamalara karsi mücadeleyi elbette gelistirecegiz. Tartismamiz gereken, bu mücadelenin yürütücüsü olan kadrolarin nerede nasil davranacagidir.

Halen iktisaden faal olan kadin nüfusun ezici cogunlugu geleneksel tarim alanlarinda istihdam ediliyor. Fakat kapitalist gelisme ve büyüyen kentlerle birlikte gerek hizmet sektöründe gerekse imalat sanayiinde calisan ücretli kadin isgücü orani büyüyor. Özellikle imalat sanayiinde isverenler artan oranda ucuz kadin emegini istihdam etmeyi hedefliyorlar.

Kapitalist üretim sürecinde yer alan kadin, calisma kosullarinin ve sömürünün agir oldugu is yasamina adim atarken, geleneksel kapali ekonomi ile kiyaslandiginda ileri bir evreyi temsil eden ücretli emek süreci kendisine esitlik bilinci ve kapitalist sömürü düzenini degistirebilecek güc ve örgütlülügü nesnel olarak kavusmasi gibi imkalar da sunuyor.

Ülkemizde emek ordusu icerisinde kadin orani hergün büyüyor. Bu sürec, kadinin kendi is arkadasi erkekle ayni calisma ve sömürü kosullarinda ekonomik, sosyal ve demokratik haklari ugruna mücadele edebilme imkanina kavusmasini sagliyor. Kadinin örgütlenmesi ve mücadelesinin gelistirilmesini tartisirken öncelikle bu gelismeyi dikkate almaliyiz ve esas üretim sürecindeki kadinin örgütlenmesini birinci hedef olarak belirlemeliyiz. Eger calisan kadinlar arasinda örgütlenmede yol alabilirsek muazzam bir gücü barindiran ev kadinlari icerisinde de daha güvenli yol alabiliriz.

Yoldaslar!

Ev kadini deyip gecmeyiniz. Sistemin etrafini kalin duvarlarla ördügü, dini mistisizmle uyusturdugu, cagdisi kalmis adet ve geleneklerin bogucu bir atmosfere sürükledigi ev kadinlari aslinda uyuyan bir devi andiriyor. Eger saglam ve güven verici yaklasimlarla bu soruna el atabilirsek, bu önemli potansiyeli harekete gecirebiliriz.

Kadinlarimiz eski kadinlar degil artik. Kadin olarak gücünün bilincine varma ve kendine güven gün gectikce artiyor. Artik kadinliklariyla (cinsellikleriyle) degil, görüs ve yaklasimlariyla, basardiklari islerle varolduklarini kanitlamak istiyorlar. Bütün bunlari görmemiz ve buna uygun yeni yaklasimlar gelistirmemiz gerekiyor.

Burjuvazi de kadinin ekonomik, sosyal ve siyasal yasamda büyüyen rolünün farkindadir. Tüm burjuva partiler``kadini daha aktif siyasete nasil cekebiliriz`` arayisi icerisindeler. Kürdistan`da ise rejim kadinlari kazanmanin yollarini ariyor. GAP Bölge Kalkinma Idaresi Baskanligi tarafindan Cok Amacli Toplum Merkezleri (CATOM) adi altinda 1995`ten bu yana bir calisma baslatilmis bulunuyor. Ilki 1995`te Urfa`da kurulan CATOM`larin amaci ``kadinin evden cikmasini saglamak, bu merkezlere gelerek egitilmesini, meslek edinmesini ve bilgilenmesini gelistirmek`` olarak aciklandi. Rejim bu acik amacla birlikte Kürt kadinini derin asimilasyona ugratarak üzerinde kültürel hegemonya kurmak ve sisteme baglamak istiyor.

Rejim Kürdistan`daki ev kadinlarini kazanmak icin bu ve daha baska bircok somut faaliyeti sürdürürken, Kürdistan devrimcileri, komünistleri ne yapiyorlar, ne yapiyoruz?

Sorunun özü sudur: Sosyalist devrim olmadan kadinin kurtulusu gerceklesemez; kadin kavgaya aktif cekilmeden ve kadinlar özgürlesmeden de devrim ve devrimin zaferi mümkün degildir.

Dogal cevre tahrip ediliyor, tarihi zenginliklerimiz sular altina gömülüyor

Yoldaslar!

Rejim halkimiza karsi yürüttügü savasla ülkemizi adeta yakip yikiyor ve bu halen devam ediyor. Dogal zenginliklerimizin basinda gelen ormanlarimiz yakildi, kesildi, tahrip edildi, yaylalarimiz kullanilmaz hale getirildi. Bunlarin telafisi-özellikle ormanlik alanlarin yenilenmesi-uzmanlarin görüsüne göre en az 30 yil gibi uzun bir süreyi gerektiriyor.

Ülkemizde uzun yillardir devam eden ve daha yeni yeni bilincine vardigimiz dogal ve tarihi degerlerin tahribi söz konusudur. Önce Keban, ardindan Karakaya derken, Atatürk Baraji ve bunlari izleyen irili-ufakli cok sayida baraj yapildi, yapiliyor, Keban ve Karakaya belirli dogal zenginliklerimizi, zengin üretim alanlarimizi ve kim bilir gecmis tarihe taniklik eden hangi degerlerimizi sular altina gömdü? Atatürk Baraji birkac bin yillik gecmisi bulunan Samsat ilcesini sular altina gömdü ve yakinda antik ilcemiz Hasankeyf de barajla birlikte göz göre göre yok edilecek. Bir digeri 2000 yilinda Birecik Baraji`nin su almasiyla birlikte yine sular altinda kalacak olan ve kurulusu Asur, Hitit uygarliklarina dayanan Urfa`nin Halfeti ilcesidir. Daha nice köy, kasaba sular altinda kaldi, kalacak.

