KKP Programı
yüzyıla girerken, emperyalist-kapitalizm
yerküresini insanlık için giderek yaşanılmaz hale getiriyor.
Emperyalist-kapitalist rejimler tam bir iki yüzlülükle `insan hakları,`
`eşitlik,` `domokrasi` savunuculuğunu yapıyorlar. Ancak, gerçek yaşamda
emperyalist merkezli küreselleşme sürecinde:
Yeryüzünde
zengin Kuzey ile yoksul Güney arasındaki uçurum derinleştiriliyor.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve sınıfsal
sömürü ağırllaştırılıyor. Bölgesel savaslar ile
halklar birbirine kırdırılıyor. Işsizlik çığ
gibi büyüyor. Kapitalist sınıf baskının,
yobazlığın, uyuşturucu ve silah ticaretinin
arkasındaki güç olmaya devam ediyor. Dünyanın kirletilmesi ve
doğal kaynakların bencil sınıf çıkarları
doğrultusunda yağmalanmasi sürüyor.
Emperyalist-kapitalist
sistem, insanlığa yabancılaşıyor ve
aşılması gereken bir sistem olarak tarihsel sonuna hızla
yaklasıyor. Tüm bu çelişkiler ve çatışmalar temelinde dünya
çapında ve tek tek ülkelerde devrim dinamikleri gelişip güçleniyor.
Sınıflı
toplumların ortaya çıkışından bu yana kominizim
insanlığın nihai kurtuluşu olmaya devam ediyor.
KKP,
bugün geçmişten daha güçlü olarak, insanlığın
aydınlık geleceğinin komünizmde olduğuna inanıyor. Bu
uğurda emperyalizme, kapitalizme karşı, dünya kominist
hareketiyle birlikte proletarya enternasyonalizmi temelinde kavgayı
geliştiriyor.
Sermayenin
dünya çapında artan merkezileşmesi, burjuva siyasi güçlerin emek
hareketi karşısındaki irtak tutumları karşısında; KKP dünya
komünist hareketinin proletarya enternasyonalizmi ilkeleri temelinde
sıkı birliğinin yaratılması gereektiğine
inanıyor ve kardeş komünist partileri yeni bir enternasyonalin
yaratılması yönünde adım atmaya çağırıyor.
Ulusumuz,
yerküresinde kendi bağımsız devletini kuramamış ender
uluslardan birisidir. Yüzyıllardır uygulanan kanlı ulusal
baskılar, kültürü, dili ve bir bütün olarak ulusal gelişiminin
engellenmesi halkımızda derin ve önlenemez bir özgürlük istemi
yaratmıştır. Bütün bunların beslediği devrimci ulusal
dinamik; Kuzey Kurdistan proletaryasının önüne, ulusumuzun kendi
özgür ve sosyalist ulusal devletini kurma ve bu uğurda savaşma
görevini koymaktadır.
Öte
yandan halkımızın devrim dinamizmi ülkemiz kapitalizminin
Türkiye kapitalizmi ile olan sıkı ilişkilerinin
yarattığı nesnel gerçeklikler tarafından da belirlenmekte;
dolayısıyla Kürdistan devriminin toplumsal boyutu
çakışmaktadır. Sözkonusu nesnel gerçeklikler Kuzey Kürdistan
işçi sınıfının önüne iktidar hedefinde Türkiye
işçi sınıfıyla birlikte mücadele yürütme görevini de
koymaktadır.
Kuzey Kürdistan`da
emek-sermaye çelişkisi derinleşiyor. Ulusal, sınıfsal ve
diğer tüm çelişkiler emek-sermaye çelişkisi temlinde ve
etrafında biçimleniyor, içerik kazanıyor. Kuzey Kürdistan
proletaryası, TC rejimine karşı ulusal kurtuluş
mücadelesini geliştirirken, aynı süreçte kendi işbirlikçi
burjuvazisine karsşı da sınıf mücadelesi temelinde
sosyalizm uğruna mücadeleyi geliştirmekle yükümlüdür.
Tüm bu
nesnel koşulların Kürdistan komünistleri yönünde öne
çıkardığı tarihsel görev; proletaryayı örgütlemek,
mücadelesinin her biçimine öncülük etmek, devrimin politik ordusunu
güçlendirmek ve ulusal-toplumsal gelişiminin önündeki engelleri
kaldırmaktır.
Mart
1982`de gerçekleştirdiği 1.Kongresi ile kuruluşunu ilan eden
Kuzey Kürdistan proletaryasının politik partisi olarak Kürdistan
Komünist Partisi;
Ezen ve
ezilen ulusların varlığı gerçeği ulusumuzun kendi
ulusal devletini kurma zorunluluğu koşullarında; Türkiye
komünist hareketi ile iktidar hedefinde birbirini tamamlıyan bir politik
yönelimi hedefler.
Ideolijik-kuramsal
üretimde ve politik mücadelesinde Marksizm-Leninizmi rehber edinir.
21. YÜZYILA GİRERKEN DÜNYAMIZ
Serbest
rekabet ve sömürge fetihlerinin sağladığı muazzam maddi
birikim ve ileri boyutlara varan teknik gelişimin, 20. Yüzyılın
başlarında sermayenin yogunlaşması ve merkezileşmesini
tekel düzeyine çıkarmasıyla birlikte kapitalizm, en son ve çürüyen
aşaması olan emperyalizm aşamasına
ulaşmıştır.
Emperyalizm,
tarihte ilk olarak dünyanın bölüşümünü gerçekleştirip, üretici
güçleri sınıflı toplum içerisinde en üst düzeyde
geliştirmiştir. Son süreçte derin bir bunalım içerisine girerek
dünya genelinde toplumsal ilerlemenin en büyük engeli haline gelmiş ve
nesnel bakımdan proletaryanın kurtuluşu için koşulları
olgunlaştırmıştır.
Bunalımın
bir avuç emperyalist devleti dünyayı yeniden bölüşmek üzere kendi
aralarında savaşa sürüklediği bir sırada Rusya
proletaryası, 1917 Ekim Devrimi`yle iktidara el koymuştur. Ekim
Devrimi dünya insanlığının kaderinin ileriye doğru
değişiminde tarihsel bir momenti temsil etmiş;
emperyalist-kapitalizmin ebedi zannedilen egemenliğinde ilk belirleyici
gediği açmiış; böylece emperyalizmin bütün direncine
rağmen, dünya insanlığı kapitalizmden sosyalizme geçiş
çağına girmiştir.
Sovyetler
Birliği, kapitalist ülkelerin işçi sınıfı ve
sömürgesel boyunduruk altındaki halkların ulusal
bağımsızlık mücadelelerinin enternasyonal
dayanışmasıyla emperyalizme, peş peşe darbeler
indirmiştir.
Ikinci
Emperyalist Paylaşım Savaşı`nda Sovyerler Birliği ve
sosyalist hareket, sosyalist blokun kuruluşuna yol açan bir zaferle
çıkmıştır. Asya ve Afrika`daki zincirleme ulusal
kurtuluş devrimleriyle klasik sömürgecilik sistemi çökertilmiştir.
Sosyalist Ülkeler
Komünist
partiler ve sosyalist devletler kendi ve dünya halkları yararına pek
çok olumlu, ilerici atılımlarla çağın gidişine
devrimci etki yaptılar. Fakat 1980`li yılların sonlarına
doğru, SSCB`nin başını çektiği sosyalist blok
sarsılma ve dağılma sürecine girdi. Sovyetler Birliği ile
Doğu Avrupa`daki sosyalist rejimler iç ve dış nedenlerle giderek
yıkıldılar. Eski sosyalist ülkeler, kapitalizme dönüş
çizgisinde yol alıyorlar.
Dünya
devrim sürecinin önemli dinamiklerinden biri olarak sosyalist blok artık
yok. Çin, Küba, Vietnam ve Kuzey Kore gibi halen komünist partilerin iktidarda
olduğu tekil sosyalist ülkeler var. Dünya ölçeğinde sosyalizm ile
emperyalist-kapitalizm arasındaki denge geçici olarak günümüzde
emperyalizm lehine değişmiştir.
21.
yüzyıla girerken tüm dünya sosyalizm uğruna mücadeleler devam ediyor.
Çağımız, 21. Yüzyıla girerken de kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı
özelliğini ve dinamiklerini koruyor. Sosyalist sistemin
dağılmasına rağmen, sosyalizm uğruna mücadele
dinamikleri tüm dünyada gelişip güçleniyor. Rusya`da komünist hareketin
kısa sürede toparlanması da bu yönde olumlu bir gelişmedir.
Bütün
zaaflarına ve sosyalist sistemin yıkılmasına rağmen,
20. Yüzyıla damgasını vuran sosyalizmdir. Ancak kapitalizm ile
nihai hesaplasması 21. Yüzyıla taşınmıştır.
Ulusal Bağımsızlık Mücadeleleri
20. yüzyıl
aynı zamanda Asya, Afrika sömürge halklarının emperyalizme
karşı, ulusal bağımsizlık uğruna ayağa
kalktıkları yüzyil oldu.
Ekim
Devrimi`nin yaktığı özgürlük ve bağımsızlık
kıvılcımı, sosyalist sistemin ve uluslararası
işçi hareketinin sağladığı çok yönlü destek ile sömürge
halkları emperyalist klasik sömürgecilik zincirini parçaladılar.
1970`li
yılların sonlarına gelindiğinde, dünya onlarca yeni genç
bağımsız ulusal devlet kurulmuştur. Ancak bu ulusal
devletlerin sadece birkaçı emperyalizmden ekonomik ve siyasi
bağımsızlığını koruyabildi. Kısa sürede
çoğunluğu yeni sömürgecilik politikaları temelinde emperyalizmin
ekonomik, siyasi bağımlılık ilişkilerinin
girdabına girdiler. Emperyalizm daha başından meta
ihracının yanısıra sermaye ihracıyla girdiği yeni
sömürgecilik ilişkilerini, klasik
sömürgeciliğin çöküşüyle genelleştirerek sistem haline getirdi.