Itiraf edelim ki; bütün bunlar olup biterken ne bizim ne de genelde Kürt solunun dogru dürüst bir calismasi, incelemesi ve de politik tutumu olmamistir. Bu talana karsi toplumda sözü edilir bir propaganda sürdürülememis, ülke ve uluslararasi kamuoyuna sorun ulastirilamamistir.

Yoldaslar!

Kürdistan`da kapitalist sanayilesmenin yol actigi cevre kirliligi sorunumuz da artik var ve giderek büyüyecek. Bugün sanayilesmenin yol actigi kirlilik cok belirgin hale gelmis degil, ama belirgin hale gelecegi günler pek de uzak görünmüyor. Emperyalist Kuzey artik bizim gibi ülkelere sanayilesme misyonu bictigine göre, kapitalist sanayilesmeye özgü cevre kirliligi de bu topraklarda gündeme gelecek.

Ülkemizde cevre kirliligi ve ekolojik dengenin bozulmasiyla ilgili olarak barajlarin, özellikle sulama amacli barajlarin rolü ciddi olarak sorgulaniyor. Bilim adamlari, soruna duyarli aydinlar ve yazarlar, GAPìn bir nimetten cok uzun vadede bölgeye bir felaket getirecegi görüsünü dile getiriyorlar. Fakat Coban Sülü`nün piyasa ve dünyada giderek demode olan sanayilesme felsefesinin Türkiye`de ortaligi sarip sarmaladigi günümüzde aydinlarin, bilim adamlarinin söylediklerini pek de duyan yok.

Firatìn suyunun Harranà tasinmasiyla birlikte toprak dogal olmayan yöntemlerle suya kavusuyor. Toprakta verim artiyor ancak, buna dogal yapisi hazir olmayan ve bilimsel yöntemlerden uzak isleyise maruz kalan topragin ömrü kisaliyor. Bilim adamlari, erken tuzlanma ve coraklanmanin gündeme gelecigini dile getirdiler. Fakat belirtigimiz gibi, bunu kaale alan kimse olmadi. Daha su bölgeye tamamiyla verilmedigi halde, barajlar bölge ikliminde degisiklige yol acti bile. Basta baglar olmak üzere bazi meyve ve sebzelerde beklenmedik hastaliklar türedi, insan sagligi yönünden yeni sorunlar olustu ve teshis konulamamis hastaliklara rastlandi.

Yoldaslar!

Coban Sülü`nün felsefesiyle yola koyulan Türkiye burjuvazisinin tek amaci kisa sürede sermaye birikimidir. Ülkenin ekolojik dengesi bozuluyormus, yeralti ve yerüstü zenginlik kaynaklarinin geriye dönüsü olmayan tahribi gerceklesiyormus, bu ve buna benzer sorunlar köse dönmeci zihniyete sahip olan burjuvazi ve rejimini pek de ilgilendirmiyor.

Ülkemizde kapitalist sanayilesme adina ekolojik dengeyi altüst edecek adimlar atiliyor; sanayilesmenin yol acacagi cevre kirliligi giderek sorun haline geliyor, barajlar tarihe taniklik eden degerlerimizi, yapitlarimizi sular altina gömüyor...Tüm bu yasananlar karsisinda bundan böyle sessiz kalmayacagiz, kalmamaliyiz. Öncelikle sorun hakkinda parti yapisini duyarli hale getirelim, sözlü ve yazili propaganda ile kamuoyunu duyarli kilalim ve pratik mücadele gelistirelim.

Ancak, cevrenin kirletilmesine karsi cikan, dogal güzellikleri, degerleri koruma adina propaganda yapan bir taraftarimiz ya da kadromuz, elinde balta ile dikili agaca saldiran bir köylüyü bilincle ikna ederek caydiramazsa, caddede yürürken yolun ortasina tükürürse, cöpünü ya da pet sisesini arabanin camindan yolun ortasina firlatirsa, inandirici olamaz ve sürdürecegi propaganda bosa gider.

POLITIK VE ÖRGÜTSEL SORUNLARIMIZ

Yoldaslar!

III. Kongre`nin üzerinden 7 yil gibi uzun bir zaman gecti. Tüzükte, Parti Genel Kongresi ``kural olarak üç yilda bir toplanir`` seklinde belirtiyor. Gündeme gelebilebilecek muhtemel gecikmeler nedeniyle de tüzük Merkezi Komitesi`ne belirli bir esneme payi birakarak, ``iki kongre arasi bes yili gecmemek kaydiyla parti genel kongresinin zamanini tespit eder, gerekli hazirliklar yapar`` diyor ve MK`nin kongre zamaniyla ilgili hareket sinirlarini belirliyor. Ancak bildiginiz gibi MK, tüzügün kendisine tanidigi hareket sinirlarini asmistir. Kongrenin tüzügümüzün öngördügü zaman dilimi icerisinde gerceklestirilememis olmasinin asil sorumlusu elbette MK`dir. MK`nin kongreyi geciktirmesinde kendine göre sebepleri, hakli nedenleri olabilir, ama bunlar yine de MK`nin sorumlulugunu hafifletmez. MK kongreyi geciktirirken, tabandan gelen ``Kongre neden zamaninda yapilmiyor?`` türünden ciddi bir baskiyi yasamadigini da belirtelim.

Program sorunu

Yoldaslar!

IV. Parti Kongresi`nin ana gündeminde programin yenilenmesi vardi. Bu gündem III. Kongre`den beri saptanmisti.Cünkü III. Kongre`nin gerceklestigi 1990 yili sonunda sosyalist sistemin yikilmasi gibi büyük altüst oluslarin gerceklestigi bir sürec yasaniyordu. Özgülümüzde ise ülkede yükselen ulusal özgürlük dalgasi, diger yandan KKP olarak TKEP`ten ayrilma karari, cezaevlerinden yeni cikmis kadrolar ve daha bir dizi sorunlarla yüz yüze geldik. Kimi süreç ve olgular daha tamamlanmamis, sekillenmemisti. Dolayisiyla bunlar karsisinda komünistler olarak kisa sürede netlesmemiz beklenemezdi. Bu nedenle III. Kongre programla ilgili pek bir degisime gitmedi, gidemezdi de . Ufak tefek degisikliklerle birlikte programin kökten yenilenmesini IV. Kongre`ye biraktik.

Yoldaslar!

1990`li yillarin baslarinda sosyalist sistemin yikilmasiyla birlikte, Marksizm-Leninizmìn evrensel dogrularinin disinda sosyalizmle ilgili her sey tartismali hale geldi. Ayrica dünya çapinda tarihi bir evre olarak ulusal bagimsizlik mücadelelerinin sona erdigine iliskin güçlü veriler ortaya cikmisti. Kapitalist üretimin teknik yapisinda ve uluslararasi emek sürecinde yine belli degisimler yasaniyordu. Tüm bu olup bitenlere iliskin yeni bir ideolojik, teorik üretime ve bu üretime dayali yeni politikalara, yeni duruslara ihtiyaç vardi. Bunlari içerecek yeni bir programla yeni yanitlarimiz olmak zorundaydi. Dolayisiyla zamana ihtiyacimiz vardi.

Yoldaslar!

Gerek teorik üretimimiz, gerekse pratik, politik faaliyetimizin dogrudan ürünü olabilecek bir programin altyapisinin hazirlanmasi ve önemlisi bunun parti kamuoyu tarafindan sindirilmesi ``haydi`` deyince gerceklestirilecek ya da atilacak bir adim degildi. Yeni bir programi üretebilmemiz için her bakimdan yeni ideolojik, teorik üretim zorunlu bir görev olarak önümüzde duruyordu. Bu bakimdan III.Kongre`den bu yana sancili bir ideolojik üretim ve de iç mücadele süreci geçirdik. Hem kendi içimizde tartismak, hem de politik mücadelede birlikte yürümeyi basarmak, bizim gibi genç bir parti için oldukça zordu. Bu zorlu görevi basardik mi, basaramadik mi? Bu konuda kongre iradesi elbette bir tutum alacak, ama tüm sancilara, sorunlara ragmen, 21. Yüzyilà girerken dünyamizda, bölgemizde ve ülkemizdeki degisimlere, yeni süreç ve olgulara yanitlari içeren bir programi üretebilecek düzeye geldigimizi söyleyebiliriz. Kongremiz hazirlanan taslaklardan hareketle, yeni yüzyilda partinin politikasina ve eylemine klavuzluk edecek yeni programa son seklini verecektir.

Yoldaslar!

Yeni programin onaylanmasiyla birlikte, kongreden bu yana yasadigimiz tartismalara artik noktayi koymamiz gerekiyor. Elbette her noktalanan tartisma yeni üretimi ve beraberinde yeni tartismalari gündeme getirecektir. Tam da bunu hedeflemeliyiz. Yani yeni sorunlar üzerinde tartismali ve üretime gitmeliyiz. Son 7 yilin tartismalarini ve bu sürede 8 civarinda kitap, brosür ve süreli yayinlarimizda ifadesini bulan ideolijik-teorik tartismayi artik noktalamaliyiz. Hepimiz ayri ayri kendi dogrularimizi dile getirdik; kongre iradesi bu üretim içerisinden yapacagi tercihleri partinin dogrulari haline getirmeli, tercihlerini programda sentezlemeli ve böylelikle süren tartismayi noktalamalidir.

IV. Kongre`nin ardindan tüm enerjimizle yeni programin yasama geçirilmesi ugruna pratik mücadelenin görevlerine asilmaliyiz. Herkes söyleyecek sözünü ve dogrularini dile getirdi. simdi sira hepimizin ortak dogrulari haline gelecek program ve kogre kararlari dogrultusunda kararli bir mücadeleyi sürdürmeye geldi. Kongrenin onayladigi program kimimizin az, kimimizin fazla dogrularini içeriyor olabilir.Ama programda ifadesini bulacak dogrular artik hepimizin, yani partinin dogrularidir.

Program degisikligine iliskin burada ayrica birseyler söylemeye gerek yok. Hazirlanmis ve önceden parti yapisina iletilmis iki ayri taslak bulunuyor. Söz konusu degisiklikleri taslaklar içermektedir.

Programi kongre sonrasinda tüm faaliyetimizin politik rehberi haline getiremezsek, program üzerine sürdürdügümüz bunca zahmetli çalisma bosa gitmis olacaktir.

Geçmiste yasandigi gibi kongreden sonra programi bir kenara birakarak politik mücadeleyi yürütmeye kalkarsak, yol alamayacagimizi bilmeliyiz. Her parti organi, her kadro ve üye sürdürdügü politik mücadelenin programla bagini kurmali be baska bir ifadeyle, programi politik yasam içerisinde yasama geçirebilmelidirler. Programin ve tespitlerinin, hedeflerinin sicak mücadele içerisinde sinanmasini ancak böyle basarabiliriz.

Programla ilgili can alici bir diger sorun, kongreden sonra programin genis isçi ve emekçi yiginlar içerisinde tartisilmasinisaglamaktir. Fakat parti yapisi programi kendi içerisinde tartisip kavrayamazsa, isçi, emekçi yiginlarimiz ve aydinlar arasinda tartisilmasini basaramaz. Programa disimizdan gelebilecek elestirilere gögüs geremez. Bu nedenle kongre sonrasinda parti yapisi öncelikle kendi içerisinde programin kavranip, kavratilmasina dönük olarak sistemli toplantilar gerçeklestirmelidir.