21.
yüzyıla girerken bağımsız ulusal devletlerin
kurulmasını hedefleyen ulusal kurtuluş hareketleri, artık
tarihi evre olarak kapanmıştır. Kürt ulusu ve az sayıda
halkın dışında ulusal bağımsızlık
mücadeleleri dünya capında belirleyici olarak sona erdi. Ulusal
kurtuluş mücadeleleri dünyada yine belirleyici yönüyle anti-emperyalist
bir dinamik olmaktan çıktı.
Sosyalizmin
dünyada emperyalizm karşısında etkili bir denge olmaktan
çıktığı günümüzde; halen devam eden ulusal kurtuluş
hareketlerinin de emperyalizmin ve bölge gericiliğinin etkisi altına
girme tehlikesi her gün biraz daha büyümektedir.
Sosyalizmi
amaçlamayan burjuva demokratik, salt ulusal kurtuluşçu politikalar izleyen
ulusal hareketlerin, son tahlilde çözümü ABD ve diğer
emperyalist-kapitalist güçler ile ilişki aramaları giderek
kaçınılmaz bir süreç olmaktadır. Filistın, Güney Afrika,
Güney Kürdistan ve Kuzey Irlanda`da yaşananlar bunun en yakın canli
örnekleri oldular.
Emperyalizme
ve bölge gericiliğine karşı bağımsız duruşun
teminatı; ulusal kurtuluşa toplumsal kurtuluş (sosyalizm)
perspektifini hàkim kılmaktan geçiyor.
Emperyalis
dünyanın sözde karşılıklı, gerçekte tek yanlı
bağımlılık ilişkileri ile boyunduruk altına
aldığı çeşitli derecelerde geri kalmış ezilen
halklar dünyası sistemin çelişkilerinin en şiddetli yüze
vurduğu alan durumundadır. Emperyalizmin ihraç ettiği çevre
sorunları, kitlesel açlık, salgın hastalıklar
pençesindedirler, kültürleri emperyalist kültür istilası
altındadır, teknolojileri emperyalizmin tranfser ettiği demode
teknolojiler durumundadır.
Emperyalizm
adeta uluslararası bir kast sistemi oluşturmuştur. Piramidin
tepesinde duran bir avuç haydutun yükünün önemli bir kesimini tabandaki ezilen
halklar cekmektedir. En altta ise Kürt halkı gibi henüz ulusal devletini
kuramamış halklar mevcuttur.
Basta
Avrupa kıtasında olmak üzere, ulus devleti giderek ekonomik, siyasal
ve kültürel merkezileşmenin odağı olmaktan çıkıyor.
Merkezileşme uluslarüstü kurumlar etrafında şekilleniyor. Bu
süreç oldukça uzun yılları alacaktır.
Ulus
devletinin sınırları çatırdadıkça ve
merkezileşmenin karşı kutbu olarak güçlenen yerelleşmenin
bir ürünü olarak kültürel ve sosyal farklılıklar temelinde yeni
ırkçı milliyetçi dinamikler oluşuyor. Bunlar, ulusal
kurtuluşçu veya yurtsever hareketler olarak algılanamaz.
KKP;
Asya, Afrika, Orta ve Güney Amerika halklarının amperyalizme
karşı toplumsal kurtuluşlarının gündemde olduğuna
inanıyor. İşçi, emekçi halklar, kendi ülkesinde kapitalizme
karşı mücadele etmeden, emperyalizme karşı toplumsal
kurtuluşu gerçeklestiremez. Çünkü halkların gerçek kurtuluşu,
toplumsal kurtuluş olarak sosyalizmle gerçekleşebilir.
İşçi Sınıfı
Dünya
devrim sürecinin en kapsamlı ve en temel dinamiği dün olduğu
gibi, bugün de işçi sınıfıdır. Emek ile sermaye
çelişkisinden beslenerek gelişen bu dinamiğin nesnel temelleri,
dünyanın en ücra köşesinde bile güçlenmektedir.
Işçi
sınıfının mücadelesi ve devrimci kavga 1970`li
yılların sonlarına doğru giderek durgunluk ve gerileme
sürecine girmiştir. Bu süreç halen tam olarak
aşılamamıştır. Yaşanan durgunlukta, komünist
hareketin idolojik-teorik durağanlığının payı da
vardır. Her zaman işçi sınıfı mücadelesi ile komünist
hareket karşılıklı olarak birbirini etkilemişlerdir.
Günümüzde
başta emperyalist ülkelerde olmak üzere giderek tüm kapitalist ülkelerde
sermaye, kapitalist üretimin teknik yapısında gerçekleştirmeye
yöneldigi esneklikle, işçi sınıfı çok yönlü
saldırılara maruz kalmaktadır. Bunalımdan
çıkış arayışlarını sürdüren sermaye,
teknolojik gelişmeleri de arkasına alarak, işçi
sınıfını tam anlamıyla çapraz ateş altına
almaya yönelmiştir.
Sermayenin,
üretim sürecinde aşılması gereken `katılıklar` olarak
gördüğü istihdam, çalışma, ücret koşulları
vb.esneklestirmesiyle; işçi sınıfının başta
sendika, grev ve toplu sözleşme olmak üzere 200 yıllık süreçte,
kanlı kavgalar pahasına elde ettiği kazanımlar ortadan kaldırılmak
isteniyor.
Ulusal
bağımsızlık mücadelelerinin belirleyici olarak sona ermesi
ve kapitalizmin Asya, Afrika alanında da derinlemesine gelişme
göstermesiyle, buralarda da emek-sermaye çelişkisi temelindeki
sınıf kavgasının daha yaygın ve daha çıplak
gelişeceğini gösteriyor.
Ayrıca,
sermayenin yöneldiği esnek uzmanlığa dayalı emek süreçleri,
hedeflenenin aksine sermayenin çeliskilerini hem derinleştiriyor hem de
tabanını genişletiyor. Esnek uzmanlığa dayalı
emek süreçleri, bağrında karsı dinamikleri
barındırıyor, güçlendiriyor.Üretken emek bileşeni
genişliyor ve toplam emek içerisinde entellektüel emek oranı büyüyor.
Bugünün
dünyası bir çok düzlemde karşıt kutuplara bölünmüş
sancılı, kanayan bir dünyadır. Birinci ve temel
karşıtlık emek ile sermaye arasındadır. Bu
karşıtlık ulusal ve uluslararası düzeylerde gittikçe
şiddetlenmektedir. Herhangi bir ülke işçi
sınıfının mücadelesi, artık ``kendi burjuvazisi ile``
bir mücadele olmaktan çıkıp, uluslararası tekellere
karşı bir mücadele haline bürünmek durumunda kalacaktır. Uluslararasi
sermaye, sermayenin işleyişi açısından ülke sınırlarını
biçimsel hale getirmektedir.
İşçi
sınıfı ve komünist hareketin bir süreden beri
yasadığı duraganlığın
aşılacağı yönünde gelişmeler yaşanıyor.
Sermayenin artan saldırılarına, İşçi
sınıfından yer yer sert yanıtlar geliyor.
Yeni Toplumsal Hareketler,
İşçi Sınıfının Alternatifi Değil,
Müttefikidir
Kapitalist tüketim
toplumunun doğal kaynakları fiziksel sınırlarına
doğru hızla tüketmesi; çevre kirliliğini ve tahribini
doruğa çıkartması, insan hakları ihlallerinin artması,
özgürlüklerin kısıtanması, kadınlara yönelik cinsiyet
ayrımı ve baskıların devam etmesi... Tüm bunlar
yaşanırken, İşçi sınıfı ve komünist hareket
bu sorunlara ilişkin kapsayıcı politikalarla dinamik bir mücadele
geliştirememiştir.
Yeşilciler,
insan hakları, barış ve kadın hakları savunucuları,
savaş karşıtları.... olarak Yeni Toplumsal Hareketler (YTH)
dünyanın her yerinde gelişip-güçlenmeye basladilar.
Kapitalizmin
kendisine karşı değil de, daha çok sonuçlarına
karşı mücadele eden YTH, işçi sınıfının
alternatifi değil müttefikleridir. Kapitalizm koşullarında
işçi sınıfi yerine devrimci dinamigi ve toplumsal muhalefeti
temsil edebilecek başka bir sınıf ya da katman yoktur.
Değişimin temel dinamigi işci sınıfidir.
Komünist
hareket, hem YTH ile ittifaklar geliştirmeli hem de YTH`yi besleyen,
motive eden sorunları da içeren politik bir perspektifle
yığınlara gidebilmelidir.
Emperyalist Merkezli Küresellesmeye Hayır!
Kapitalizm
dünya capında egemen bir sistem haline geldi. Ancak bu kapitalist
egemenlik farklı kıta ve ülkelerde farklı düzeylerde
gelişme gösterdi.
Emperyalist
merkezli kapitalist gelişme, dünyanın diger bölgelerinde (Güney
yarım küresinde) hep emperyalizmin çıkarlarını merkezine
alan ve ihtiyaclarına bağımlı bir çizgide
geliştirildi, geliştiriliyor.
Sermayenin,
kapitalizmi bir dünya sistemi haline getirmesi, son yıllarda
hızlandırılan emperyalist merkezli küreselleşmeye
(entegrasyon) uyğun nesnel ortamı oluşturuyor.
Bilim
ve teknoloji tekelini ellerinde tutan emperyalist Kuzey, dün kendisi
sanayileşirken, Asya, Afrika, Orta ve Güney Amerika ülkelerini, tarım
toplumları olarak kalmaya zorlamaktaydı. Günümüzde kendisi `sanayi
ötesi`yönelişlere girerken, yoksul Güney ülkelerine ise sanayileşmeyi
öngörüyor.
Emperyalist
sermaye küreselleşme adı altında dünyayı yeniden fethetmeye
yönelirken, `sanayi taşıma hareketi` politikasıyla
bunalımın ağır yükünü, gelişmemiş ülkelere
yüklemeyi ve önemlisi cevreyi kirleten üretim birimlerinin
taşınmasıyla buraları kapitalizmin çöplüğüne
dönüştürmeyi hedefliyor.
Giderek
hızlandırılan bir tempo ile gercekleştirilen `sanayi
taşıma`, emperyalist meropollerle yeni sömürgecilik ağı
ecerisindeki ülkeler arası ilişkileri de daha dolaysız hale
getiriyor.
Bu
gelişme, geri kalmış ülkelerdeki bunlim ve
istikrarsizlığın dolaysız bir şekilde, emperyalist
ülkelerede yansımasının zeminlerini güclendiriyor.
Emperyalist
sermayenin egemenliginde gelişen küreselleşme; bir yandan yeni
sömürgecilik ağı ıle bağımlı hale getirilen tüm
ülkelerde yerelliği, yerel maddi ve manevi zenginliği eritıyor,
yok ediyor, coraklaştırıyor. Diğer yandan maddi üretimi,
emperyalist finans sisteminin baskısı altına alarak dünya
halkları üzerindeki sömürüyü ağırlaştırıyor.
Tüm
bunlarla emperyalist merkezli küreselleşme, Asya, Afrika ve Latin Amerika
halklarının ilerlemesinin başlıca engelidir. Cözüm,
emperyalist kapitalizmden köklü kopuşu gercekleştirecek olan
toplumsal devrimlerdedir.
Sermayenin
merkezileşmesinin (küreselleşmesinin) diğer bir boyutu;
öncelikle kıtasal/bölgesel bloklaşmalar etrafında yoğunluk
kazanmasıdırl. Avrupa (AT), Kuzey Amerika (NAFTA) ve Uzakdoğu
(APEC) olarak, bu üc odak etrafında entegrasyon derinleşiyor.
Emperyalizm
ve eşitsiz gelişme, günümüz dünyasının kavranmasında
yine anahtar cözümlemelerdir. Sermayenin yoğunlaşması ve
kapitalist eşitsiz gelişme yasası ABD, Batı Avrupa ve
Japonya gibi emperyalist merkezler arasındaki güç dengelerinin kaymasinin
zeminlerini de güclendirmektedir. Ayrica Rusya ve Cin de dünya çapında güc
olma ve dengeleri sarsma potansiyellerini taşıyorlar.
Emperyalist
güc odaklarının çıkar çatışması, birbirini
etkisizlestirmeye yönelmeleri ve süper güç olma kavgası, emperyalist
sistemin bunalımını derinleştiren bir diğer faktördür.
Emperyalistler arası hakimiyet kavgasının
yarattığı ve yaratacağı çelişkiler, ciddi depresyonlara
yol açmadan çözümlenemez.
Kapitalizm, Doğa ve Insan
Kapitalizmin,
doğa ve insan kişiliğinin üzerindeki yıkıcı
karekteri işlemeye devam ediyor.
Meta ideolojisi ve
sınırsız kàr hırsı ile `tüketim toplumu` tüm
hızıyla geliştiriliyor. Sermaye, teknolojinin
sağladığı imkanlarla, doğadaki tüm maddi
değerleri (kaynakları) meta haline dönüştürerek piyasaya
sürüyor. Amaç, insan değil daha fazla kàr!
Mülkiyetin
ve paranın tanrı katına çıkartarak yüceltildiği
kapitalist toplum, tüm yönleriyle insan kişiliğinin ve manevi
değerlerinin özgürce gelişip güçlenmesinin başlıca engeli
halini alıyor. Insani değerlere yabancılaşan meta merkezli
kapitalist toplum, insan kişiliğini yıpratıyor.
Bu
koşullarda doğanın korunması ve insanın çok yönlü
yaratıcı kişiliğinin geliştirilmesi, kapitalizme
karşı mücadelede giderek önem kazanıyor.
Komümistler;
gelecek kuşaklara yaşanılır bir dünya bırakabilmek
amacıyla, ekolojist bir kapsayıcılıkla perspektifle
yığınlara gitmelidirler.
Emperyalizme Kapitalizme Karşı Mücadele
Her Alanda Sürüyor
Emperyalist-kapitalist
sistem, ekonomik, sosyal ve siyasal yapısıyla yozlaşıyor,
çürüyor, bunalımı ağırlaşıyor. Burjuva temsili
sistem ve onun kurumları, rüşvet dolandırıcılık
ve siyasal entrikalarla yığınların nezdinde güven kaybına
uğradılar. Bu güven erozyonu devam ediyor.
Geniş
halk yığınları, yıllardır uygulanan
kalıplaşmış burjuva siyasetten giderek soğuyor.
Temsili kurumların seçimine ilgi ve katılım giderek
azalıyor.
Sistemin bütün
çelişkileri günden güne şiddetlenmektedir. Bunlar daha bugünden
ekonomik krizlere, sosyal patlamalara ve savaşlara yol açmaktadır.
Bütün alanlarda kıyasıya rekabet eden emperyalistler arasında
``eşitsiz gelişim kanunu`` çerçevesinde meydana gelen güç oynamaları
ve kamplaşmalar dünyamızın geleceğini tehlikeye
atmaktadır.
Bütün
çağdışı nitelikleriyle, emperyalist kapitalist sistem dünya
üzerinda egemenliğini sürdürmeye çalışırken, kendisini
yıkacak sınıfsal, ulusal-toplumsal ve demokratik dinamikleri de
beraberede güçlendiriyor. Bu dinamiklere dayalı olarak her alanda
emperyalizme ve kapitalizme karşı kavga gelişiyor, güçleniyor.
Emperyalist-kapitalist
sistemin yıkılması uğruna sürdürülen kavgada, kapitalist
ülkeler işçi sınıfıyla, ulusal-toplumsal kurtuluş
mücadeleleriyle ve sosyalist ülkelerle sıkı enternasyonal
ilişkilere ve eylemsel dayanışmaya girilmelidir.
Bölgemiz ülkelerinden
birinde gerçekleşecek devrimin zincirlemesine bögenin diğer
ülkelerinde de zafere götürülebilmesi amacıyla bölgemiz komünist ve
devrimci, ilerici güçleriyle bölge çapında devrimin geliştirilmesi
perspektifiyle enternasyonal mücadele geliştirilmelidir. KKP, bu amaçla
bölge komünist hareketini ortak davranmaya çağırır.
KÜRDISTANÀ GENEL BAKIŞ
Halkımız,
kendine özgü ekonomik, sosyal değerleriyle çeşitli tarihlerde kurduğu
devletler ve komşu halklarla girdiği çok yönlü ilişkilerle
MEZOPOTAMYA UYGARLIĞI`nın oluşumunda önemli rol
oynamıştır.
Kürdistanìn sahip
olduğu zenginlik kaynakları, topraklarından geçen ticaret
yolları ve bölgedeki coğrafik konumuyla dönemin büyük
imparatorluklarının ilgisini çekmiştir. Bu yüzden ülkemiz,
başta Arap-Islam ordularının saldırıları olmak
üzere çeşitli devletlerin saldırılarına maruz
kalmış ve egemenlikleri altına girmiştir.
Kürdistanìn fiili
bölünüşü, Osmanlı ve Iran Imparatorlukları arasında süren
rekabetin 1639`da Kaşr-i Şirin`de anlaşmaya
bağlanmasıyla birlikte tarihte ilk kez resmileşmiştir.
Ülkemizin
yüzyıllar boyunca yabancı istilalara uğraması, Osmanlı
ve Iran Imparatorlukları arasında egemenlik kurma mücadelesine sahne
olması, denetimin, aşiret reisleri, şeyh ve feodal beylere
tanınan mahalli yetkilerle ve dolaylı sürdürülmesi, yerel yönetimler
ile yabancı baskının, yabancı baskılar ile yerel
yönetimlerin sömürü ve talanının maskelenmesi, sömürgecilerle
aynı dinden olması, tüm bunlar ekonomik ve toplumsal gelişimin
önündeki başlıca engeller olmuştur.
Osmanlı
Imparatorluğu`nun çöküşünden sonra doğan elverişli
koşullarda, Kürt ulusunun bağımsızlık için
başvurduğu yerel ayaklanmalar, birinci emperyalist savaş
sırasında Osmanlı topraklarını (bu arada Kürdistanì
da) paylaşan Ingiliz, Fransız ve Çarlık Rusyası`nın
saldırıları karşısında ezilmiştir. 1917 Ekim
Devrimi ile birlikte Çarlık dağılmış, Kürdistan
üzerindeki işgali kendiliğinden sona ermiştir.
Ancak Ingilizler
işgal ettikleri bugünkü Irak topraklarına Güney Kürdistanì,
Fransızlar işgal ettiği bugünkü Suriye topraklarına
Kürdistanìn iki bölgesini dahil etmişlerdir. Türk ulusal kurtuluş
mücadelesinin başarıya ulaşmasının ardından,
1923`te yapılan Lozan anlaşmasıyla Kürdistanìn önemli bir
kısmı (Kuzey Kürdistan) yeni kurulup resmen tanınan TC
devletinin sınırları içerisinde
burakılmıştır. Böylece daha önce ikiye bölünmüş olan
ülkemiz bu kez dörde bölünmüştür.
Ulusumuz bu oldu-bitti
karşısında Mehabad Cumhuriyeti`nin kurulduğu yıllara
kadar direnmiştir. Emperyalizmden destek gören işgalci devletler,
yakın işbirliği ve dayanışma içinde Kürt ulusal
kurtuluş mücadelelerini her defasında
bastırmışlardır.