Programin isci, köylü, gençlik ve kadinlar içerisinde politik duyarliliga sahip olan herkese ulastirilmasi, partililerin önündeki somut diger bir görevdir.

Örgütsel yapimiz, yönelisler

Yoldaslar!

Partinin gelecegi açisindan can alici diger bir sorunumuza geliyoruz. Bütün çiplakligiyla ve ayrintilariyla bu sorunu tartismaliyiz. Kongrenin ele almasi gereken bu temel sorun hakkinda, örgüt, örgütlenme ve pratik faaliyetimiz üzerinde tüm delege yapisi açiklikla ve cesaretle durmali, Herkes sözünü hiç ama hiç sakinmadan konusmalidir. Burada ``yapacagiz``, ``edecegiz`` türünden gelecege dönük beyanlardan önce, neden, niçin yapmadiklarinin muhasebesi yapilarak hesap verme sorumluluguyla davranilmalidir.

III. Kongre`den hemen sonra toplanan MK, kongre karar ve yönelislerinden hareketle, politik ve örgütsel çalisma programi belirledi ve somut görevler önüne koydu. Öncelikle partiyi genis yiginlara tasiyacak, yiginlarla iliski kurmasini saglayacak politik açilimlara ihtiyaç vardi. Kitlesel bir yayinin da destegi ile böyle bir yönelise girildi. Hedef, desifre olmus, yipranmis, yorulmus ve daralmis olan kitle dayanaginin yenilenmesi ve genisletilmesi olarak saptandi. Bu hedefte belirli bir yol katedilmeden, yasadisi parti yapisinin, özellikle tabanin (hücreler, alt komiteler vb.) örülmesinde acele edilmeyecekti. Yasadisi partinin kitle dayanaklarinda belli bir genisleme, yenilenme basarilmadan eski iliskiler üzerinde hücre ve organlarin örülmesi hem ilerletici olamayacakti hem de polis darbelerine erken davetiye çikarilmis olurdu.

MK`nin yönelisleri dogruydu, ancak dogru olarak saptananin pratikte basariyla gerçeklestigini söyleyemeyiz. Açik politik mücadelenin belli basli alanlarinda açilimlar yapildi, somut adimlar atildi. Bilinen yayin faaliyeti, açik partideki çalismalar, kadin faaliyetindeki yeni adimlar, canlandirilan gençlik çalismasi ve mali sorunun çözümü yönündeki çabalar...

Tüm bunlar baslangiçta parti yapisinda ve kitle iliskilerinde ciddi bir canlilik yaratti. Ancak bu çok yönlü faaliyete süreklilik kazandiramadik. Giderek bu farkli alanlardaki faaliyetlerimizde pes pese geriye düsüsler yasandi, Neden?

Tüm bu açilimlari kucaklayan ve istikrarli yol almalarini saglayacak olan parti gövdesi baslangiçta zayifti, süreç içerisinde de güçlendirilemedi. Bugün yüz yüze oldugumuz sorunlarin temelinde bu yatiyor. Yasadisi partinin ana gövdesi neden güçlendirilemedi? Bu sorunun yanitini kongremiz ayrintili irdelemelidir.

En basta MK`nin kendi içerisinde bu soruya farkli yanitlar gelmedi. Kimi açikça yasadisi parti örgütlenmesini ve buna dayanilarak gelistirilecek mücadeleyi reddeden yönelise girdi. Ve bu yönelis, son olarak iki MK kadrosunun esasen yasadisi partiyi reddettikleri gerekçesiyle ihraç edilmeleriyle günümüze kadar MK içerisinde varligini sürdürdü. Yasadisi parti yapilanmasini reddeden perspektife sahip olan kadrolarin yasadisi örgüt yaratmalarini beklemek gerçekçi degildir. Ve bu gerçekçi olmayan durum parti yapisinda ve dahasi MK içerisinde yillarca yasandi. Kongre bu soruna kesin bir tutumla noktayi koymalidir. MK`nin bu konudaki sorumlulugunu elbette kongre irdeleyecek ve irdelemelidir. Ayrica ihraç edilen iki MK kadrosuna iliskin MK`nin ilgili karari hakkinda kongremiz baglayici kararini almalidir.

Yoldaslar!

I. Parti Genel Konferansi`nda genel olarak örgütlenme ve özelde yasadisi parti sorunlari tartisildi, yasadisi örgüt yapisinin güçlendirilmesi yönelisi karara baglandi. III.Kongre`den sonra sürdürülen politik mücadele sinirli da olsa yeni bir kitle iliskisi yaratmisti. Partinin etrafinda örgütlü bir güce dönüstürecek belli bir sempatizan kitle olusmustu. Gerek bunlar, gerekse yaratilacak yeni kitle iliskileri içerisinde parti yapisinin örülmesi hedeflendi. Fakat konferanstan bu yana ufak tefek adimlarin disinda, yasadisi parti yapisinin güçlendirilmesi yönünde pek de bir gelisme saglanamadi. Hatta kimi bölgelerde örgütsel olarak dagilmalara neden olan gelismeler yasandi.

Partinin bu duruma düsürülmesinde esas sorumluluk elbette MK`ya aittir. Parti yapisi ise MK`nin barindirdigi zaaflari asabilecek güçten yoksundu. Yasadisi parti söylemini çokça dillendiren kimi yoldaslarimiz da bu yönde somut bir faaliyetten uzak durdular, halen de duruyorlar.