Kürdistanì işgal
eden devletlerin her biri, egemenliği altına aldığı
Kürdistan parçasıyla, sürecte girdikleri emperyalist ilişkilerden de
aldıkları güçle ekonomik, sosyal entegrasyonu gerçekleştirerek,
Kürdistanìn genel devrim dinamizmini parçalamışlardır. Her bir
parçanın kendi kurtuluşunu sağlamak için, egemen ulus işçi
ve emekçileriyle ortak mücadeleye girmesinin maddi koşulları
oluşmuştur.
Bütün bunlar, Kürt
ulusunun varlığını korumasını, ulusal
bağımsızlığını elde etmesini ve dört
parçanın ulusal birlik istemini yok edememiştir. Kürt ulusunun
haklı tarihsel birlik eğilimi sürmektedir. KKP;
halkımızın ulusal egemenliği altında Kürdistanìn
birliğini savunur ve birliğe giden yolda en az iki parçanın
özgür olması gerektiği bilinciyle davranır.
Her bir parçadaki kurtuluş mücadelesinin
işgalci devletlerin ortak tutum ve eylemleriyle bastırılması
girişimleri, bir parçadaki ulusal direnişin öbür parçalardaki ulusal
kurtuluş ve komünist hareketle sürekli çeliştirilmesi çabaları,
kurtuluş mücadelemizi dünya ve bölge devrim güçleriyle karşı
karşıya getirme çabaları; bütün bunlar, Kürdistan genelinde
komünist, devrimci-demokrat ve yurtsever güçlerin eylem birliğini zorunlu
kılmaktadır.
KKP; emperyalist ve
işgalci devletlerinin tüm bu çaba ve girişimlerini bertaraf etmek,
parçalardan birinde yükselen mücadelenin başarıya
ulaşmasına destek olmak, ulusal kurtuluş hareketimizin bölge ve
dünya devrim güçleriyle uyumunu sağlamak için vargücüyle
çalışır. Bu amaçla Kürdistan genelinde bir DAYANIŞMA
CEPHESI yaratılması için çaba sarfeder.
Küzey Kürdistanìn Sosyo-Ekonomik ve Siyasi Yapısı
Osmanlı Imparatorluğu`nun
çöküşünün ardından üniter bir devlet olarak TC kuruldu. Irkçı,
şöven temellerde kurulan TC devleti, K.Kürdistanìn Osmanlı
dönemindeki sömürge statüsüne son verdi. Osmanlıdan farklı olarak
Kürditanìn ayrı bir ülke olduğu,Kürtlerin ayrı bir ulus/halk
olduğu gerçeği reddedildi. Kürdistanìn ve Kürtlerin
varlığı inkàr edildi. Kapsamlı bir entegrasyona
Kürdistan`da ekonomik, siyasal. Kültürel işgal ve ilhak
derinleştirilerek daha ağır bir konuma dönüştürüldü.
Günümüzde de derinleştiriliyor.
K.Kürdistanìn
üzerindeki egemenliğini sürdürmede salt zor yöntemleriyle yetinmeyen Türk
şöven burjuvazisi, öncelikle Kürt burjuva ve egemen güçlerini, kendisinin
belirleyici olduğu bir uzlaşmaya çekmiştir.Siyasi iktidarda söz
sahibi olma ve ekonomik gelişme olanaklarına kavuşan
Kürdistanlı burjuva ve egemen sınıflar, işbirlikçilik
yolunu seçerek, ulusal mücadeleden çekilmişlerdir.
K.Kürdistanìn ulusal
özgürlük ve egemenlik hakkını zorla gaspeden TC devleti askeri,
siyasi, idari yapısıyla ülkemizde kendi egemenliğini kurarak
ulusal gelişmemizi bütün yönleriyle önlemeye çalışıyor. Bu
nedenle ulusal özgürlük ve egemenlik sorunu, işçi-emekçi
halkımızın en ivedi, en temel sorunu durumundadır.
TC devletinin toplu
katliamlar, sürgünler ve zora dayalı kitlesel göçlerle
oluşturduğu ulusal baskı bütün vahşetiyle sürüyor. Ekonomik
bakımdan bu; Kürdistanìn Türkiye burjuvazisi için bir iç pazar
olması, talan edilmesi ve yıkıma uğratılması;
politik bakımdan, yabancı bir devletin baskısı altında
ulusal egemenlikten yoksun bırakılması; sosyal ve kültürel
bakımdan günümüze kadar yaşayan aşiretçilik, yaygın bir
cehalet, zoraki asimilasyonun yarattığı kültürel gerilik, ulusal
aşağılanma biçiminde kendini göstermektedir.
K.Kürdistan`dan, TC
metropollerine beyin (aydın) göçü devam ediyor.
Aydınlarımız düşüncelerinden dolayı öldürülüyor veya
hapse konuluyor. Anadilde eğitim yasak. Kürt dili ve kültürü, üzerinde
yasaların getirdiği yaşaklar ve polis baskısı
ağırlaşarak sürüyor. Kadınlarımız, ulusal
baskının ağır yükü altında bunaltılıyor.
K.Kürdistan`da Kapitalist Gelişme Hızlandırılıyor
Kapitalist
sanayileşmenin dünya çapında emperyalist merkezlerden
(metropollerden) çevreye(Güney yarım küreye) taşınması,
Güneydoğu Anadolu Projesi`nin (GAP) Türkiye ve uluslararası sermaye
için elverişli koşullar yaratması, TC rejiminin
bilinçli-amaçlı politikalarla kapitalist gelişmeyi K.Kürdistanìn
derinlikleri de dahil her alanınde hızlandırması ve son
olarak izlenen özelleştirme politikası... Bütün bunların
etkisiyle 1990`lı yıllarda K.Kürdistan`da kapitalist sanayileşme
hızlı bir gelişme sürecine girdi. Önümüzdeki kapitalist
gelişme, geçmişten farklı olarak özel sektör eksenlidir.
Kürdistan`da
yaygın olarak geliştirilen kapitalizm ve onun sözde ``serbest piyasa
düzeni``, insanlar arasında soğuk çıkar ilişkilerinden
başka bir şey bırakmıyor. Kişisel yetenekler bir
değişim aracı haline getiriliyor, yaratıcılık
öldürülüyor. Herşey metalaştırılıyor, para herşeyin
biricik ölçüsü haline getiriliyor, kültürel yozlaşma büyüyor.
Tekelci burjuvazinin kitabında
kàr ve çıkardan başka sözcük yoktur. Bu uğurda Kürdistan
yakılıp-yıkılıyor; Kürt halkı kurban ediliyor. Ve
bu savaşın tozu-dumanı altında son derece arsız,
hızlı bir tekelci kapitalist düzen yeni baştan inşaa
ediliyor. Kürdistanìn ekonomik ve sosyal potansiyellerini daha yoğun
kullanmaya ve onu kendi gelişmesinde bir siçrama tahtası olarak
değerlendirmeye tekelci sermaye asıl şimdi başlıyor.
Bu tekelci sermayenin dini, imanı, bayrağı yoktur. Kürt, Türk,
Yahudi vs. Tüm Türkiye sermayesi uluslararası sermayenin ve emperyalizmin
kumandası altında halka ait herşeyi soyma
savaşını birlikte yürütüyor. Bu durum Türkiye ve Kürdistan`da
yaşayan proleterlerin çıkar birliğinin nesnel temellerinden
birini oluşturuyor.
Yükselen hayat
pahalılığı ve sosyal bir felaket haline dönüşen
işsizlik, geniş işçi-emekçi kitleleri her türlü yaşam
güvencesinden yoksun bırakıyor. Kapitalist artı değer
sömürüsünün ağırlaşan boyunduruğu altında, insanlar
her türlü utancın girdabına itiliyorlar.
Ücretli işgücü ve
çalışan emekçi yığınların
yarattığı toplumsal zenginlik, toplumun büyük
çoğunluğunun aleyhine azınlık sınıf olarak
burjuvazinin elinde yoğunlaşıyor. Toplumsal eşitsizlik
büyüyor, sınıflararası gelir düzeyindeki uçurum hızla
derinleşiyor. Bu süreçte, üretimin artan sosyal karakteri ile kapitalist
mülk edinme arasındaki temel çelişki olarak emek-sermaye
çelişkisi derinleşiyor.
Kürt / Kürdistan Burjuvazisi Devrimin Karşısındadır
Kürdistan`da artık
ciddi bir burjuva sınıfı oluşuyor. Kürdistan illerinde
holding düzeyinde örgütlenmiş sermaye gruplarının sayisi az
değildir. Tekelcilik düzeyine tırmanmış Kürdistan
burjuvazisi, Türk şöven burjuvazisiyle girdiği uzlaşma ve
işbirliğini kopmaz bir ekonomik ortaklığa ve çıkar
birliğine dönüştürmüştür. Bu sınıfsal duruşuyla
ulusal değerlerden kopmuş ve ulusal kurtuluş mücadelesinin
karşısında yerini almıştır.
Dahası Kürt
burjuvazisi, TC devletinin Kürdistan`daki temel sivil dayanağı haline
geliyor. Işbirlikçi Kürt burjuvazisi, sınıfsal
çıkarlarının bilinciyle ne yaptığını
biliyor.
Sorun; Kürdistan
komünistlerinin, devrimcilerinin, proletaryanın sınıf
çıkarlarını (kurtuluşunu), işçi-emekçi
halkımız adına genelleştiren bir politik perspektifle,
kendi burjuvazisine karşı mücadeleyi geliştirmesinde
düğümleniyor.
K. Kürdistan`da Emek Ordusu Büyüyor
Teknik gelişim ve
sürekli büyüyen geniş çaplı üretim, küçük üretimi ekarte ediyor.
Üretim araçları kapitalist sınıfın tekelinde
yoğunlaşıyor. Tarımda makinalaşma ve kapitalist
gelişme, köylülüğü parçalamış, toprak ve tarım
burjuvazisi orta ve küçük köylülük ile yoksul/topraksız köylülükle de iç
içe bulunan yaygın bir mevsimlik tarım işçiliği
oluşmuştur. Bu süreç halen devam ediyor. Tarımsal alanda bir
uçta toprak ve tarım burjuvazisi, diğer uçta ise daimi ve geçici (mevsimlik) tarım
işçiliği olarak karşıt sınıf
çıkarlarına sahip sınıflar oluşmuştur.
Tarımda makinalaşmanın açığa vurduğu işgücü
fazlasının bir kısmı kent proletasyasına, diğeri
TC metropollerine ya da işsizliği de yoğun barındıran
mevsimlik işçi saflarına
katılmakta.
Kent ve kasabalardaki
küçük üreticiler de tekelci kapitalist gelişmenin kaçınılmaz
yıkımına uğruyorlar. Böylece, sermayenin gelişimine
bağlı olarak ve sermayeyi büyüttüğü ölçüde iş ve
yaşama hakkı bulabilen proletarynın safları çeşitli
toplum katmanları tarafından sürekli besleniyor.
Tüm bu gelişmelere
son yıllarda hızlandırılan kapitalist sanayileşmenin
ve nesnel olarak proleterleşen beyaz yakalıların Kürdistan`da
ücretli emek ordusunun saflarını genişlettiğini eklemek
gerekiyor. TC rejiminin silah zoruyla Kürdistanìn kasaba ve köylerinde
milyonlarca insanımızı göçe zorlaması işsiz emek
ordusunu olağanüstü büyütmüştür. Bu gelişme azalarak da olsa
devam ediyor.
Kapitalizm,
bunalımının ağır yükünü her defasında işçi
sınıfının omuzuna bindiriyor. Burjuvazi, milyonlarca
sanayi, tarım ve hizmet işçisini, sendikasız, sigortasız,
her türlü sosyal güvenceden yoksun ve ağır işlerde karın
tokluğuna bile denilmeyecek kadar düşük ücretle çalışmaya
mahkum ediyor. Tüm maddi zenginlikleri üreten işçi sınıfı,
ürettikleri ürünlere ve üretim araçlarına yabancı ve makinaların
bir uzantısı haline gelmektedirler.
Kuzey Kürdistan`da
ulusal ve toplumsal devrim, hàkim durumda olan kapitalist üretim temel
çelişkisi olarak emek-sermaye çelişkisi üzerinde yükselmektedir.
Kürdistan işçi-emekçi halkı yalnızca ulusal kurtuluşla
yetinemez. Ulusal ve toplumsal kurtuluşu kopmaz bir bütünlükle
yürütebilecek temel sınıfsal dinamik proletaryadır.
Üretimde, Ücretli Kadın ve Çocuk Emeği Artıyor
Teknolojik gelişme
ve makinalaşma ile birlikte üretimde, ücretli kadın ve çocuk
emeğinin oranı da her geçen gün büyüyor. Kentlerde ve tarlalarda
çalışan ücretli emek ordusu içinde kadın ve çocuk emeğinin
büyüyen oranını çıplak gözle bile görmek mümkündür...
Sermaye; ucuz
dirençsizlik ve örgütsüzlük gibi nedenlerle, üretimde kadın ve çocuk
emeğini kullanmayı tercih ediyor. Ayrıca, yetişkin
emeğinin, daha ucuz ve ağır koşullarla
çalıştırılmasında, kadın ile çocuk emeği
tehdit silahı olarak değerlendiriliyor.
Bütün ağır
sömürü ve çalışma koşullarına rağmen, kapitalist
ücretli emek sistemi, kadınlar açısından feodal kapalı
ekonomik yaşam ve geleneksel aile yaşamına oranla ileri bir
aşamayı temsil ediyor. Kadınlar, ağır koşullar
altında çalıştırılıyor, sömürülüyorlar. Buna
karşılık, kendi kaderlerini köklü değiştirebilme
hedefinde, örgütlenme ve mücadele araçlarına sahip oldular.
Kadınların kurtuluşu devrime bağlı ve devrimini
zaferi, kadınların özgürleşmesine, kavgada aktif yer
almasına bağlıdır.
Doğal Çevre Tahrip Ediliyor, Ekolojik Denge Bozuluyor!
Ulusal özgülük
mücadelesine karşı, TC rejiminin sürdürdüğü savaş, ülkemizi
adeta bir harabeye çevirdi. Ormanlar yakıldı, hayvancılık
yönünden elverişle, zengin su ve otlakları barındıran
yaylalar tahrip edilerek kullanılamaz hale getirildi. Bu yıkım
halen sürüyor. Peşpeşe yapılan barajların her biri,
ülkemizin tarihi ve doğal değerlerinden bir bölümünü yok ediyor.
Iklim değişikliği vb. Sorunlarla ekolojik sorunlar
yaratıyor, insan sağlığını tehlikeye sokan yeni
hastalıklara yol açıyor.
Kürdistan`da ucuz emek
ve hammadde çekiciliğinin de etkisiyle, gelişimi
hızlandırılan plansız ve yağmacı kapitalist
gelişme, ülkemizde yeraltı su kaynaklarının kimyasal
maddelerle kirlenmesi başta gelmek üzere, sanayi kirliliğini
ğiderek büyüyen bir tehlike haline getiriyor.
Türkiye Kesiminde Yaşayan Kürtler
1978`den beri
aralıksız olarak sıkıyönetim, faşist cunta, özel
savaş ve olağanüstü hal idareleriyle yönetilen Kürdistan`da TC
devleti terör ve katliamlarla Kürt çoğunluğu dayalı nüfus
bileşimini değiştirme doğrultusunda bilincli politikalar izliyor. Milyonlarca
Kürt emekçisi Türkiye metropollerine akıyor. Uzun yıllar boyunca
baskılar ve ekonimik zorluklar nedeniyle Türkiye`ye göç edenlerin üzerine
eklenen bu kitle ile birlikte Türkiye`de yaşayan Kürtlerin sayısı
neredeyse Kuzey Kürdistan`daki kadar sayıya ulaşıyor.
Bu olğuyu dikkate
alan KKP anayurt toprakları dışında yaşayan Kürt
halkının sorunlarının çözümü; bulundukları alanlarda
sosyal, ekonomik, siyasi ve idari yaşamda kendi ulusal-kültürel kimliğiyle
yer edinmesi için mücadele eder; bu alanda varolan girişim ve
örgütlenmeleri destekler, onlara öncülük etmeye çalışır;
Türkiye`de yaşayan Kürtlerin iki halkın emekçilerinin birleşik
mücakelesinin örülmesinde rol oynamasını sağlamaya
çalışır.
Devrimin Niteliği
Kapitalizmin doğal
sonucu olan ekonomik krizlere Türkiye kapitalizminin bağımlı
niteliğinden dolayı, imperyalizmin krizleri de ekleniyor. Ekonomik
bunalim derinleşiyor, süreklileşiyor, sosyal ve politik
yaşamı kapsayarak genelleşiyor. Her türlü anarşi, eroin ve
silah ticareti düzenin kaçınılmaz sonuçları haline geliyor.
Rejim mafyalaşıyor ve kara para aklamanın yurdu haline geliyor.
Kapitalist sistem yapisal olarak çürüyor ve tarihsel sonuna
yaklaşıyor. Halkımızın/halklarımızın,
işçi sınıfımızın ulusal-toplumsal ilerlemesinin
önündeki temel engel halini alıyor.
1-
Tekelci kapitalizmin kaçınılmaz çelişkilerinin
büyümesine paralel olarak; proleterya artan oranda kendini sistemin kökten
değiştirilmesi zorunluluğuyla karşı karşıya
gelmiş buluyor. Yalnızca proleterya, sonuna kadar ve tam bir
tutarlıkla, kapitalist sistemi kökten değiştirip, onun yerine
üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olduğu; malların
üretimin toplumun her yönden gelişiminin merkezine
alındığı, refah ve özgürlüğün toplumun tüm
bireylerince paylaşımının gerçekleştirme
yeteneğindedir. Bu iktidarı kendi sınıf demokrasisi
şeklinde ele geçirme zorunluluğundaki proleterya için tam bir sosyal
devrimi zorunlu kılmaktadır.
2-
K. Kürdistan`da, ulusumuzun tüm ulusal hak ve özgürlüklerden yoksun
oluşundan beslenen ulusal çelişki; diğer ekonomik, sosyal
çelişkilerle yan yana, iç içe geçmektedir. Bu durum, bir yandan güçlü bir
ulusal bilinç ve direnci
uyandırırken, diğer yandan da tüm sosyal sonuçlarıyla
artık çürümekte olan kapitalizm tarafından beslenen proleterya
devrimine ulusal bir nitelik
kazandırmaktadır.
TC devleti,
Kürdistan`da halkımızın üzerinde ulusal baskı
aygıtının olmasının yanı sıra;
işbirlikçi Kürt burjuvazisinin sınıf egemenliğinin ve
kapitalist sömürüsünün de bir aracıdır. Işçi-emekçi
çoğunluk, tekel altına alınan demokrasiyi yalnızca
kazanmakla değil, fakat onu ulusal bakımdan oluşturmakla da
karşı karşıyadır.
3-
Işçi sınıfının kurtuluşu, kendi eylemiyle
gerçekleşecektir. Proleterya, toplumun ezilen ve sömürülen
yığınlarını kurtarmadan, kendisi de kurtulamaz. Kent
ve kır emekçileri; küçük esnaf, zanaatkarlar, küçük üreticiler
yalnızca siyasal bakımdan ezilmekle kalmıyor, aynı zamanda
tekelci kapitalizmin ekonomik baskıları altındadırlar.