Partimizin örgütlenme alanindaki temel sorunlarinin basinda, tüm pratik, politik ve örgütlenme faaliyetlerini özellikle ülke topraklarinda sürdürecek bir Örgütlenme Bürosu`nun (ÖB) yaratilamayisi gelmektedir. Konferanstan sonra nihayet MK içerisinde ÖB olusturuldu, ancak hiçbir islerlik kazanamadigi, somutta herhangi bir faaliyet üretemedigi için dagitildi ki zaten kendiliginden dagilmisti. ÖB`nin neden islemedigi ve niçin dagildigini MK genelge ile partiye ayrintili olarak iletmisti.

Partinin yüz yüze bulundugu sorunlar dar anlamiyla kendini yasadisi parti yapisinin güçlendirilememesinde açiga vuruyor. Ancak, genis anlamda parti son yillarda politik mücadeleden ve pratik örgütsel faaliyetten giderek koptu. Siyasal gelismeler karsisinda ne yasal ne de yasadisi araçlarla tutum gelistiremez duruma düstük.Ülkemizde, bölgemizde ve dünyadaki gelismeler karsisinda tutum alamiyoruz, politila yapamiyoruz ve pratik mücadele gelistiremiyoruz. Gelisen kitle eylemlerine sinirli sayidaki kadro ve taraftar disinda genis katilim saglayamiyoruz. Tüm bunlardan dolayi, partinin kitle iliskileri genisleyecegine, süreçte tersine daraldi. Kisacasi KKP son yillarda yiginlara dönük siyaset yapamiyor ve bu durum partiyi her gün biraz daha daraltiyor.

Yoldaslar!

``Tarzimiz yok`` diyen, ``Ya yasadisi parti ve silahli mücadele ya da yasal parti ve yasal mücadele`` ikilemini partiye dayatan yaklasimi reddediyoruz. Bu görüsün sahiplerinin bu ikilem altinda yasadisi partinin reddini önerdikleri sir degildir.KKP`nin tarzi var ve gerek III. Kongre, gerekse de konferans belgelerinde partinin tarzi olarak neyin önerildigi oldukça nettir. Yasadisi parti ile açik mesru kitle mücadelesi arasinda bir çeliski yoktur. Partinin örgütsel yapisi yasadisidir, fakat yiginlara dönük mücadelesi mesrudur, açiktir. Yasadisi parti yapisi ile yürünemedigini söyleyenler, basta sendikalar olmak üzere yasal, mesru kurumlar içerisinde gerçekten çalistilar mi? Kent varoslarini sokak, ev ev tarayarak politik propaganda ve örgütlenme faaliyetlerini sürdürdüler mi? Bürokratik zihniyeti asarak yaratici bir irade ile dinamik olarak çalismalara sarildilar mi? Yoksa ense mi büyüttüler?

Biz bu ülkede komünizm davasinin sorumlulugunu üstlendik ve üstelik komünizm davasinin dünyada en sorunlu oldugu bir süreçte komünizm bayragini elimize aldik, yola koyulduk. Bu büyük bir sorumluluktu ve oldukça agir bedellerle ancak yol alinabilirdi. MK ve parti yapisinda bu çapta sorumluluk bilinciyle davranip davranmadigimizi, görevlerimize sarilip sarilmadigimizi herkes kendinden hareketle sorgulamalidir.

Küçük dünyasinda gelecek kaygisi tasiyanlarla bu büyük davanin görev ve sorumluluklari yerine getirilemez.

Konusan ama is yapmayanlarla ve tehlikeyi görünce sivisanlarla bu davada yol alinamaz, alamadik.

Sorunlar karsisinda profesyonelce düsünen ama amatörün yaratici ruhuyla ise sarilamayanlarla sorunlu bir komünist partisi ayaga kaldirilamaz, kaldiramadik.

Olanak ve deger yaratanin az fakat hazir olani tüketenin bol oldugu bir yapi büyüyemez ve hedefleri dogrultusunda ilerleyemez. Klasik deyimiyle partinin olanaklari, degerleri ``benimdir`` diyen ve üzerinde titreyen bir kavrayis yapiya hakim olmadan o yapi gelisip büyüyemez. Ve nihayet, üyesi, kadrosu, dahasi yöneticisi oldugu partiyi devrim partisi olarak kavramayanlar, sevk, heyecan ve güçlü bir irade ile ise sarilamazlar. Sorunlarimizin temelinde bir yaniyla bu yatiyor.

Yoldaslar!

Sik sik tekrarliyoruz: Ideolojik, teorik üretim bakimindan az çok önümüzde görecek düzeye geldik. Bize rehberlik edecek yeni bir program üretebildik. simdi çocuk oyunundaki ``önüm, arkam, sagim, solum sobe`` der misali, ev-bark, çoluk-çocuk, gelecek kaygisi vb. Hepsini bir kenara iterek parti faaliyetinde yola koyulacak bir ekibe (kadroya) ihtiyaç vardir. Örgütsel bakimdan partinin toparlanmasinda ilk adim böyle bir kadro yapisinin yola koyulmasidir.

Ikincisi; partinin örgütsel faaliyeti cografik olarak bir hayli dagilmis durumdadir. Burada bilinçli, planli bir yayilma degil, kendiliginden ve denilebilir ki cani isteyenin istedigi yere gittigi seklinde bir yayilma söz konusudur. Bu durumda, zaten sinirli sayida bulunan kadro yapisiyla genis alana dagilmis örgüt iliskilerini gelistirmek, denetlemek ve yönlendirmek mümkün olmuyor. Dolayisiyla ülkede ve ülkenin de belli alanlarini esas alan merkezilestirilmis, yogunlastirilmis bir politik ve örgürsel faaliyete yönelmeliyiz. Ancak böyle yol alabiliriz. Öncelikle MK ve örgütlenmeden sorumlu olacak olan ÖB ya da kadrolarin faaliyeti, mutlaka ülkenin belli alanlarinda yogunlasmalidir.