Sosyal devrimde proleteryanın doğrudan müttefikleri haline
geliyorlar. Bu gelişme, proleterya devrimine genel bir emekçi nitelik
kazandırmaktadır.
4-
Kürdistan komünistleri, yalnızca proleteryanın değil,
ezilen ve sömürülen işçi-emekçi halkımızın
çıkarlarını temsil ediyorlar, bu uğurda
savaşıyorlar. KKP; kendini herşeyden önce proleteryanın
çıkarlarını savunmakla yükümlü kıldığı
halde; halkımızın tarihten gelen ileri, devrimci mirasına
sahip çıkmaktadır. Halkımızın ulusal özgürlük ve
demokrasi uğrundaki mücadelesini proleteryanın hegemonyası
altında sosyalizm uğruna mücadele ile kopmaz bir bütünlük içerisinde
zafere götümek için kavga veriyor.
5-
KKP; küçük burjuva milliyetçiliğinin ulusal zulme karşı
geliştirdiği ve ilerici öz taşıyan devrim mücadelesini
desteklemekle birlikte, onun proleteryanın uluslararası
birliğini zayıflatan ve Kürdistan proletaryasını ulusal
dargörüşlülüğe hapseden politikalarına karşı ise
mücadele eder.
6-
KKP; ulusal sorunda ulusal baskının ve
ayrıcalıkların bütün biçimlerine son vermeyecek olan reformist
çözümleri reddeder. Genel olarak reformları ulusal-toplumsal
kurtuluşa giden yolda kazanılmış mevziler olarak görür.
7-
Proleteryanın, halkımızı tam kurtuluşa
götürecek sosya devrimi; Kürdistanìn ulusal ve toplumsal dinamiklerinden
kaynaklayarak gelişen Ulusal Demokratik Halk Devrimidir. Türkiye ve Küzey
Kürdistan arasında gerçekleşen ekonomik entegrasyon ve bunun
yolaçtığı sosyal, siyasal kültürel sonuçlar, iki halkın
arasında birleşik devrim dinamizmi yaratmıştır. Iki
halkı ortak düşmana karşı kurtuluşa götürecek olan
birleşik devrim dinamikleri herhün güçlenmektedir.
KKP; devrimi
sınıf çıkarları doğrultusunda daha güvenli
adımlarla zafere götürmek amacıyla Türkiye işçi
sınıfıyla siyasal ve sendikal birliği amaçlar, ortak
mücadeleyi geliştirir.
8-
Tekniğin, ulaşımın, haberleşmenin, meta ve
sermaye dolaşımının olağanüstü boyutlarla
gelişmesi ve son yıllarda derinleştirilen küreselleşme
süreci, kapitalist ülkeleri tek bir dünya pazarının birer bölgesi
haline getiriyor. Proleteryanın da tek bir nihai amaç etrafında uluslararası
hareket birliğinin zeminlerini
güçlendiriyor, önemi artırıyor. Dünya komünist hariketinin
enternasyonal birliğinin yaratılması ivedi ve yaşamsal bir
görev haline getiriyor.
Uluslararası
proleterya ile komünizm hedefinde aynı amacı paylaşan
K.Kürdistan proleteryası, dünya proleterya ordusunun ulusal bir
müfrezesidir. Kürdistan proleteryası her ulusal müfreze gibi, öncelikle
ulusal çaptaki sınıf mücadelesini kendi lehine zafere götürmekle,
uluslararası görevlerinden doğan yükümlülüklerini en iyi şekilde
yerine getirebilecektir.
9-
K.Kürdistan`daki Ermeni, Arap, Asuri, Azeri, gibi ulusal
azınlık ve topluluklar da Kürtlerle birlikte basından beri,
Türkiye`nin ekonomik, politik sistemi eçerisine zorla dahil edilerek baski
altına alınmışlardır. Bu halklar, her türlü ulusal
haktan yoksun bırakılarak, zoraki asimilasyonla eritilmeye
çalışılmaktadırlar.
Kürdistan`daki bu
halkların kaderi, Kürt ulusunun kaderiyle içiçedir. Bundan dolayı
proleterlerinin Kürdistan proleteryası ile tek parti çatısı
altında örgütlenmeleri, devrim süreci ve mücadelesinde birleşmeleri
zorunludur. Ayrıca bu azınlıkların tek parti
çatısı altında bölgesel özerk parti örgütlenmeleri hedeflenir.
Bu ulusal azınlık ve toplulukların kurtuluşları, özgür
ve sosyalist Kürdistan Halk Cumhuriyeti ile gerçekleşecektir.
KKP`nin Niteliği ve Iktidar Hedefi
KKP; Kuzey Kürdistan
proleteryasının partisidir. Proleteryanın
bağımsız sınıf siyaseti etrafında örgütlenmesini
ve birliğini savunur. Nihai amacı; sosyalizmi kurarak, toplumu
sınıfsız, sömürüsüz komünist bir düzene götürmektir. Bu
amacına varabilmek için, Kürdistan`da Ulusal Demokratik Halk Devrimi`ni
zafere götürüp proletarya diktatörlüğünü kurmayı hedefler.
KKP;
koşulların ya da devrimin proletarya iktidarına yol
açmaması halinde de ulusal egemenliğin, proletarya iktidarı
şeklinde gerçekleşmesi için mücadelesini sürdürür.
KKP; diğer emekçi
katmanlara proletaryanın sınıf çıkarlarından hareketle
yaklaşır. Proletaryanın sınıf
çıkarlarını tüm emekçi halk adına genelleştirerek
(programlaştırarak) zora dayalı devrim mücadelesini sürdürür.
KKP; ulusal ve
toplumsal kurtuluşu, tek bir tarihsel devrim süreci olarak görür. Ve
ulusal kurtuluşun elde edildiği süreçte kapitalist özel mülkiyete son
vererek, ücretli emek sömürüsünü ortadan kaldırmayı hedefler.
KKP; bu temel
perspektiften hareketle ulusal özgürlük, demokrasi, sosyalizm hedefinde, Ulusal
Demokratik Halk Devrimi`nin proletaryanın öncülüğünde yürütülmesini
savunur. Emperyalizme, ulusal baskıya, faşizme ve kapitalizme
karşı; proletaryanın yoksul köylülükle temel ittifakini
gerçekleştirerek; kent ve kir küçük burjuvazisi, aydınlar ve devrimci
demokrat yurtsever güçlerin Kürdistan Ulusal Demokratik Halk Cephesi`nde
birliğini yaratmak için çalışır. Kürt ve Türk
halklarının Birleşik Demokratik Halk Cephesi`ni oluşturmak
için mücadele eder.
KKP; yakın politik
iktidar hedefi olarak federasyonu amaçlar. Türkiye halklarıyla federal
temellerde ve eşit koşullu iktidar birliğini hedefler. Kuzey
Kürdistan`da bu hedef doğrultusunda KÜRDISTAN SOSYALIST HALK
CUMHURIYETI`nin kuruluşu için mücadele eder.
KKP; Kürdistanìn
Türkiye`den ayrılması ya da birlikte kalmasının
belirlenmesi için, tamamen özgür bir ortamda Kürdistan`da referanduma
başvurma politikasını savunur.
ULUSAL KURUCULUK VE SOSYALIZMIN INŞASI
Kürdistan Komünist
Partisi; Kürdistan Halk Cumhuriyeti`nce ulusal yeniden oluşumu da
gerçekleştirecek olan sosyalist kuruculuğa yönelişte; temel
çizgileriyle ekonomik, politik,sosyal ve diğer alanlarda
aşağidakı tedbirlerin alınmasını ve yerine getirilmesini
öngörür:
A) Dış siyaset
1-
Halk Cumhuriyeti; emperyalizmin, ülkemiz üzerinde
bağlayıcılığı bulunan bütün mali, askeri, siyasi
anlaşma ve yükümlülüklere son verecek, emperyalizme ait askeri üs ve
tesislere el koyacaktır.
2-
Emperyalistlerce dünyanın yeniden bölüşümü ve halkların
köleleştirilmesine, her türlü emperyalist müdahalı, saldırı
ve amborgaya, emperyalistler arası bloklaşmalara karşı
çıkar. Uluslararası komünist ve devrimci hareketle, ulusal-toplumsal
kurtuluş hareketleriyle, sosyalist ve anti-emperyalist ülkelerle
enternasyonal dayanışmayı gerçekleştirir.
3-
Bölgemiz halkları ve devletleriyle, karşılıklı
işbirliği ve ortak çıkara dayalı barışçı
ilişkilerin kurulmasıni savunur.
4-
Doğanın ekolojik dengelerinin korunması, insan
haklarının savunulması, gökyüzü, uzay, denizler, nehirler ve
kutuplar üzerinde uluslararası ortak çıkarların gözetilmesi
dış politikada temel alınacaktır. Bu konuda
alınmış ortak kararlara uyulacak, başkalarının
uymasına da titizlik gösterilecektir.
B) Siyasal alanda
5-
Halk Cumhuriyeti; TC devletinin Kürdistan`daki idari, siyasi, askeri,
kültürel kurum ve mekanizmalarını kaldıracak.
6-
Halk Cumhuriyeti, halkın yaşama, yürütme ve yargı
organlarının oluşturulmasını ve denetlenmesini
sağlayacak; din, cinsiyet, milliyet farkını gözetmeden, insan
hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak olan sosyalist içerikli bir
anayasayı hazırlayıp halklarımızın genel
oylamasına sunacak.
7-
Iç ve dış güvenliğin sağlanması için; Halk
Milisleri ve Halk Ordusu oluşturulacak; TC devleti ve emperyalist
devletlere ait askeri kurum, üs ve tesislerden el konulan askeri araç-gereç ve
donanım Halk Ordusu ve Halk Milisleri`ne devredilecek.
8-
Ulusal devletin kuruluşu ve örgütlenmesini, proletarya demokrasisi
ilkeleri temelinde gerçekleştirecek; sosyal, kültürel yaşamın
derinliklerinde işlerlik kazanabilmesi yolunda ısrarlı bir
politika izleyecek.
9-
Bürokratikleşmeyi ve yönetim kademelerinin halktan kopuşunu
önleyecek tedbirler alacak; merkezi ve yerel her düzeyde yönetim birimleri
görev ve sorumlulukarını yerine getirirken, faaliyetleri halka
açık ve denetlenebilir olacak.
10-
Her kademede yerel yönetimler güçlendirilecek; tüm toplum kesimlerinin
aşağıdan katılım ve denetimleri sağlanacak;
yöneticilerin, sorumluların ilgili toplum birimi tarafından
gerektiğinde görevden alınabilmeleri işleyiş olarak hàkim
kılınacak.
11-
Sosyalist demokrasi; halkın tüm kesimlerine kendi kendini
yönetebilmeleri için politik, kültürel vb. Örgütlenme hakkı tanıyacak
ve bu yönde teşvik edici olacak.
12-
Burjuvazinin ideoljik, politik, ekonomik varlığına
karşı kararlı, uzlaşmaz bir mücadele yürütülecek.
13-
Işkence insanlık suçu sayılacak ve yasaklanacak.
14-
Yargı yürütmeye bağlı olmaktan çıkarılacak,
yargıç ve savcıların yukardan atanmaları yerine,
aşağıdan (tabandan) belirlenmeleri sağlanacak.
15-
Henüz gerçekleşmemiş ise, ülkemizin birliğinin
sağlanması yönünde politikalar belirleyip hayata geçirecek.
C) Ekonomik alanda
16-
Devlete, özel sektöre ve emperyalistlere ait bütün tekelci, büyük ve
orta boy işletmelere, banka ve sigorta, şirketlerine el konularak,
toplumsallastırılacak. Sanayi alanındaki küçük üretimin
tasviyesinde işletme sahiplerinin ikna edilmesi esas alınacak.
17-
Kamulaştırılan bankaların mali
varlığı tek bir ulusal bankada birleştirilerek yeni bir
mali sistem oluşturulacak. Büyük iç ve dış ticaretin tamamı
kamu mülkiyetine alınacak; küçük esnaf ve zanatkàrların küçük üretim,
mülkiyet ticaretlerine dokunulmayacak, kollektif üretime geçmeleri ikna yoluyla
sağlanacak.
18-
Bütün büyük toprak mülkiyetine, üzerindeki araç-gereçle birlikte el
konulacak. Toprak alım ve satımı yasaklanacak; büyük
toprakların üzerinde kollektif mülkiyet ve üretim gerçekleştirilecek;
yeni teknik donanımlarla tarımsal üretimin sosyalizasyonu ve
verimliliği sağlanacak; orta ve küçük toprak sahiplerinin mülkiyet ve
üretimleri kooperatiflerde birleştirilerek, gerekli araç-gereç ve kredilerle
desteklenecek, sosyalist kollektif mülkiyete geçişleri için ikna esas
alınacak.
19-
Sürüleri, otlakları, besicilik ve mandracılığı
geliştirecek; hayvan türleri çoğaltılıp islah edilerek
hayvancılık geliştirilecek. Küçük sürü sahiplerinin mal
varlığı ve küçük çaplı besicilik korunarak
kooperatifçiliğe geçişleri sağlanacak; süreçte kollektif
mülkiyete geçişleri için ikna edilmeleri hedeflenecek.
20-
Sosyalist kuruculuğun başında toplumsal mülkiyet ve
üretimin yanısıra özel küçük mülkiyet ve üretim de varolacaktır.
Farklı mülkiyet türlerinin birarada yaşayacağı geçiş
sürecinde ağır da olsa sanayi, tarım ve ticarette küçük üretimin
tasfiye edilmesinde, sosyalist mülkiyetin çekiciliği ve toplumda yaratacağı
refahın etkisi belirleyici rol oynayacak.
21-
Ormanlar, nehirler ve göller kamu mali olarak toplum yararına
değerlendirilecek ve korunacak.
22-
Ekonomide merkezi planlama ile yerel planlamanın uyumlu
birliğine dayanan sosyalist planlama esas alınacak; enerji, bölgesel
çaptaki demiryolu, havayolu, savunma, dış ticaret.. vb. Merkezi
planlama kapsamına alınacak.
23-
Ekonomide kendi kendine yeterlilik ilkesi gözetilecek, ancak bununla
kendini uluslararası bütünleşmeden yalıtlamayacak.
Uluslararası bütünleşme ile kendi kendine yeterlilik bir bütünün
parçaları olarak algılanıp uygulanacak.
D) Sosyal alanda
24-
Tüm çalışanlar, Kürdistan Sendikalar Birliği`nde
birleştirilecek; sendikaların devlet yönetimine katılmaları
gerçekleştirilecek; sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme
yasalarla güvence altına alınacak.
25-
Tam istihdam gerçekleştirilerek, işsizlik ortadan
kaldırılacak. İş günü ağır işlerde 6 saati,
diğer tüm işlerde 8 saati asmayacak biçimde düzenlenecek, iş
saatleri kademeli olarak daha da düşürülecektir. 16 yaşından
küçük çocukların çalıştırılması
yasaklanacaktır.
26-
İnsan merkezli sosyalist ekonomide, üretimde
gerçekleştirilecek teknolejik yenilenme ile çalışma saatleri
giderek düşürülerek, zamanın özgürleşmesi hedeflenecek; maddi
üretim alanındaki çalışma saatlerinin azaltılmasıyla
orantılı olarak zamanın özgürleşmesi, bireyin sosyal.
Kültürel. Siyasal vb. Yönlü gelişmin nesnel koşullarının
yaratılması hedeflenecek.
27-
Herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre ücret ilkesi
yaşama geçirilecek.
28-
21 Mart Newroz, 1 Mayıs ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
tatil günleri yapılacak ve devletce kutlanacak.
29-
Yol, su, enerji ve sağlık hizmetleri yurdun her tarafına
bedelsiz götürülecek.
30-
Yeni imar politikası çerçevesinde kentleşmenin sorunları
çözümlenecek, konut sorununu tamamıyla karşılayabilmek için
gerekle önlemler alınacak.
31-
Tüm alanlarda kadın-erkek ayrımı ortadan
kaldırılacak; kadınların örgütlenmesi, politik ve kültürel
düzeyinin yükseltilmesi, ülkenin ekonomik, politik ve kültürel düzeyinin
yükseltilmesi, ülkenin ekonomik, politik, sosyal yaşamına
katılımları sağlanacak. Her türlü yönetim organına
kadınların etkin katılımını sağlamak üzere
teşvik edici politikalar belirlenecek, bunun için koşullar
hazırlanacaktır.
E) Dil, kültür, eğitim-öğrenim alanında
32-
Resmi devlet dili kaldırılacak; Kürt dili, kültürü ve
sanatının gelişmesi, toplum içerisinde
yaygınlaştırılması için gerekli önlemler
alınacak; sanatın metalaşmasına karşı politikalar
geliştirilecek.
33-
Enternasyonalist kültür ve bilincin toplumda egemen olabilmesi için
çaba sarfedileçek.
34-
Radyo, TV yayınlarının halkın eğitim ve
kültürel düzeyini yükseltme doğrultusunda yeniden düzenlenecek; sinema,
tiyatro ve sporu geliştirecek ve amatör kitle sporunun gelişip
yaygınlaşması hedeflenecek.
35-
Çocukların okul öncesi sağlık ve eğitim için
gerekli kurum, araç, personel temin edilecek; ilköğretimden
yükseköğretime kadar bütün eğitim kademeleri parasız hale
getirilecek; bütün çocuk ve gençlerin eğitim-öğrenim görmeleri
hedeflenecek; yetişkin eğitimini yurdun her tarafına
taşıyacak.
36-
Merkezi ve yerel başının gelişmesi için gerekli önlemler
alınacak, kütüphane ve okuma salonları
yaygınlaştırılacak.
37-
Ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamda bedensel ve zihinsel
engellilerin konumları, özgül talepleri dikkate alınarak gerekli
düzenlemelere gidilecek.
38-
Dini inançlarindan dolayı kimseye baskı yapılmayacak;
dinin siyasal kimlik kazanmasına karşı önlemler alınacak.
39-
Kürdistan komsomolunun ülkenin ekonomik, politik, sosyal
yaşamına katılması sağlanacak.
F) Ulusal azınlıklar ve topluluklar sorununun çözümü
40-
Ermeni, Azeri,Asuri, Arap ve Türk halklarının topluca
bulundukları bölgelere özerklik tanınacak;ülke yönetimine tam hak
eşitliğiyle katılmalarını sağlayacak.
Soykırım ya da zorla göçettirme nedeniyle ülkeyi terketmek zorunda
bırakılan Ermeni ve Süryanilerin başta olmak üzere yurda
dönüş istekleri karşılanacak.
41-
Anayasadaki temel ilkeler dahilinde Ermeni, Arap, Azeri, Asuri ve Türk
halklarının kendi diliyle ve öğrenim yapmalarını
sağlayacak; basın, radyo, televizyon, sinema, tiyatro vb. Araçlardan
yararlanmalarını gerçekleştirecek.