Üçüncüsü; basta seçilecek yeni yönetim olmak üzere, partinin tüm yönetim kademesi ve kadro yapisi, görev ve sorumluluklar temelinde partide disiplini hakim kilmalidir. Sorumsuz davranislara, görev kaçkini tutumlara kesinlikle hosgörülü, idare edici davranilmamalidir.

Hedef, militan ve çalisan bir parti yapisi; görev ve sorumluluklarina sahip çikan bir kadro bileseni; bulundugu her alana partiyi tasiyan, partiye alan açan, politik propaganda yürüten ve bu faaliyette taraftar, sempatizan kitle yaratma mücadelesini sürekli kilan parti üye yapisini yaratmaktir.

Dördüncüsü; partiyi olur olmaz ve çogunlukla da sagdan-soldan edindigi bilgilerle elestiri adi altinda karalayanlara karsi kesin bir tutumla tavir alip, partisini savunacak bilinç ve kararlilikta olan üye ve kadro yapisina ihtiyaç vardir. Birçok bölgede sahit oluyoruz, taraftarlarin, hatta üye ve kadrolarin yaninda partiye, parti yönetimine yönelik saçma sapan elestiriler yapiliyor, dedikodu yapiliyor. Partiye yönelik bu saldiri ve dedikodu yapanlara karsi kadromuz, üyemiz öncelikle tutum olarak orada onlari susturmakla yükümlüdür. Ve eger dedikodu yapanlar partili iseler sayet, parti resmiyeti çerçevesinde görüs, elestiri ve önerilerini yapmaya davet ederek disipline edici bir mecraya çekmek dururken; agzi açik ``acaba öyle mi`` ya da ``eee daha neler var`` ruh haliyle dinleyip kuskuya kapilanlar oluyor. Güçlü bir KKP hedefliyorsak, partisini kiskanarak savunacak, degerlerine güvenle sahip çikacak, parti saflarinda gelecek her elestiriyi parti resmiyetine davet edecek üye yapisi yaratilmadan bu hedefe varamayiz.

Besincisi; politik propaganda ve örgütlenme faaliyetini sürdürürken, ``bu ülke, bu halk bizim, sorunlari bizimdir`` diyebilen ve etrafindaki tüm sorunlar, olaylar karsisinda ``bana ne`` seklinde edilgen, pasif tutum ve davranislar yerine müdahaleci, tarafgir, çözümleyici, dinamik tutumlar gelistiren bir politika izlenmelidir.

Altincisi; programimizin acil talepler bölümü esas alinmak kaydiyla, güncel yasamsal sorunlar üzerinde politik propaganda sürdürmeliyiz ve güncel siyasal tutum gelistirmeliyiz. Kisacasi, partiyi kongreyle birlikte günlük olarak siyaset yapar hale getirmeliyiz. Bunun için güncel siyaset yapabilmenin araçlarini zaman geçirmeden yaratmamiz gerekiyor. Bu konudaki pratik hazirliklar aksatilmadan zamaninda mutlaka tamamlanmalidir. Partiye alan açaçak olan güncel siyasetin araçlarini yaratamazsak ve bunlari sürekli kilip gelistiremezsek yol katedemeyiz.

Yedincisi; partinin resmi sözcülügünü üstlenen Yurtdisi Parti Örgütü (YPÖ) ayni duyarlilikla gerek uluslararasi gelismeler ve gerekse ülke ile bölgeye dönük sorunlara iliskin zamaninda tutum almali ve ortak platformlarda partinin temsiline daha fazla önem vermelidir.

Yoldaslar!

YPÖ`nün faaliyeti üzerine söylenecek çok sey var. Ama özetle sunlari belirtmek istiyoruz: III. Kongre`den sonraa olusturulan ve partinin bir nevi cephe gerisi diyebilecegimiz YPÖ yönünde olumlu denebilecek gelismeler saglandi. Basta örgütlü bir yapi düzeyi yakalandi. Özellikle son yurtdisi parti konferansi örgütlü bir düzeyin yakalandigini kanitlayan veriler ortaya koydu. Uluslararasi alanda dünya komünist hareketiyle yaygin denebilecek iliskiler yaratildi. Partimiz bu alanlarda tanitildi, temsil ediliyor. Türkiye ve K. Kürdistanli devrimci yapilar arasindaki güç ve eylem birliklerinde yine gücü oraninda KKP`yi temsil etti ve halen PKDW içerisinde temsil ediyor. Ayrica ülkeye ciddi mali destek sagladi, saglamaya devam ediyor. YPÖ`nün son konferansinda dile getirildigi gibi ``artik parti oldu``lar. Belli degerler yerli yerine oturmaya basliyor, örgütsel yapi kisilere bagli olmaktan çikiyor, yönetim kastlasmadan ve hiçbir sikintiya yol açmadan degisebiliyor. Bu ve benzeri olumlu adimlarin yani sira YPÖ`nün önünde asmasi gereken ciddi sorunlar da var.

Basta yurtdisi parti faaliyeti belirli ülkelerle sinirli kaldi, hedeflenen açilimlar gerçeklestirilemedi. Herkes yerlestigi ülkeyele sinirli bir faaliyet sürdürüyor. Bu haliyle partinin cephe gerisinden çok, bulundugu alana yerlesmis kalici bir kitleye dönüsüyor. Cephe gerisi, cephenin kendisinde herhangi bir nedenle açiga çikan boslugun kendisi tarafindan doldurulmasi demektir. su ana kadar MK`dan ülkedeki faaliyete katilim yönünde somut bir çagri yapilmadi. Fakat böyle bir çagri yapilirsa, mevcut haliyle çagriya olumlu yanitin çok sinirli kalacagi inancindayiz.