GÜNCEL TALEPLER UĞRUNA MÜCADELE
KKP; tüm devrumci,
demokrat, sosyalist güçler ve barış savunucuları, çevreciler,
kadın ve insan hakları savunucuları ile birlikte
aşağıdaki acil güncel talepler uğruna mücadeleyi
geliştirir:
A)Siyasal, kültürel yaşamın özgürleştirilmesi
1-
1-1982 Anayasasi`nın iptal edilmesi; Kürt, Türk ve
azınlık haklarının çıkar eşitliğini, insan
hak ve özgürlüklerini güvence altına alan yeni bir anayasanın
hazırlanması,
2-
Olağanüstü Hal, DGM, Bölge Valiliği, sürgün, sansür vb.
Yasaların ve kanun gücündeki tüm kararnamelerin iptal edilmesi. Bölge
Valiliği, JITEM, Özel Hareket Tim, köy koruculuğu gibi özel
savaş birimlerinin iptal edilmesi,
3-
Kürdistan`daki askeri operasyonlara son verilmeli. Nüfusun zorla
göçettirilmesi durdurulmalı, devletin militarist güçlerince evleri
yakılıp, yıkılan, mallarına el konulanların
zararları devletce karşılanmalı; bu yıkıma neden
olan devlet kurumları ve sorumluları yargılanmalı; köy ve
kasabasına geri dönmek isteyenlere uygun, güvenli ortam
hazırlanmalı,
4-
İşkece insanlık suçu sayılmalı ve
işkenceciler yargı önüne çıkarılarak
cezalandırılmalı,
5-
Kürtçe,nin ve azınlık halklarının dilleri
üzerindeki yasak sona erdirilmeli, anadilde eğitim ve basın
üzerindeki yasaklar kaldırılmalı, resmi devlet dili
uygulamasına son verilmeli,
6-
Basın-yayın, kültür-sanat, toplantı, gösteri ve siyasi
örgütlenmeler gibi hak ve özgürlükleri kısıtlayan, yasaklayan, bütün
yasalar iptal edilmeli,
7-
21 Mart Newroz, 1 Mayıs ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
yasallaşmalı ve resmi tatil günleri haline getirilmeli
8-
Genel af çıkarılmalı, idam cezası
kaldırılmalı ve savaş hukuku ihlalleri
araştırılarak sorumlular cezalandırılmalı,
9-
Din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınmalı,
din ve mezhep ayrımcılığına son verilmeli, devlet
eliyle dini eğitim ve öğretime son verilmeli.
B) Çalışma hayatının iyileştirilmesi
10-
Tüm işyerlerinde, işçilerin özgürce sendikalaşma,
sendika seçiminde referandurma başvurma, toplu sözleşme, grev,
dayanışma grevi ve genel grev haklari
yasallaştırılmalı, lokavt yasaklanmalı,
11-
Başta mevsimlik işçiler olmak üzere, tarımsal alandaki
ücretli iş gücünün sendikalaşması için destek verilmesi,
12-
Yaşamın her alanında sigotasız işçi
çalıştırılmasının yasaklanması,
çalıştıranların ağır cezalara
çarptırılması,
13-
Tam bir talan düzenine dönüştürülen özelleştirmeye son
verilmelidir. Iş güvenliği, işçi sağlığı,
SSK ve emeklilik yasalarının çalışanlar lehine yeniden
düzenlenmesi, işsizlik sigortasının kurulması, işçilerin
ve sendikaların iş yaşamını ilgilendiren her alanda
yönetim ve denetim haklarının yasalarla güvenceye
bağlanması,
14-
Istihdam esnekliği adi altında patronların istedikleri
gibi işçileri işten atmalarının yasalarla engellenmesi,
15-
Bütün işyerlerinde işgününün en fazla 8 saat, haftalik
iş gününün 5 gün olarak sınırlandırılması,
ağır ve sağlığa zararlı işyerlerinde ücret
indirimi yapılmadan işgününün en fazla 6 saat ile
sınırlandırılması, fazla mesainin yasaklanması,
16-
Asgari ücretin günün koşullarına uygun, işçinin ve
ailesinin ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarini karşılayacak düzeyde ve
işçi temsilcilerinin etkin olduğu bir komisyonca belirlenmesi ve
vergi dışı bırakılması,
17-
Memurlara toplu sözleşmeli, grevli sendika hakkının
tanınması, siyasi partilere üye olma ve genelde politik mücadeleye
katılımlarını engelleyen yasaların
değiştirilmesi, güvenlik soruşturmasının
kaldırılması,
18-
Çırakların tüm işçi haklarından
yararlandırılması, 16 yaşından küçüklerin
çalıştırılmasının yasaklanması, ucuz emek
gücü olması nedeniyle çocukları çalıştıran
işverenlerin cezalandırılması,
19-
Emekli ve bakıma muhtaç olanların gelirlerinin insanca
yaşamlarını sürdürebilecikleri bir düzeye
çıkarılması ve ihtiyaçlarının devletce
karşılanması, parasız sağlık hizmetlerinin her
alanda yasalarla güvence altına alınarak
yaygınlaştırılması.
C) Kadınlara
her alanda eşitlik
20-
Erkek
egemenliğini esas alan tüm yasaların iptal edilmesi,
21-
Kadınların
dövülmesinin yasaklanması, kadınlarının bedenlerinin ve
yasamlarının üzerindeki her türlü çağ dişi örf, adetten
kaynaklanan denetimin ve kadının meta yerine koyan başlık
parasının yasaklanması,
22-
Her alanda
kadın-erkek eşitliğinin gerçek yaşamda sağlanması
ucuz kadın emeği kullanımının yasaklanması ve
eşit ücretle çalışma ilkesinin yaşamın her
alanında uygulanması,
23-
Kadın
sırtından kàr sağlayan insan onurunu
aşağılayıcı tüm yerlerin kapatılması ve bu
alanda çalışanlara iş bulunması,
24-
Çalışan
kadınların 3èr ay doğum öncesi ve sonrasi ücretli izine
ayrılma haklarının sağlanması, doğum sonrası
istediği taktirde 3 yıl ücretsiz izinli sayılması, tüm
işyerlerinde ve devlet kurumlarında işverence kreyş ve
çocuk yuvasının kurulması yasalarla zorunlu
kılınması.
D) Emekçi köylülük
üzerindeki baskılara son verilmeli
25-
Devlet
tarafından zorla göçettirilen köylülerden, geri dönenlerin (ve
döneceklerin) ekonomik, sosyal yaşamlarını yeniden kurabilmeleri
için devlet tarafınden özel olarak karşılıksız
desteklenmesi,
26-
Orta köylülük,
küçük üreticiler üzerindeki devletin, tekellerin, toprak ve tarım
burjuvazisinin baskılarının sona erdirilmesi; yeterli araç-gereç
ve kredilerden yararlanmalarının sağlanması;develete,
bankalara, aracı-tefeci ve tüccarlara olan borçlarının iptal
edilmesi,
27-
Tekellerin,
toprak ve tarım bujuvazisinin lehine işleyen taban ve baş fiyat
uygulamasına son verilerek, emekçi köylülük lehine tek fiyat sisteminin
getirilmesi,
28-
Hayvancılığın
geliştirlebilmesi için devletin militarist güçlerince tahrib edilen ve
kullanımı yasaklanan yaylaların güvenli hale getirilmesi, orta
ve küçük köylülüğün hayvancılığı geliştirebilmesi
için düşük faizli kredi ile desteklenmesi.
E) Gençliğe güvenli gelecek
29-
Irkçı, şöven, asimilasyoncu eğitime son verilmesi,
eğitim ve öğretimin ana dilde yapılması,
30-
Toplumun geleceği olan çocukların bedensel ve ruhsal
bakımdan sağlıklı büyüme ortamlarına
kavuşturulması, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları
Beyannamesi`nin eksiksiz uygulanması,
31-
Kişisel yeteneğe ve öğretimi esas alan bir eğitim
sisteminin hazırlanması, gençlerin sınavsız ve parasız
eğitim hakkına kavuşturulması; eğitim sisteminin
demokratikleştirilmesi, üniversitelerin özerk yapıya
kavuşturulması, YÖK`ün lağvedilmesi,
32-
Gençliğe (öğrenci gençliği) siyaset yapma
yasağını içeren yasaların kaldırılması,
seçilme yaşının 18e indirilmesi,
33-
33 Amatör kitle sporunun yaygınlaştırılması,
alt yapısının devlet tarafından hazırlanması,
34-
Kültür-sanatın taşıyıcıları ve
üreticileri olan aydınlar, sanatçılar üzerindeki baskılara son
verilmesi ve çalışmalarını sürdürebilmeleri için gerekli
desteğin sağlanması,
F)Kentler özerk ve yaşanılır hale getirilmeli
35-
Hafif şiddetli bir depremin bile Diyarbakır başta olmak
üzere Kürdistan kentlerinde büyük felaketlere yol açar. Bu gerçek dikkate
alınarak çarpık, imar planına aykırı
yapılaşmanın önlenmesi,
36-
Arsa spekülasyonunun önlenmesi, kira artışlarının
üzerinde kesin bir denetimin kurulması,
37-
Içilebilir suyun, enerjinin halkın ihtiyaçlarını karşılayabilir
düzeye çıkarılması; kentlerde sağlıklı yaşam
için su ve kanalizasyon şebekelerinin modernizasyonu başta olmak
üzere, alt yapının hızla tamamlanması; yerel yönetimce maddi
teknik araç-gereç ile desteklenmesi,
38-
Tüm yerel yönetimler üzerindeki devlet baskısı ve merkezi
müdahaleye son verilerek özerk, demokratik yapıya kavuturulması.
KÜRDİSTAN KOMÜNİST PARTİSİ; PROGRAMDAKİ
HEDEFLERİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN BÜTÜN GÜCÜYLE
ÇALIŞIR. KÜRDİSTAN`DAKİ KOMÜNİST GÜÇLERİ ÖRGÜTSEL
YAPISI İÇERİSİNDE YER ALMAYA ÇAĞIRIR.