Enternasyonal faaliyette yaygin iliskiler kurulabildi. Ancak, her zamanki hastaligimiz bu alanda da nüksediyor; yani kurumlasamadik. Faaliyet daginik düzende sürüyor, uzun soluklu perspektifle kurumlasmaya gidilemedi. Faaliyeti sürdüren yoldaslarimiz bu alanda çekirdekten yetismis kadrolar degil, dil sorunlari devam ediyor. Dolayisiyla kurumlasma çabalarina agirlik verilmeli ve birden fazla dil bilen genç bayan ve erkeklerden olusan bir ekip, enternasyonal faaliyet alaninda çekirdekten yetistirilmek amaciyla belirlenmeli ve deneyimli yoldaslarin denetiminde faaliyete çekilmelidirler.

Yoldaslar!

Yayin faaliyetinde ``bir adim ileri iki adim geri`` seklinde zikzak çizdik. Kongreyle birlikte gerek merkez yayin organi, gerekse diger yayin faaliyetinde baslangiçta olumlu bir çikis yapildi. Aylik, derken haftalik yayinla güncel politika ve propaganda faaliyetinde belli bir düzey yakaladik, Içerik olarak eksikliklerine ragmen bu yayinlar ileriydi ve giderek tabanda istenen, aranan birer yayin haline dönüstüler. Tam da böyle bir düzey yakalamisken, maddi nedenlerle yayina ara verildi. Yayina ara vermede öne çikan neden para olarak gözüküyor. Ancak gerçek nedenin para olmadigini bilmemiz gerekiyor. Politik mücadelede kararli olan bir kadro, ne yapar ne eder, yayinin çikarilmasini maddi nedenlerle aksatmaz. Zaten yayina ara verdigimiz döneme bakildiginda, MK içerisinde sorunlarin büyüdügü, kimi kadrolarin MK`dan ayrildigi ve bu olumsuzluklarin parti yapisina yansimaya basladigi dönemde ayni oldugu görülür.

Diger taraftan yayin faaliyetimiz epey kadro yetistirdi. Fakat bu kadrolarin çogu bugün bizden çok baska alanlarda çalisiyorlar. Yayinda da kurumlasamadik ve bu alanda yetenekli, sorumlu olan yoldaslarimiz yayina kurumlasmasi bilinciyle yaklasmadi, halen de yaklasmiyorlar. Dileriz, yeni seçilecek olan MK bu duruma el koyar, yayinda kurumlasma yönünde somut adimlarin atilmasinin önünü açar. Yayin alaninda bir de aci gerçegimiz var: Yayinin sorumlulari var, ama gerçekte sorumlu olan, oraya sahiplik eden yok. Isteyen istedigi gibi davraniyor. Eger gerçekten oraya sahiplik bilinciyle davranan bir tek yoldasimiz olsaydi, .............. kaybolmazdi. Ve önemlisi partinin binbir türlü emekle gerçeklestirdigi ................. çöpe atilmazdi.

Yeni yayin hazirliklarimiz var ve bunlari konusacagiz. Fakat bu yeni adimin önceki yayin faaliyetimiz gibi hem yari yolda durmamasi hem de kalici bir muhalif kurum haline dönüsmesi için kongre somut öneri ve yaklasimlar üretmelidir. Cünkü yayin alaninda atilacak yeni adimlarin aksamasini ya da kesintiye ugramasinin yaratacagi olumsuzluklari parti kaldiramaz.

Yoldaslar!

Partinin mali yönden sorunlari ciddi olarak devam ediyor. Bu alanda kalici denilebilecek belli adimlar atildi. Ancak yakin vadede partiyi rahatlatmaktan uzak görünüyorlar. Halen mali imkansizliklar hareket alanimizi daraltiyor, kimi projelerin hayata geçirilmesinin baslica engeli olarak gözüküyor. Kisacasi parti, düzenli mali kaynaklara halen kavusabilmis degil. III. Kongre`den sonra hem yurtdisinda hem de ülkede, bizim gerçekligimiz açisindan ciddi denilebilecek mali kaynaklar yaratildi. Fakat hem o anin çok yönlü giderlerinin bogucu baskisi hem de kalici ............ yaklasimindan uzak kavrayisimiz bu alanda saglam adim atmamizi engelledi. Son yillarda bu yönde yönelisler var, ama daha yeni...

Ülkede parti tabanindan mali destek hemen hemen yok denecek kadar zayifladi. Kadro ve üye yapisindan partiye mali destek saglamak bir yana, tersinden merkez, artan oranda mali destek talepleriyle yüz yüze kaliyor. Bir yandan partiye katki, imkan sunanin hemen hemen olmadigi bir durum, diger yandan ``parti bize destek olmali`` seklinde asagidan gelen baskiyla yüz yüzeyiz. Ve tüm bunlarin ötesinde, MK mali yönden kendi içerisinde ya da kendine bagli olarak kurumlasma yaratamadi. Halen kisilerin sorumlulugu çerçevesinde bu alandaki çalisma sürdürülüyor.

Son olarak, III. Kongre`den bu yana gelir ve giderleri içeren mali rapor ekte kongreye sunuluyor.

Yoldaslar!

Cezaevlerinde bugün az sayida da olsa yoldaslarimiz bulunuyor. Bu az sayidaki yoldasla bile düzenli iliski sürdüremiyoruz ve önemlisi ihtiyaçlari konusunda gereki hassasiyeti gösteremiyoruz. Cezaevlerinde yatan her yoldasla, bulundugu bölgedeki parti yapisi tarafindan hem düzenli iliski sürdürülmesi hem de ihtiyaçlarinin karsilanmasi yönünde karar alindi, partiye iletildi. Ancak bu konuda da islerin aksadigini biliyoruz ve bunlari mutlaka asmaliyiz. Ayrica cezaevlerinde binlerce devrimci, yurtsever ve komünist insanimiz yatiyor. Parti yapisi bunlarin sorunlarina giderek duyarsizlasti. Önümüzdeki dönemde bu duyarsizlik asilmali, cezaevlerine yönelik rejimin baskilari, sindirme ve eritme çabalarina karsi cezaevi kitlesiyle dayanisma içerisinde olmaliyiz.

Gençlik ve kadin faaliyetinde III. Kongre`den bu yana yine ``bir ileri iki geri`` zikzaklar yasadik. Zaman zaman bu alanlarda olumlu ve yapida heyecan yaratan adimlar atildi, ama bunlara süreklilik kazandiramadik.

Gençlik faaliyetinde YCKK-GMK`nin olusturulmasiyla birlikte baslangiçta belli bir toparlanma gerçeklestirildi. O zaman gençlik için öne konulan hedef, faaliyetlerin belli bir asamasinda YCKK-GMK`nin öncülügünde gençlik kongresinin toplanmasi ve YCKK`nin kongreyle kurulusunun tamamlanmasi seklindeydi. Bu hedefe varilamadi. Bunun nedenini elbette irdelemeliyiz. GMK faaliyetlerini sürdürürken eski kitle iliskilerinin sinirlarini pek asamadi ve yeni bir gençlik dinamigi yakalayarak faaliyetlerine süreklilik ve zenginlik kazandiramadi. Belli bir asamadan sonra GMK`da büyüyen sorunlar, sikintilar nedeniyle, sonuçta yol alinamaz hale gelindi. Iste bu noktada Parti Merkez Komitesi soruna müdahale ederek GMK`yi feshetti ve gençlik faaliyetlerini geçici olarak bölge parti örgütlerine devretti. Fakat gençlik çalismasinin bölge örgütlerinin sorumluluguna birakilmasiyla birlikte çalismalar ilerlemek bir yana, tersine geriledi ve öyle ki neredeyse tamamen durma noktasina geldi. Parti Merkez Komitesi bu kosularda durumu yeniden degerlendirdi ve YCCK`nin uzun vadede yaratilmasini hedefleyen bir politikayla buna ön gelen bir adim olarak ........... olusumuna gitti. Genis gençlik kesimine ulasabilmek amaciyla ............ adi altinda baslatilan örgütlenme faaliyeti, belirlenen hedefler dogrultusunda pek de yol katedemedi. Biz, Parti Merkez Komitesi olarak, baslatilan ............... çalismasi kalici bir olgu haline getirilmeli ve bu faaliyet sürecinde yaratilacak gençlik kitlesi içerisinde giderek YCKK örgütlülügü dar anlamda yaratilmali diyoruz. Gelismenin belli bir asamasinda da YCKK kongresinin toplanarak, komsomolun kurulusunu gerçeklestirmesini dogru buluyoruz.

Bizim gençlik faaliyetimizin istikrar kazanamamasinda su faktörlerin rol oynadigi inancindayiz: Ülkede gençligin kitlesel mücadelesinde yasanan düsüs ve özellikle üniversitelerde yasanan durgunlugun erkileri; parti yapisinin gençligin mücadelesine duyarsiz davranmasi ve gençlik faaliyetlerinin, dinamizminin, ``parti güvenligini tehlikeye atiyorlar, partiye zarar verecekler`` türünden hakli-haksiz kaygilarla hep frenlenmesi; ve en önemlisi, gençlik mücadelesinde yetkinlesmis, okullardaki mücadele basta olmak üzere mücadelenin önünde yürüyebilecek istikrarli, örgütçü, toparlayici ve militan yönetici kadrolarin faaliyetin basinda bulunmayisi....

Kongre tüm bunlari irdelemeli, yapilanlar ve yapilamayanlari, neden ve sonuçlariyla birlikte açiga çikarmali ve gelecege iliskin yönelisleri belirlemelidir.

Yoldaslar!

Kadin faaliyetinde önce .............. adi altinda kitleye dönük bir çalisma yürütüldü. Bu çalismanin yarattigi iliskilere dayali olarak ülkede ilk kez ............... kuruldu ve bu büyük etki yaratti. Ancak çok geçmeden bu alanda da sorunlar bas gösterdi. Yapinin kendi içerisindeki sorunlari bölge parti örgütünün de sorunlari eklendi ve giderek bu alandaki çalismalar çöktü. Merkez Komitesi gelismeler üzerine bagimsiz kadin faaliyetini geçici olarak durdurdu. Bölgelerdeki parti yapisi içerisinde kadin kadro ve üye yapisi yaratilip güçlendirilmeden, bagimsiz kadin faaliyetinin büyüyemedigini gördük.

Yoldaslar!

Dikkat edilirse, isçi sinifi içerisindeki mücadele, gençlik, kadin, yayin vb. Tüm alanlardaki faaliyetlerde ayni tarihlerde geriye düsüsler yasandi. Cünkü bu dönemde esas olarak partinin örgütlü mücadelesinde geriye düsüslerin yasandigi, sorunlarin açiga vurdugu bir evreye girilmisti. Partideki olumsuzluklar kaçinilmaz olarak tüm boyutlariyla yan faaliyetlerine yansidi.

Yoldaslar!

Son 7 yillik ideolojik, politik ve örgütsel faaliyetimizi genel çizgileriyle içeren MK Politik Raporu`nu sunduk. Kongremize basarilar diliyor, hepinizi KKP Merkez Komitesi adina saygiyla selamliyorum.

KKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri

Mehmet Baran